Ama Seksen İkinci Gece Olunca
Ama Seksen İkinci Gece Olunca

Ama Seksen İkinci Gece Olunca

     Demiş ki: 

     Yine anlatırlar ki, Yalınayak’ın kız kardeşi, bir gün, İmam Ahmet bin Hambeli’yi bulmaya gitmiş ve ona, “Ey iman sahiplerince ermiş bilinen İmam! Bana bir şeyi açıklaman için ziyaretine geldim. Geceleyin uyanıp evimizin taraçasında yoldan geçenlerin tuttuğu meşalelerin ışığında yün eğirmeyi âdet edindim. Çünkü evimizde hiç ışık yok. Gündüzün de çalışıyor ve evin yiyeceğini hazırlıyorum. Şimdi söyleyin, bana ait olmayan bir aydınlığı kullanma, hakkım var mı benim?” diye sormuş. Bunun üzerine İmam ona, “Sen kimsin, ey Hatun?” diye sormuş. O da, Yalınayak Bişr’in kız kardeşiyim!” demiş.
     Ermiş İmam ayağa kalkarak genç kızın önünde toprağı öpmüş ve ona, “Ey ermişlerin içinde en güzel kokan hemşire, keşke bütün ömrümce yüreğinin saflığını soluyabilsem!” demiş.
     Yine anlatırlar ki, bilgeler içinde bir bilge şu sözleri söylemiş: “Tanrı kullarından birinin iyiliğini isterse, onun önünde ilham kapılarını açar!”
     İşittim ki, Malik bin Dinar, çarşılardan geçerken ve hoşuna giden şeyleri seyrederken, “Nefsim, boşuna çabalıyorsun! Seni dinlemeyeceğim!” diyerek kendi kendini azarlıyormuş. Çünkü, kendisi, “Nefsini kurtarmanın tek yolu ona hiç itaat etmemektir” demeyi tekrarlamayı pek severmiş.
     Ve Mansur bin Ömer bir olayı bize şöyle aktarmıştı: “Bir zamanlar Küfe kentinden geçerek hac için Mekke’ye gitmiştim. Kapkaranlık bir gece, gecenin bağrında, hemencecik yakınımda, nereden geldiğini pek seçemediğim bir sesin şu duayı okuduğunu duydum: ‘Ey yüce Tanrım, ben, senin yasalarına karşı çıkanlardan ve de iyiliklerini görmezlikten gelenlerden değilim. Bununla birlikte, Tanrım, geçmiş zamanlarda, belki de pek ağır günahlar işlemişimdir; senden bağışlanmayı ve hatalarımın hoş görülmesini diliyorum. Zira niyetlerim kötü değildi; eylemlerim bana hainlik etti!’
     Ve bu dua bitince, bir gövdenin olanca ağırlığıyla toprağa düştüğünü duydum ve bu sesin, gecenin sessizliği içinde ne olabileceğini bilmiyor ve de bu duanın anlamını da kavrayamıyordum; bunları okuyan ağzı da karanlıkta seçemiyordum, dolayısıyla olanca ağırlığıyla toprağa düşen gövdenin de ne olduğunu keşfedemedim. Bunun üzerine, kendi bakımından, ‘Ben, bir hac yolcusu olan Mansur bin Ömer’im! Bir yardıma ihtiyaç duyan kim var orada?’ diye haykırdım. Bana hiçbir cevap gelmedi. Ben de işi oluruna bıraktım. Ama ertesi sabah bir cenaze alayı gördüm ve tabutu taşıyan cemaata karıştım; önümde dertle ezilmiş bir yaşlı kadın yürüyordu. Ona, ‘Bu cenaze kim?’ diye sordum. Bana, ‘Dün oğlum, ibadetini bitirdikten sonra Tanrı’nın kitabından, Tanrı sözüne inanan kişiler! Ruhunuzu sağlamlaştırın sözcükleriyle başlayan âyetleri okumuş. Oğlum, bu dizeleri okuyup bitirince, şimdi tabutta bulunan bu adem, ruhunun aydınlandığını hissetmiş ve düşüp ölmüş. Size söyleyeceklerimin hepsi bu kadar!’ diyerek yanıt verdi.”
     Ve dördüncü genç kız, bu sözleri söyledikten sonra, arkadaşlarının arasına geri dönmüş. Bunu izleyerek tüm genç kızların başında taç olan beşinci geç kız ilerlemiş ve demiş ki: “Ben, ey bahtı güzel şah, sana, işittiğim geçmiş zamanların ruhla ilgili öykülerinden söz edeceğim. Bilge Müslime bin Dinar, “Seni Tanrı’ya yöneltmeyen tüm zevkler birer felakettir” demiş.
     Anlatırlar ki, barış üzerine olası Musa, Midyan Irmağı’nın kaynağında otururken, babaları Şuayp’ın sürüsü ile iki çoban kızı ona yaklaşmış. Barış üzerine olası Musa da iki kardeş olan bu çobanlara, bir hurma ağacının oyulmuş gövdesinden yapılma yalaktan sürüye içecek su vermiş. Ve bu iki genç kız  eve dönünce, olayı babaları Şuayp’a anlatmışlar; o da içlerinden birine, “Bu genç adamın yanına git ve bize gelmesini söyle!” demiş. Genç kız da ırmağa gitmiş ve Musa’nın yanına yaklaşınca yüzündeki örtüyü açmış ve ona, “Babam, bize yaptığına karşılık olarak yemeğimizi paylaşman için seni evimize davet ettiğini söylemekle görevlendirdi beni!” demiş. Musa bundan çok duygulanmış; ama bu kadar önemsiz bir şey için ilkin onunla gitmek istememiş; sonradan razı olmuş ve onun ardından yürümüş; ama genç kızın iri bir kıçı varmış…

     Anlatısının burasında Şehrazat sabah olduğunu görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir