Ama Yetmiş Üçüncü Gece Olunca
Ama Yetmiş Üçüncü Gece Olunca

Ama Yetmiş Üçüncü Gece Olunca

     Sözünü başlamış:

     “… Ve de sakın geç kalma!” diye bağırmış.
     Bunun üzerine haremağası hanımının çadırından çıkmış, şarkı söyleyen adamı aramaya gitmiş ve uyuyanların bacaklarının arasında dolaşmaya koyularak hepsini birer birer yoklamış, ama uyanık halde bulunan hiç kimseye rastlamamış. Bunun üzerine sırtında harmani bulunmayan ve başı açık oturan külhancıya yanaşmış; onu kolundan yakalayarak “Şarkı söyleyen sensin!” diye haykırmış. Ama külhancı, dehşete düşerek, “Vallahi ben değilim! Ey haremağalarının başı!” diyerek haykırmış. Haremağası, “Şarkı okuyanı bana söylemedikçe seni bırakmam! Çünkü onu birlikte götürmeden hanımımın yanına dönmeyi göze alamam!” diye haykırmış.
     Bu sözleri işitince zavallı külhancı, Dav-ül-Mekân için büyük bir korkuya kapılmış; sızlanmaya başlayarak haremağasına, “Vallahi! Sana şarkıcının yoldan geçen biri olduğunu söylüyorum! Bana daha fazla işkence yapma! Yoksa Tanrı’ya bunun hesabını verirsin! Ben Tanrı’ya yakın olan İbrahim’in kentinden geldim!” demiş; fakat haremağası ona, “Öyle olsun! Ama yine de benim ile gelip bana inanmayan hanımıma, kendi ağzından bunları anlatacaksın!” demiş.
     Bunu duyan külhancı ona, “Ey yüce ve hayranlık uyandıran hizmetkâr, bana inan ve gönül rahatlığıyla çadırına dön ve eğer o ses bir daha duyulursa, bu kez tüm olarak beni sorumlu tutarsın. Bu durumda sadece ben suçlu olacağım!” demiş. Sonra da, haremağasını yatıştırmak ve geçip gitmesini sağlamak için çok hoş sözler bulup söylemiş ve birçok iltifatlar ederek başından öpmüş.
     Bunun üzerine haremağası, inanmış görünerek ve külhancıyı kendi başına bırakarak ama huzuruna çıkmayı artık göze alamadığı hanımının yanına gideceğine, yan yoldan dönerek külhancının pek uzağında olmayan bir yerde gizlenmiş.
     Bu sırada, Dav-ül-Mekân, baygınlığından ayılıp kendine gelmiş. Külhancı da ona, “Şimdi kalk bakalım, senin şarkın yüzünden başımıza gelenleri sana anlatayım!” demiş ve olan biteni ona anlatmış. Ama Dav-ül-Mekân, kendisini pek can kulağıyla dinlemeyerek ona, “Oh! Artık hiçbir şey bilmek istemiyorum. Hele şimdi ülkeme bu kadar yakınken, duygularımı bastırmakta haklı olacağımı sanmıyorum!” demiş.
     Bunun üzerine külhancı korkuya düşerek ona, “Ey çocuğum, şeytanın bu kötü kışkırtmasına kulak asma artık! Ben, hem kendim, hem senin için bunca korkuyla doluyken, sen nasıl böyle güven duyuyorsun? Allah aşkına, ülkene tüm olarak dönmedikçe, yalvarırım artık şarkı söyleme! Gerçekten çocuğum, senin bu kadar dik kafalı olduğunu hiç bilmiyordum. Artık mabeyincinin karısının seni cezalandırmak istediğini iyice kafana sok. Çünkü onu uyutmadın; oysa yolculuktan yorgun düşmüş ve rahatsız olmalı ki, seni aratmak için haremağasını iki kez gönderdi!” demiş.
     Ama Dav-ül-Mekân külhancının sözlerine kulak asmadan, üçüncü kez sesini yükselterek şu dizeleri okumuş:
     Uzakta! Artık ruhumu tedirgin eden bu kınamaları ve gözlerimde uykusuzluğu istemiyorum. Bana, “Ne çok değiştin!” diyorlar. Onlara, “Siz bilemezsiniz!” diyorum. Bana “Aşk yüzündendir!” diyorlar. Ben de onlara, “Artık aşkı da, aşk bardağını da, aşk hüzünlerini de istemiyorum!” diyorum. Ah! Ben artık sadece kalbimi yatıştıran, işkence gören yüreğime merhem olacak şifa veren şeyler istiyorum!
     Ama Dav-ül-Mekân bu dizeleri henüz söyleyip bitirdiği sırada haremağası, önünde belirmiş. Onu görünce zavallı külhancı öyle korkmuş ki, uzaklara kaçmış ve olup biteni uzaktan izlemiş.
     Bunun üzerine haremağası saygıyla Dav-ül-Mekân’a yaklaşmış ve “Barış senin üstüne olsun!” demiş…

     Anlatısının burasında Şehrazat sabah olduğunu görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir