Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (30)
Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (30)

Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (30)

BUZDOLABI
     Temel ile Dursun 15 sene sonra ilk kez görüşmüşler. Dursun, Temel’i evine davet etmiş. Dursun’un biri imam nikahlı, diğeri ise resmi iki karısı varmış. Dursun, Temel’i yedirmiş içirmiş. Akşam Temel, Dursunlar’da kalmış. Gece, Dursun’un imam nikahlı karısı Dursun’un yanına gelmiş ve şöyle demiş:
     “Dursun çok istiyorum, bu gece benimle  ol!”
     Dursun: “Olmaz, evde misafir var!”
     Karısı ısrar etmiş. Dursun karısına, “Git buzdolabının kapağını aç, ışığından bak; Temel uyuyorsa gel,” demiş. Kadın bakmış, Temel uyuyor numarası yapmış. Dursun ile karısı işi bitirmişler. Derken öbür karısı gelmiş. Aralarında aynı konuşmalar geçmiş. Dursun bu karısıyla da işi bitirmiş. Nihayet sabah olmuş. Dursun, Temel’e sormuş:
     “Rahat uyudun mu?”
     Temel: “Evet ama gece çok susadım,” demiş.
     Dursun sormuş: “Peki, niye içmedin?”
     Temel yanıtlamış: “Nasıl içeyim… Buzdolabının kapağını her açanı hallediyorsun!”
BİZİM EV
     Temel evlenmiş. Kızın babasının evine ziyarete gitmişler. Gece Fadime ile sevişmek istememiş.
     “Neden kaçaysun?” diye sormuş Temel.
     “Ha pura pabamın evidir,” demiş Fadime.
     “Purası pabanın evi de, pizim ev çerhane midur?”
HEM İYİ, HEM KÖTÜ
     Dursun, köyünden ayrılıp çalışmak için İstanbul’a gider. Aradan uzunca bir süre geçer, ama Dursun’dan haber alınamaz. Köyde sevilen bir kişi olan Dursun’un akıbetini araştırmak üzere arkadaşı Temel’i İstanbul’a gönderirler. On beş yirmi gün sonra Temel geri döner. Kahvede toplanan köylüler merakla Temel’e sorarlar:
     “Ula Temel, Dursun’i buldun mi?”
     “He… Bulmuşim oni…”
     “Peçi nasildir? İyi midur köti midur?”
     “Haçan, hem iyudur, hemi de kötidur!”
     “Ula o nasıl oluyi… Hem iyi, hem köti?”
     “Kötidur; çünki Dursun ib.. olmuştir!”
     “Uyy… Haçan bunun iyiliği nerededür?”
     “Valla ben kendisini bir deneyeyim dedum… Muamelesi çok iyidur daa!”
UYARI
     Temel ile Fadime yatakta sevişirken, Fadime sürekli olarak Temel’e, “Temel bu iş böyle olmuyor, önce uyarılmam lazım!” diye itiraz etmekteymiş. Temel’in canına tak etmiş. Bir sabah işe giderken sıkı sıkı tembihlemiş;
     “Bak Fadime, seni uyarıyorum… Akşama seninle birlikte olacağım ona göre… Sonra uyarmadı deme!”
25 CENT
     Temel, 55 yaşına kadar canını dişine takmış çalışmıştı. Pastacı çıraklığı ile alıştığı hayata, pastane sahibi olarak devam etmiş, yetenekleri ve becerisi sayesinde Türkiye’nin en ünlü pastanesinin sahibi olmuş, milyarlar kazanmıştı. Bir gün karısına;
     “Paraları mezara götürecek halimiz yok. Kendimize yeni ve rahat bir hayat seçtim.” dedi. “Bizim oradaki hemşerilerle konuştum. Her şeyi iyice öğrendim. Kaliforniya’ya gideceğiz. Kazandığım para bize ömrümüzün sonuna kadar yeter. Çocuklar da güzel üniversitelerde okurlar…”
     Temel, neyi var, neyi yok sattı. Paralarını dolara çevirdi. Bir milyon doları olmuştu. Karısını yanına aldı. Uçağa bindi. Los Angeles’e uçtular bir gün. Uçsuz bucaksız Nevada çölleri üzerinde uçarken, motorda bir arıza belirdi. Las Vegas’a zorunlu iniş yapmak zorunda kaldılar. Uçak şirketi görevlileri, ” Buranın en lüks otelinde, şirketimizin konuğu olarak kalacaksınız. Yalnız bu kentin Las Vegas olduğunu unutmayın. Kumar oynarsanız eğer, kendi hesabınıza…” dediler..
     “Kumar mı?” dedi, Temel karısına. “Kumardan kazanmayı düşünen kafayı yemiş olmalı. Allah göstermesin!”
     Yine de bir kez şansını denemek için, rulete 500 dolarlık bir fiş atmaktan da kendini alamadı. Arkası çorap söküğü gibi geldi. Temel her şeyini rulet masasında bıraktı. Rulet başında nefes almadan geçirdiği saatler sırasında fena halde de sıkıştığını hissetti. Hızla tuvalete koştu. Tuvalet kapıları otomatikti. 25 sentlik bozuk para atılınca açılıyordu. Oysa Temel’de metelik kalmamıştı. Sıkıntı içinde dolanırken, oradan geçen biri, avucuna bi 25 sentlik sıkıştırdı. Bu konularda deneyimliydi. Temelin başına gelenleri anlamıştı.
     Temel; “Çok iyi bir insansınız. Bu iyiliğinizi hayat boyu unutmayacağım. Bana lütfen kartınızı verin. Bu borcumu da size ödeyeceğim,” dedi. Kartı aldı, cebine attı. Tuvalete döndüğünde kapıyı açık buldu. İçeri girdi, rahatladı. Çıktı. Elinde kalan 25 sentle yürürken karşısına, Tek Kollu Canavar çıktı. Parayı deliğe attı, kolu çekti ve bir şangırtı… Alet boşaldı adeta! Temel bir kova dolusu 25 sent kazanmıştı. Bunları fişe çevirdi, rulet masasına döndü. Gerisi peri masalı… İki saat içinde tam 2 milyon doları olmuştu.
     İki ay sonra, yeni Kaliforniyalı Temel, boş oturmanın kendisine göre bir iş olmadığını fark etti. Elinden gelen tek iş pastacılıktı. Parası da vardı. Bir pastane açtı. Pastaları öylesine tutuldu ki, önce Los Angeles’e, sonra Kaliforniya’ya, sonra da tüm Amerika’ya yayıldı, Temel Pastaneleri… Bir kaç yıl sonra, Temel Amerika’nın en zengin adamları arasına girdi.
     Temel Pastaneleri’nin onuncu yılı dolayısıyla büyük bir gece düzenlendi. Şirketin en gözde elemanları ile ünlü konuklar bir araya geldiler. Temel yemeğin sonunda konuşma yapmak için kürsüye çıktı. Tüm başına gelenleri anlattı.
     “Bütün bu başarıyı ve bu serveti bir tek kişiye borçluyum. O kişiyi bulana kadar, işte size söz veriyorum, gerekirse Amerika’daki her taşın altına bakacağım…”
     Şirketin genel müdürü sordu:
     “Ama Temel bey, size 25 sent borç veren adamın kartını aldığınızı söylemiştiniz… Adı, adresi sizde olmalı zaten…”
     “Bana 25 sent veren umurumda değil!” dedi Temel. “Ben, tuvaletin kapısını açık bırakan adamı arıyorum!”
TEMEL’İN KEDİSİ
     Temel’in bir kedisi varmış ve her gün düzenli olarak onu gezmeye çıkartırmış. Bir gün yolda karşılaştığı bir arkadaşı:
     “Ula senun paşka işin yok midur, pikmaymusun her kün bu kediyi gezdirmekten?” diye sorunca, Temel:
     “Pende piktum ama ne yapayum, ha pu kedi pakiredir, istemayrum pi de yavrulasın, korkayrum salamayrum!” demiş.
     Bunun üzerine arkadaşı:
     “Ula uşağum, ha punun kolayi fardur… Penzine pula sal oni, yanuna gelmez kedi medi!”
     Temelin kafasına yatmış bu yöntem. Bir deneme yapmış, bakmış gerçekten yanına kedi falan yanaşmıyor. Hergün sabahtan salarmış kediyi benzine bulayıp, akşam hava kararınca kedi de eve dönermiş. Rahat etmiş Temel, ta ki bir akşam kedi hava kararıp ta hâlâ eve dönmeyinceye kadar. Bir telaş bir telaş, oraya bak buraya sor yok, gitti bizim kedi diye düşünürken rastladığı mahallenin çocuğu;
     “Ha pen kördum senun kediyi… Şu ileriki ranpada… Penzini bitmiş öbür kediler dayanaydu!” demiş.
FINDIKLAR
     Temel ile Fadime birbirlerini çok istiyorlarmış. Fakat utangaçlıklarından birbirlerine açılmak ne kelime, konuşmakta bile çok zorlanıyorlarmış. Tesadüfen yalnız kaldıkları bir gün, artık canına tak demiş olan Temel Fadime’ye; “Ha bu findukluklardan yukarı bir çikalum mi?” diye sorar. Fadime de, “He Temel, çikalum” der.
     Biraz yürürler. Temel konuşacak kelime bulamaz, Fadime durumu anlar ve bari bir soru sorayım da Temel açilsun diye düşünür.
     “Uy Temel, ha bu findukluklar kimundur?” diye sorar.
     Temel hemen atılır:
     “Emicemundur… Bi tane koparanun a…na koyarum demiştir,” der.
     Fadime hemen bir fındık koparır. Temel fırsatı kaçırmaz hemen sarılır Fadime’ye, fındıklıkların altında işlerini bitirirler.
     Sonra kalkıp tekrar yürümeye başlarlar, ikisi de mutludur. Biraz sonra Fadime’nin yeniden canı çeker ve Temel’e tekrar sorar:
     “Temel, ha bu findukluklar kimundur?”
     Temel, “Dayimundur, bi tane koparanun a…na koyarum demiştir,” der.
     Fadime hemen bir tane koparır. Temel tekrar sarılır Fadime’ye, uzun uzadıya fındıkların arasında işlerini görürler.
     Tekrar kalkarlar, yürürler. Biraz sonra Fadime’nin canı tekrar ister, Temel de aynı işi yapar. Bu böyle birkaç defa daha devam eder. Fakat Temel’in pili bitmiştir, ama Fadime doymak bilmez, bir ara  tekrar sorar:
     “Uy Temel, ha bu findukluklar kimundur daa?”
     Temel, “Bilmeyirum, galiba fiskobirliğinundur!” der.
EL İŞARETİ
     Bir gün Temel, bir minibüse durması için işaret etmiş. Adam ellerini havaya kaldırarak ve tüm parmaklarını oynatarak çok kalabalık demiş.
     Temel de baş parmağını, işaret ve orta parmağının arasına sokmuş. Şoför kızmış ve aşağı inerek:
     “Sen ne kadar terbiyesiz bir adamsın!” demiş.
     Temel, “Asıl sen ne kadar terbiyesizsin, bana böle böle yaptın!” demiş.
     Şoför, “Ben sana kalabalık,” dedim diye yanıt vermiş.
     Bunun üzerine Temel de; “Ben de, beni araya sıkıştırırsın diyordum,” demiş.
GEBER ULA
     Temel ile Dursun hararetli bir şekilde iddialaşırlar.
     Temel:
     “Ula Dursun, ha pen pu pinanun çatusundan pi pardak suya paluklama dalarum daa…”
     Dursun:
     “Nah dalarsun… Ula imkanu yoktur!”
     Vardır yoktur, bir milyarına iddiaya girer kafadarlar. Temel gider bir bardak su getirir ve kaldırıma koyar.
     “Iyi izle ula!” der. “Nasul dalacağum hamsi cibi!”
     Dursun ise hâlâ Temel’i umursamamakta, dalgasını geçmektedir. Temel çatıya çıkar ve Dursun’a seslenir:
     “Ula Dursun, iyi izleyesun ha celeyrum!” der ve kendini boşluğa bırakır. Tam yere üç beş metre kala Dursun yerdeki bardağa bir tekme sallar:
     “Geber ula!”
BOŞ BARDAK
     Fadime ile Temel evlenirler. İlk gece Fadime’nin dikkatini bir şey çeker. Kocası yatmadan önce içi su dolu bardağı yatağının ucuna koymuştur. Biraz sonra Temel ile Fadime sevişirler, sonra Temel bardağı kafaya diker ve uyur.
     Birkaç gün sonra Temel odaya bir dolu bir de boş bardak getirir. Fadime durumu anlamış ve hazırlanmıştır; ancak boş bardağı da merak etmiştir. Temel’e döner ve sorar:
     “Uşağım doli bardaği anladik da, boş ne oliyi?”
     Temel; “Haçen bugün canım sevişmek istiyo ama su içmek istemiyo!”
TARTI
     Temel’in eczanesine genç ve güzel bir kadın girmiş. Tartının üzerine çıkıp parayı atmış. Beğenmemiş, manto ve ceketini çıkarmış ve para atıp tekrar tartılmış. Yine canı sıkılmış. Eteğini çıkarmakta tereddüt ederken, Temel atılmış ve parayı atmış:
     “Devam edin, bundan sonrası müesseseden…”
TARİKAT
     Temel tarikata girmek için başvurmuş. Şeyhin karşısına çıkarmışlar. Temel;
     “Şeyhim, tarikata girmek istiyorum,” demiş. Şeyh de;
     “Olur ama 3 hafta karınla yatmayacaksın!” demiş.
     Neyse aradan üç hafta geçmiş ve Temel şeyhin önüne tekrar gelmiş. Şeyh sormuş:
     “Temel, tamam mı? Sabredebildin mi?”
     Temel:
     “Valla, ilk hafta hiç problem yoktu. İkinci hafta sabrım çok zorlandı. Ama dayandım. Üçüncü hafta bir gün Migros’a gitmiştik. Benim karı üst raflardan bir iki paket almaya çalışıyordu. Hatunun bacakları gözükünce içim gitti. Daha sonra paketler yere düştü. Benim karı da paketleri almak için eğilince dayanamadım daldım,” demiş.
     Şeyh;
     “Aaa… Bak bu olmadı. Şimdi biz seni tarikata alamayız,” deyince, Temel cevabı yapıştırmış:
     “Boş ver tarikatı, bizi artık Migros’a bile almıyorlar!”
ÜÇ DİL
     Temel ile Dursun Sultanahmet’te gezinirken bir turist gelip kendilerine bir adres sorar. Bizimkilerde çıt yok…
     Turist İngilizce, Almanca, Fransızca sorar; fakat bizim Lazlar anlamaz… Turist başını sallayıp gittikten sonra;
     “Ula Dursun, bir yabancı dil öğrenemedik gitti,” diye hayıflanır Temel.
     Dursun: “Ula neye yarayacak ki, bak adam üç dil biliyor yine derdini anlatamıyor!”
TEDAVİ NİYETİNE
     Temel hastalanmış, doktora gitmiş. Doktor Temel’i muayene ettikten sonra, yeni doğum yapmış bir kadının memesinden süt emerse hastalığının iyi olacağını söylemiş. Temel kara kara düşünerek doktorun yanından ayrılmış.
     Nereden bulacağını, kimden isteyeceğini düşünürken aklına arkadaşı Dursun’un karısı Fadime gelmiş. “O yeni doğum yapmıştı, rica ederim,” demiş ve kapıya dayanmış. Kapıyı Fadime açmış.
     Temel, “Dursun evde mi?” diye sormuş Fadime’ye. Evde yok yanıtını alınca, Temel utana sıkıla derdini açmış. Fadime de, “N’olacak ula, altı üstü bir kaç damla süt, hem sevaptır gir içeri” demiş.
     Fadime memesini açmış Temel’in ağzına vermiş. Temel memeyi emmeye başlamış. Temel emdikçe Fadime tahrik oluyormuş. Sonunda dayanamaz duruma gelmiş. Temel’e, “Ula Temel başka bir şey de ister misin?” diye sormuş.
     Temel;  “Ayıp olmaz mı?” diye yanıtlamış. Fadime ihtiraslı bir şekilde, “Niye ayıp olsun ki?” diye cevap vermiş.
     Temel, “İyi öyleyse, bir iki tane de bisküvit ver bari, içim ezildi!” demiş.
DEDİĞİ DEDİK
     Temel ile Cemal tuttukları balığın dişi mi erkek mi olduğu konusunda iddialaşmışlar. Temel çözüm önermiş:
     “Yüzbaşıya soralım.”
     “O ne pilir ki?”
     “Amma dediğu dediktur haa!”
TEMEL’İN SIRRI
     Taka kaptanı Temel Reis yıllardır her sabah kasasını açar ve çıkardığı bir kâğıt parçasına dalgın dalgın bakarmış. Sora onu dikkatle kasaya koyar ve kimseye emanet etmediği anahtarıyla dikkatle kilitlermiş. Tayfa merak içindeymiş, define haritası falan zannediyorlarmış. Bir gün Temel Reis ölmüş. Anahtarı koynundan alıp sararmış kâğıdı çıkarmışlar.
     Şöyle yazıyormuş kâğıtta: “Sancak sağ, iskele sol”
İSTİKÂMET
     Temel trene binmiş. Kontrol gelmiş, biletinin İstanbul’a olduğunu, trenin Ankara’ya gittiğini söylemiş.
     Temel kendinden emin bir şekilde;
     “Peçi maçinist yanlış istikamete cittiğini piliy mi?” demiş.
TEKNOLOJİ
     Temel, Eskişehir’den Ankara’ya gidecek bir trene binmiş. Karşısındakine nereye gittiğini sormuş. İstanbul’a gittiğini öğrenince;
     “Teçnoloji ne çadar celişti, pen purada oturayrum Ançara’ya, sen çarşumda oturaysun İstanbul’a cideysun…” demiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir