İstihbarat Sohbetleri (34)
İstihbarat Sohbetleri (34)

İstihbarat Sohbetleri (34)

Zihin Kontrol Operasyonları
     Zihin kontrolü, bir güç merkezinin, bir kişinin veya insan grubunun davranışını kontrol etmek, değiştirmek veya yönlendirmek için örtülü ve inkârı mümkün bir şekilde mağdur veya mağdurlara arzuları ve bilgileri dışında tatbik edilen tüm yöntemlere verilen addır. Son zamanlarda, özellikle popüler medyada, güç odaklarının ve istihbarat örgütlerinin uyguladıkları “zihin denetimi” aleyhinde birçok yayın görülmekte, yavaş da olsa “zihin denetimi”ne karşı bir muhalefet ve bilinçli toplum kitleleri oluşmaktadır. Fakat zihin denetiminin temel mekanizması olduğu iddia edilen “başkalarının her şeyi denetlediği” ve “zihinlerin okunabildiği” fikri, aynı zamanda ciddi ruhsal rahatsızlıkların da sinyalleridir.
     İstihbarat örgütlerinin ve gücü elinde bulunduran mihrakların, iktidar savaşı için neler yaptıkları ve neler yapabilecekleri hep kafaları meşgul etmiş; hayal ve gerçekliğin çoğu kez iç içe olması nedeniyle yaratıcılığı alabildiğine kışkırtan bu meşguliyet, birçok roman ve filme ilham kaynağı olmuştur. Özellikle enformasyon ve tıp teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte, önceleri daha çok istihbarat örgütlerinin birbirlerine karşı mücadeleleri ana tema olarak kullanılırken, bugün yönetilen bireylerin, grupların ve hatta büyük kitlelerin nasıl denetim altında tutuldukları konusu, yani “zihin denetimi” (mind control) sorunsal seviyesinde tetkik edilmeye başlanmıştır.
     “Zihin kontrolü”nün pek çok metodundan söz edilmektedir. “Süpermen yetiştirme projesi” örneğinde olduğu gibi oldukça ekstrem, “mümkün ama gayri-varit” olan ve paranoid düşünme tarzının tüm niteliklerini gösteren bazı iddiaları bir tarafa bırakırsak bu metotları şu şekilde kategorize edebiliriz:
   a) Sokak tiyatrosu (Street Theatre): Ülkemizdeki bir TV kanalında “Şakacı” adlı programda izlenen metoda benzemektedir. Sosyal psikolojideki “itaat deneyleri”nin sonuçlarından da yararlanarak, sokaktaki insanın davranışlarını, kişinin haberi olmadan bir senaryo doğrultusunda değiştirmeyi amaçlamaktadır.
   b) Gözleme bağlı donelerle yönlendirme (Surveillance Information): Bu metodu da yine ülkemizdeki ve dünyadaki televizyon kanallarında gösterilen “Biri Bizi Gözetliyor” mahiyetindeki programlara benzetebiliriz. Bu metotta gaye, kişinin bedenine ondan habersiz yerleştirilmiş olanlarda dahil olmak üzere, her türlü gözetim cihazı aracılığıyla, davranışlarını kaydeden bir geri-bildirim seti yerleştirmek ve buna telefon dinleme, elektronik postalan okuma, telefon ve elektronik posta tacizleri, dedikodu çıkarma ve medyada yalan haber yayma tekniklerini de ilave ederek kişinin davranışını belli bir doğrultuda yönlendirmektir. Gerçekten de güç odaklarının bunlara ne kadar başvurdukları bilinmemekle birlikte bu iki yöntem, “zihin denetimi” adı verilen olguya uymaktadır. Zaten televizyon programlarına konu olması bile, uygulanmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Ama diğer yöntemler için aynı sözler aynı kolaylıkla söylenemez.
   c) Hipnoz ve ilaçlar: Bu metotların menşei, Nazi Almanyası’ndaki doktor Mengele’nin uyguladığı tekniklere ve bir ajanının deneme sırasında ölmesiyle gün yüzüne çıkan CIA’in LSD çalışmalarına bağlanmakla birlikte aslında çok daha eskilere dayanmaktadır. İnsanlar karşılarındaki kişinin ne düşündüğünü bilmeyi, başkalarının davranışlarını bütünüyle denetleyebilecek bir güce sahip olmayı her zaman istemişlerdir. Ancak böyle bir fırsat sadece masallarda yakalanabilmiştir. Hipnoz konusunda kamuoyunun çok yanlış bilgilere sahip olması, bu kör inancı körüklemiştir. Oysa hipnoz uyanıklığa benzeyen, kişinin imajinasyonuna odaklanılan, bilincin konsantrasyon halinden başka bir şey değildir. Hipnoz altında kişinin isteği dışında, benlik bütünlüğünü parçalayıcı bir girişimde bulunulamaz. Bugünkü bilgilerimiz ışığında kişiyi boyun eğdirici ve her türlü telkine açık hale getirici herhangi bir madde yoktur.
   d) Beyin yıkama: Özellikle Güneydoğu Asya ülkelerinde ve Soğuk Savaş sırasında SSCB tarafından uygulanan, belli işkence ve zor işlemlerinden sonra kişiyi ideolojik bir robot haline getirdiği söylenen bu teknikle ilgili elimizde hiçbir veri yoktur. Değişik travmatik yöntemlerle kişiliğin ağır tahribata uğratılabileceği mevcut tıbbî bilgi tarafından da desteklenebilir ancak “robotlaştırma” bugünkü tıbbî ve psikolojik bilgilerimiz ışığında imkânsız görünmektedir.
   e) Mikrodalga kalabalık kontrol silahı: Ne olduğunu kimsenin bilmemesine rağmen, “zihin denetimi” bahsinde en çok adı geçen ve medyada sansasyonel biçimde “atom bombasından sonraki en büyük keşif” diye sunulan bu silahın, kitle gösterilerini kansız biçimde bastırmak amacıyla geliştirildiği öne sürülmektedir. “Zihin kontrolü” konusunda böyle bir silahın yer almasının nedeni, bu silahla saldırıya maruz kalmalarına rağmen mağdurların bunu bilmemesidir. Bu silahla ilgili bilgilerimiz şimdilik çok net ve kesin değildir.
     Bununla beraber zihin kontrol operasyonları fevkalade dikkate alınması gereken ve dış istihbarat servisleri tarafından kullanılan etkili ve insanlık dışı metotlar haline gelmiştir.
     Beyne ve zihne yönelik bu tür saldırılar, böyle bir saldırıdan hiç şüphelenmeyen kurbanlarda: Hafif veya şiddetli baş ağrısı, sinirlilik ve huzursuzluk, atalet ve bitkinlik, stres, mide bulantısı, uykusuzluk, göz hasarı, felç, saldırganlık ve öfke, paranoya ve panik atak, histeri, şizofreni, halüsinasyonlar, hafıza kaybı, düzensiz düşünceler, karakteristik olamayan duygulanmalar, tedirgin davranışlar, akıl karışıklığı, ümitsizlik, beyin ve sinir sistemi hasarı, kalp çarpıntısı, hızla ilerleyen kanser, intihara varan şiddetli depresyon gibi sayısız değişik emareye sebep olabileceği uzmanlarca öngörülmektedir.
     1980’li yıllarda nükleer silahlara karşı protesto eylemlerinde bulunan Greenham Kadınları’na karşı yapılan gaddarlık çok iyi bilinmektedir. Bunların, barış protestoları esnasında, mikrodalga ışımayla yanık, şiddetli baş ağrısı, göz hasarları, geçici felçler ve kanseri de içeren çeşitli saldırılara maruz kaldıkları belgelenmiştir. Hatta mağdurların birçoğu saldırılar sebebiyle ölmüştür.  Emekli bir CIA ajanı Julianne Mc Kinney bu hususta şu açıklamaları yapmaktadır;   Ulusal Güvenlik Mezunları Derneği Elektronik Gözetim Projesi’nden Rapor: “Ben ulusal düzeyde eğitim görmüş eski bir Birleşik Devletler Haberalma memuruyum. Halen yönlendirilen enerji silahlarının kullanımını, gözetim ve nörosibernetik sistemleri içeren ve bu ülkede habersiz insan denekleri üzerinde odaklaşan bir projenin yöneticisiyim. Savunma Bakanlığı bu sonunculardan psikoteknolojiler olarak söz etmektedir. Bu olağanüstü acımasız operasyonlar, ‘beyin kontrol’ girişimleri olarak nitelendirilir. Klasik bir ‘beyin kontrol’ operasyonu, aşağıdakileri içerir:
     1) Gelecekteki istismarlarda kullanılmak üzere hedef kişiden kişisel ve biyolojik örnekler toplamak gayesiyle uzun süreli, gün boyu süren fiziksel ve elektronik gözetim.
     2) Deneğin aşırı baskılara dayanma kapasitesini incelemek için art arda yapılan açık ve örtülü tacizler.
     3) ABD Adalet Bakanlığı tarafından halen ‘öldürücüden daha hafif silahlar ve gözetim sistemleri olarak tanımlanan teknolojileri içeren, aşırı intibaksızlığa ve yeteneklerin ortadan kalkmasına neden olacak  ağrılar yaratmayı amaçlayan yönlendirilmiş enerji tacizi.
     4) Deneğin kafasında ve denek uykuda iken rüyaların evrensel gelişimini etkileyebilen şuuraltı seslere sebep olma kapasitesindeki nörosibernetik/psikoteknolojik deneyler.
     5) Uzun dönemde deneği kendi itibarını yok etmeye yönelik davranışlara ve ifadelere zorlamak için deneğin uzun dönemli manipülasyonu.
     6) Deneğin tecrit edilmesi ve mali yönden yoksullaştırılması.
     7) Deneği intihar veya cinayet şeklinde bir şiddet hareketine zorlamayı amaçlayan sürekli taciz ve tahrik.

(Gelecek yazı: Bilgisayar Sistemleri ve Promis)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir