Ama Yetmiş Dokuzuncu Gece Olunca
Ama Yetmiş Dokuzuncu Gece Olunca

Ama Yetmiş Dokuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki:

     Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, Ömer Şah genç kızlara, “Ey sevimli genç kızlar, geçmiş zamanların hoş olaylarını öğrenmekten yana söylendiği kadar bilgi sahibi iseniz; her biriniz sırayla ortaya çıkıp kulaklarımı okşayacak anlatılarda bulunun!” demiş.
     Bunun üzerine alçakgönüllü ve çok tatlı bir bakışı olan ilk genç kız ilerleyip Şah’ın önünde yeri öperek ona:
     “Bil ki, ey zamanın şahı; yaşam, yaşam içgüdüsü olmaksızın var olmazdı. Ve bu içgüdü, insan, Tanrı’nın yardımıyla kendine egemen olabildikçe ve bundan Yaradan Allah’a yaklaşmaktan yana yarar sağlayabildikçe, o insanın içinde yerini alır. Yaşam da, insanoğluna, tüm yanılgıları ayak altına alarak güzelliği geliştirsin diye verilmiştir. Ve insanlar içinde birinciye gelen hükümdarlar, soylu, erdemler ve çıkar gütmeme yollarında da birinci olmalıdırlar. Ve kafası kültürlü, bilge insan, her koşulda, özellikle de dostlarına karşı tatlılıkla davranmalı ve cana yakın düşünceler beslemelidir. Ve düşmanlarından özenle sakınmalı ve dostlarını titizlikle seçmelidir ve de bir kez onları seçince, artık kendisi ile onlar arasına kimseyi sokmamalıdır ve aralarındaki tüm sorunları iyilikle çözümlemelidir; bunun için de dostlarını ya bu dünyayla ilişiğini kesmiş, kendini Tanrı’ya bağlamış kimselerden seçmeli, böylece onları art düşüncesi olmadan dinlemeli ve görüşlerine uygun davranmalı ya da dünya mallarına bağlı olanlar arasından seçmeli, o zaman da onların çıkarlarına zarar vermemeye dikkat etmeli ve alışkanlıklarında onlara karşı çıkmamalı ve sözlerine aykırı davranmamalıdır; çünkü karşı çıkış, ana baba sevgisini bile yozlaştırır, ve yüzeyseldir; oysa bir dost, bir başkasını yerine koymak üzere boşanılacak bir kadın değildir ve bir dosta açılan yara, asla kapanmaz; şairin dediği gibi:
     Düşün ki dostun yüreği çok kırılgandır ve tüm kırılgan şeyler gibi gözetilmelidir; çünkü dostun yüreği, bir kez kırılırsa, ince bir bardağın kırılması gibi, bir daha hiç onarılamaz!
     Şimdi bana izin verin, size bilgelerin bazı sözlerini aktarayım:
     Bil ki, ey Şah, gerçekten doğru bir hüküm vermek için, bir kadı, belirgin bir tarzda kanıt sağlamalıdır ve davalı taraflara, soylu suçluya, fakir suçludan daha fazla saygı göstermeden eşitlikle davranmalı ve özellikle de Müslümanlar arasındaki dirlik düzenliği her zaman sürdürmek için iki tarafı uzlaştırmaya meyil etmelidir ve kuşkulu durumlarda, ayrıca, uzun süre düşünmeli ve alacağı kararı birkaç kez zihninden geçirmeli ve eğer kuşku hâlâ sürüyorsa karar almaktan çekinmelidir. Çünkü adalet, görevlerin birincisidir ve haksız bulunmuş olan hakkında yeniden adalete yönelmek, her zaman adil hareket etmiş olmaktan daha soyludur ve Yüce Tanrı nazarında daha geçerlidir. Ve yine unutulmamalıdır ki, Yüce Tanrı, sadece açıkça belirgin hususlar bakımından karar almaları için yargıçlara yer vermiştir; gizli şeyler hakkında hüküm vermeyi kendine saklamıştır. Bir suçluyu işkenceye ve açlığa bağlı tutarak itiraf ettirme yoluna asla başvurmamak bir kadının mutlak görevidir. Ve zaten El-Zahiri, “Bir kadı üç şeye tenezzül etmemelidir: Yüksek tabakadan bir suçluya karşı alçakgönüllü ve saygılı davranmak, övülmeyi sevmek ve makamını yitirmekten korkmak!” demiştir. Ve Halife Ömer’in görevden uzaklaştırdığı bir kadı, kendisine, “Beni niçin görevden affettin?” diye sorunca ona, “Çünkü sözlerin eylemlerini aşıyor!” diye yanıt vermiş. Ve Büyük İskender-i Zülkarneyn, bir gün kadısını, aşçısını ve başkatibini bir araya getirerek kadısına, “Kral olarak bana ait olan ayrıcalıklarımdan en yükseğini sana verdim. Dolayısıyla krallık ruhuna sahip ol!” demiş; aşçısına da, “Bedenimin bakımını sana bıraktım; bundan böyle senin marifetine bağlı kalacak. Dolayısıyla sağlığımı bozmayan bir zanaatla onu besle!” demiş; başkatibine de, “Sana gelince, ey kalemin kardeşi, sana da zekâmın belirlenmesi işini verdim. Senden, kalemin aracılığıyla, gelecek kuşaklara beni bütünümle iletmeni rica ediyorum!” demiş.”
     Ve genç kız bu sözleri söyledikten sonra, örtüsünü yüzüne kapatarak arkadaşlarının arasına döndü. Bunun üzerine ikinci genç kız ileri çıkıp… 

     Anlatısının burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir