Ama Yetmiş Yedinci Gece Olunca
Ama Yetmiş Yedinci Gece Olunca

Ama Yetmiş Yedinci Gece Olunca

     Demiş ki:

     İşittim ki, ey bahtı güzel şahım; mabeyinci, Büyük Vezir Dendan’a dönerek ona, “Gerçekte bana anlatmış olduğun öykü, çok garip ve şaşırtıcı. Ben de kendimce bana tam bir güven göstermiş olduğundan dolayı, yüreğini ferahlatacak ve kaygılarını sona erdirecek bir haber vereyim! Bil ki, ey büyük vezir, Tanrı Emir Dav-ül-Mekan’ı ve kız kardeşi Nüzhet-üz-Zaman’ı bağışlayarak bize tutacağımız yolu kolaylaştırıyor!” demiş.
     Bu sözleri duyan Vezir Dendan, büyük bir sevince kapılmış ve “Ey saygın mabeyinci, çabuk bana beni sevince boğan bu beklenmedik haberin ayrıntılarını anlat!” diye haykırmış. Bunun üzerine mabeyinci ona, iki kardeşin tüm öyküsünü anlatmış; Nüzhet-üz-Zaman’ın kendi eşi olduğunu bildirmeyi de savsaklamamış.
     Bunun üzerine Vezir Dendan, mabeyincinin önünde eğilmiş, ona saygılarını sunmuş ve onu eşiti olarak kabullenmiş. Sonra ordunun bütün komutanlarını ve ülkenin orada bulunan ileri gelenlerini toplamış ve onlara durumu açıklamış. Hepsi de gelip mabeyincinin önünde yeri öperek saygılarını ve bağlılıklarını sunmuşlar ve böylesi mucizeleri yaratan Baht’a hayran olarak işlerin bu yola dökülmesinden dolayı sevinç duymuşlar.
     Bunu izleyerek mabeyinci ve Büyük Vezir Dendan, birer kerevet üzerine hazırlanmış yerlerine oturmuşlar ve ileri gelenler ile emirleri ve öteki vezirleri toplayarak durum üzerinde danışmada bulunmuşlar. Bu danışma toplantısı bir saat kadar sürmüş ve Şam’a gidip Emir Şarkân’ı aramaktansa, Dav-ül-Mekân’ın Şah Ömer-ün-Neman’dan sonra tahtın varisi olmasına oy birliğiyle karar verilmiş. Vezir Dendan da, ülkesinin artık en göze çarpan kişiliği olmuş bulunan mabeyinciye saygı göstermek için hemen yerinden kalkmış ve onun gözüne girmek için kendisine şahane armağanlar sunmuş ve mutluluklar dilemiş; aynı şeyi bütün vezirler, emirler ve ileri gelenler de yapmışlar. Vezir Dendan da, hepsi adına ona, “Ey saygın mabeyinci, senin gönül yüceliğine güvenerek her birimiz yeni sultanın yönetimi altında görevlerimizi sürdürmeyi ümit ediyoruz. Bize gelince, sen gidip aldığımız kararla hükümdar seçildiğini kendisine bildirirken, genç sultanımızı gereğince karşılamak üzere acele Bağdat’a dönüyoruz!” demiş. Mabeyinci de onlara hepsini koruyacağını ve görevlerini sürdüreceklerini vadetmiş ve Büyük Vezir Dendan ile tüm ordu Bağdat’a dönerken o da Dav-ül-Mekân’ın çadırına ulaşmak için onlardan ayrılmış.
     Ama Vezir Dendan’ın sunduğu görkemli çadırlar ve her türden süsler ve şahane giysilerle halıları taşıyan köleler ile develeri de yanına almaktan geri kalmamış. Ve Nüzhet ve Dav-ül-Mekân’ın çadırlarına doğru yol alırken, mabeyinci, kendisinde karısı Nüzhet’e karşı saygısının artmakta olduğunu duyumsamış ve kendi kendine, “Ne kadar mübarek ve hayırlı bir yolculuk yaptık!” demiş. Ve oraya ulaşarak, kendisinden izin almadıkça eşinin yanına girmek istememiş; ama bu izin de hemen verilmiş.
     Bunun üzerine mabeyinci, çadıra girmiş ve alışılageldik selamlaşmalardan sonra, tüm duyduklarını ve gördüklerini ve de Şah Ömer’in ölümünü ve Şarkân’dan üstün görülerek Dav-ül-Mekân’ın seçilmesini onlara anlatmış. Sonra da, “Ve şimdi, ey yüce yürekli Şah, sana kararsızlık göstermeden artık tahtı kabullenmek kalıyor, çünkü korkarım ki, reddetme durumunda, senin yerine seçilecek kişinin yanlıları sana kötülük eder,” demiş.
     Bu sözleri işiten Dav-ül-Mekân ve Nüzhet, babaları Ömer Şah’ın ölümüne her ne kadar üzülmüşler ve gözyaşları dökmüşlerse de Dav-ül-Mekân, mabeyinciye, “Ondan kaçmak mümkün bulunmadığı ve senin konuşmaların mantık ve bilgelikle dolu olduğu için, Baht’ın getirdiği ikbali kabul ediyorum,” demiş. Ve “Fakat ey saygın kayınbirader, kardeşim Şarkân’a karşı davranışım nasıl olacak? Onun için ne yapmalıyım?” diye eklemiş. O da “En adil çözüm yolu, saltanatı aranızda bölüşmenizdir; sen Bağdat Sultanı olursun, o da Şam Sultanı. Bu karara sıkı sıkıya sarıl; her şey barış ve anlayış içinde sonuçlanacaktır!” diye yanıtlamış. Dav -ül-Mekân da kayınbiraderi mabeyincinin tavsiyesini kabul etmiş.
     Bunun üzerine Vezir Dendan’ın kendisine vermiş olduğu şahane giysiyi alıp Dav-ül-Mekân’a giydirmiş ve saltanatın büyük altın kılıcını ona vermiş ve önünde yer öperek çekilmiş ve hemen Vezir Dendan’dan almış olduğu saltanat çadırını kurduracağı yüksek bir yer bulmaya gitmiş. Bu, yüksek tavanlı, içi her renkten ağaç ve çiçek suretleriyle donanmış ipek kumaşla duble edilmiş büyük bir çadırmış. Çadırın yöresi iyice süpürülüp sulandıktan sonra, zeminine büyük halılar sermeleri için emir vermiş. Ve hemen gidip Şah’a, gelip o geceyi burada geçirmesi için ricada bulunmuş. Ve Şah orada sabaha kadar uyumuş.
     Böylece, şafak söker sökmez, uzaktan savaş davullarının ve diğer çalgıların sesleri duyulmuş ve az sonra, bir toz bulutu arasından, başında Bağdat’ta her şeyi yoluna koyup Şah’ı karşılamaya gelen Vezir Dendan’ın bulunduğu Bağdat ordusunun belirdiği görülmüş. Bunu gören Şah Dav-ül-Mekân…

     Anlatısının burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir