Ama Yetmiş Birinci Gece Olunca
Ama Yetmiş Birinci Gece Olunca

Ama Yetmiş Birinci Gece Olunca

     Sözünü sürdürmüş: 

     Dav-ül-Mekân, ülkesinin bu serin yelini duyumsayınca, aldığı soluk, göğsünü kız kardeşi Nüzhet’in, babasının ve anasının anılarıyla doldurmuş ve hemen kız kardeşi Nüzhet’in yokluğunun farkına varıp onun Nüzhet’siz yalnız döndüğünü gören ana babasının duyacağı kederi düşünmüş ve ağlamış; son derece sıkıntıya düşerek şu dizeleri okumuş:
     Sevdiğim şey! Sana bir daha hiç ulaşamayacak mıyım? Sevdiğim şey! Bu sessizlik hep böyle gelip, sürüp gidecek mi? Ah! Kavuşmanın saatleri ve zevkleri ne kadar kısa! Ayrılık günleriyse ne denli uzun! Gel! Gel! Tut elimi! İşte arzumun tüm ateşiyle eriyen bedenim, karşında! Gel! Ve bana unutmamı söyleme! Allah rızası için, kendi kendimi avutmamı söyleme bana! Benim tek avuntum seni kollarımda hissetmektedir!
     Bunu duyan iyi yürekli külhancı ona, “Çocuğum, bunca ağladığın yeter! Sonra unutma ki, mabeyinci ile eşinin çadırının çok yakınında oturuyoruz!” demiş. O da, “Bırak beni ağlayayım ve beni yatıştıran ve yüreğimin ateşini biraz söndüren şiirler söyleyeyim!” diye yanıt vermiş ve artık külhancıyı dinlemeyerek ay ışığında yüzünü Bağdat’a doğru çevirmiş.
     Tam o sırada, yanıbaşında, çadırında uzanmış bulunan Nüzhet, bütün yitirdiklerini düşünerek uyuyamamış; gözleri yaşlı, hüzünlü hayaller kuruyormuş; o sırada çadırında pek uzakta olmayan bir yerden tutkulu bir sesin şu şarkıyı okuduğunu duymuş:
     Bir an ışıldadı o, mutluluğun şimşeği! Ama şimşekten sonra, gece, her zamankinden karanlık, sürdü gitti. İşte benim için de sevdiğimin zevkle bana içirdiği tatlı içki böylesine değişti. Uzaklarda kaldı yüreğimin sükûnu, bahtın yüzü belirince! Ve sevgili beklenen buluşmadan önce ruhum öldü!
     Ve bu şarkıyı bitirerek Dav-ül-Mekân bayılıp yere düşmüş. Mabeyincinin eşi genç Nüzhet’e gelince; bu şarkıyı işitince, geceleyin, yatağından kalkmış; tedirginlikle dikilmiş; ve çadırın kapısında uyuyan haremağasını çağırmış; o da hemen koşup, “Ne arzu edersiniz sultanım?” diye sormuş. Nüzhet ona, “Koş git, o şarkıyı okuyan adamı bul ve hemen buraya, bana getir!” demiş.
     Bunun üzerine haremağası ona, “Ama ben uyuyordum ve hiçbir şey işitmedim! Ve de uyuyan bütün hizmetkârları uyandırmadan geceleyin onu bulamam!” demiş. Nüzhet ona, “Bulman gerek! Senin uyanık olarak bulacağın kişi, kuşkusuz, sesini işittiğim kimse olacaktır!” demiş.
     Bunun üzerine haremağası ısrara cesaret edememiş ve sesin sahibini aramaya çıkmış. 

     Anlatısının burasında Şehrazat sabah olduğunu görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir