Robinson Crusoe (11)
Robinson Crusoe (11)

Robinson Crusoe (11)

     On Birinci Bölüm (Hastalık… İyileşme… Üzüntü… Avunma)
17 HAZİRAN: Bu günü kaplumbağayı pişirmekle geçirdim; kabuğunun içinde çok miktarda yumurta buldum. Bu Allah’ın belâsı adaya geldiğimden beri ağzıma keçi ve kuş etinden başka bir şey koymadığım için, kaplumbağanın eti bana dünyanın en lezzetli ve en tadına doyulmaz eti gibi geldi.
18  HAZİRAN: Bütün gün durmadan yağmur yağdı; çadırımda oturdum. Yağmur bana soğuk gibi geldi. Galiba soğuk aldım.
19 HAZİRAN: Halim pek berbat! Hava çok soğukmuş gibi zangır zangır titriyorum.
20 HAZİRAN: Bütün gece rahat edemedim. Vücudum ateş gibi yanıyor, başım ağrıdan âdeta çatlıyordu.
23 HAZİRAN: Yine pek fenalaştım; vücudum ürperiyor, başım da müthiş surette ağrıyor.
25  HAZİRAN: Şiddetli bir sıtma beni kırdı geçirdi; yedi saat beni nöbet tuttu; kâh üşüyor, kâh ateş gibi yanıyordum. Nihayet ter geldi, biraz açıldım.
26 HAZİRAN : İyileştim; yiyeceğim kalmadığı için, tüfeğimi alıp avlanmaya çıktım. Kendimi müthiş halsiz hissediyordum; bir keçi vurdum ve güçlükle çadıra kadar sürükleyebildim. Bir parça ateşte pişirerek yedim.
27 HAZİRAN: Beni tekrar sıtma tuttu; o kadar şiddetliydi ki, bütün gün bir §ey yemeden, içmeden yatakta yattım. Susuzluktan ölüyordum; fakat öyle halsizdim ki, kalkıp su alacak kadar bile takatim yoktu. Sayıklamaya başladım. Bu sayıklama beni o kadar halsiz bıraktı ki, yatakta yatmak zorunda kaldım. Ara sıra: “Tanrım, halime acı!” diye haykırıyordum.
     İki üç saat hep böyle haykırdım durdum; sonra nöbetim kesildi, uyumuşum; gece yarısına doğru uyandım. Gözlerimi açtığım zaman, halsiz olmakla beraber kendimi biraz açılmış, hissettim. Müthiş de susamıştım. Evde bir damla su olmadığı için, çaresiz sabaha kadar yatmak zorunda kaldım. Tekrar uykuya dalmışım. Sabaha karşı gördüğüm korkunç bir rüya ile gözlerimi açtım.
     Rüyamda güya çadırımdan dışarı çıkmış, fırtına esnasında bulunduğum yere oturmuştum. Kalın ve kapkara bir bulutun içinden bir adam çıktı ve bir alev kasırgası içinde gökten yere indi. Her tarafı güneş gibi parlıyordu, o kadar ki, ona gözlerim kamaşmadan bakamıyordum. Hali insana tarif edemeyeceğim bir korku veriyordu. Ayağını bastığı zaman bana toprak sallandı gibi geldi. Ateş kesilen hava sanki kızgın bir firma dönmüştü.
     Yere iner inmez üzerime doğru gelmeye başladı. Elindeki uzun mızrağıyla beni öldürmek istediği belliydi. Birkaç adımlık mesafeye kadar sokulunca, bana korkunç bir sesle: “BU KADAR İŞARET KARŞISINDA HÂLÂ PİŞMANLIK DUYMADIĞIN İÇİN ÖLECEKSİN!” dedi. Sözlerini bitirince, o korkunç; mızrağını kaldırıp üzerime saldırdı. Bağırarak uyandım.
28 HAZİRAN : Bir iki saatlik uykudan sonra kendimi iyi hissederek kalktım. Yaptığım ilk iş, büyükçe bir şişeye su doldurup yatağımın yanındaki masaya koymak oldu. Bir parça keçi eti kesip ateşte kızarttım. Fakat pek az yiyebildim.
     Yemekten sonra şöyle biraz gezineyim dedim. Fakat o kadar halsiz düşmüştüm ki, onsuz bir yere gitmediğim tüfeğimi güçlükle taşıyabiliyordum. Nitekim fazla uzağa gidemedim; yere oturup denizi seyre daldım; deniz dalgasız ve çarşaf gibi düzdü. Bu vaziyette derin derin düşündüm. Zihnimi Allah düşüncesi kapladı.
     Akşam yatmadan evvel romun içine tütün atarak hazırlamış olduğum ilâcı içtim. Ertesi sabah uyandığım zaman kendimi gayet rahatlamış buldum; cesaretim ve neşem yerine gelmişti. İştahım da açılmıştı. Sıtmadan da eser yoktu. Günden güne iyileşiyordum. Ellerimi göğe doğru kaldırarak, heyecan ve vecd içinde Allah’a dua ettim. İçimde o zamana kadar bilmediğim bir rahatlık ve teselli hissettim…

(Yazan: Daniel Defoe-Çeviren: Sevgi Şen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir