İstihbarat Sohbetleri (35)
İstihbarat Sohbetleri (35)

İstihbarat Sohbetleri (35)

Bilgisayar Sistemleri ve Promis
     1982 yılında, Inslaw’la ABD Adalet Bakanlığı arasında, firmanın hazırladığı bir yazılım programının ülkedeki savcılık bilgisayarlarına yerleştirilmesine yönelik milyonlarca dolarlık bir anlaşma imzalanır. Açılımı “Prosecutor’s Management Information System” (Savcılık Yönetim Bilgi Sistemi) olan Promis (kelime anlamı: vaat) adlı yazılımın temel özelliği, farklı veri tabanlarından bilgiler toplayıp bunları birbirleriyle bağlantılı hale getirebilmesidir. Yani suçlular hakkında çeşitli bilgisayarlara dağılmış bölük pörçük bilgileri tek bir dosyada birleştirebilmesidir. Anlaşmanın imzalanmasını izleyen üç yıl içinde yazılım, ülkedeki en büyük 20 savcılığın sistemlerine yerleştirilmiştir.
     1985 yılında, Inslaw’la Adalet Bakanlığı arasındaki pürüzsüz ilişki garip bir biçimde bozulmaya başlar. Bakanlık yetkililerinin adeta düşmanca tavırları, Inslaw’ın önüne olmadık bürokratik engeller çıkarması, işleri durmadan yokuşa sürmesi zamanla ipleri kopma noktasına getirir. Sonunda Promis’in geri kalan savcılıklara yerleştirilmesi işi iptal edilir ve anlaşma bozulur.
     1990 yılında, 80’lerin ortalarından itibaren Inslaw’ın Bakanlık aleyhine açtığı davalar sürerken, Promis’i geliştiren kişi olan firma sahibi William Hamilton Kanada’dan gelen bir mektupla sarsılır: Kanada Hükümeti, birçok bakanlıkta ve Dağ Polisi de dahil pek çok devlet dairesinde zorunlu olarak İngilizce sürümün kullanıldığını belirtip Promis’in Fransızca versiyonunun olup olmadığını sorar. Hamilton şaşırır, çünkü o güne kadar Inslaw, Kanada’ya tek bir kopya bile Promis satmamıştır! Sonra haberler birbirini izler. Promis’in birçok ülkede pek çok kuruluş tarafından kullanıldığı, yazılımın el altından dünyanın dört bir yanına pazarlandığı ve birilerinin bu işten milyonlarca dolar kazandığı ortaya çıkar. Sonunda CIA bile bu isimde bir yazılım kullandığını kabul eder. Bu arada, yazılımın bazı versiyonlarında gizli servis raporlarının işlenmesi ve hafızaya alınmasında yararlanılan özel bir bölümün bulunduğu da anlaşılır. Derken, ABD’nin teknoloji istihbarat servisi olan ve bir zamanlar Hamilton’ın da programcı olarak çalıştığı National Security Agency (NSA), Promis ve yeni bir yazılımdan yararlanılmış “melez” bir yazılım üretildiğini açıklar. 10 Mart 1997 günü ABD’deki en yüksek yargı makamı olan US Court of Federal Claims’te önemli bir davaya başlanır. Bu dava, devlet aleyhine açılan bir tazminat davasıdır. Davacı, küçük bir bilgisayar yazılım şirketi olan Inslaw, tazminat istenen devlet kurumu ise ABD Adalet Bakanlığıdır. Inslaw, Bakanlığı bilgisayar yazılımı korsanlığı yapmakla suçlar. Davayı fazlasıyla önemli kılan, “Promis” adlı bu yazılımın özelliğidir. 80’lerin ortalarından itibaren çeşitli ülkelerin gizli servisleri tarafından suçluların, şüphelilerin, giderek de politik muhaliflerin fişlenmesi, takibi ve hatta “infaz”ı için kullanılan Promis, Orvell’ın “1984’ündeki “Büyük Birader”e benzer. Elektronik ortamlarda bırakılan her izi bir avcı gibi adım adım sürüp hafızasında saklar. Nüfus müdürlükleri, askerlik şubeleri, vergi daireleri, kredi kartı merkezleri, su, elektrik, telefon idareleri bu yazılımın kişilerle ilgili bilgi derlediği yerlerdir. Promis’in 1982’den itibaren çeşitli gizli servislere, devlet dairelerine ve şirketlere pazarlanmasında Earl Brian adlı kişinin kilit rol oynadığı artık biliniyor. O zamanlar ABD Başkanı Ronald Reagan’ın ekibinde millî sağlık politikasıyla ilgili bir görev üstlenen Brian, sahtekârlık suçundan 90 yıl hüküm giydi ve halen cezaevinde.
     Tam bir muhalif avlama programı olarak kullanılabilen Promis’in bir ülkede nasıl sonuçlara yol açabildiğinin en çarpıcı örneği Guatemala’dır. “Bilgisayar”ın “b”sinden bile habersiz, okuryazar oranının son derece düşük olduğu bu ülkede 80’lerin ortalarına doğru birden “bilgisayarlaşma” kampanyası başlatıldı. Başkan General Oscar Mejia Victores basına verdiği demeçlerde bilgisayar sayesinde yoksulluğun üstesinden gelineceğini vaat etti. Askerlere de bilgisayar eğitimi verilmeye başlandı. Kısa süre içinde sokaklarda, tren istasyonlarında görev yapan devriye birimleri bile bilgisayarla donatıldı. Muhalif olduğundan şüphelenilen herkes elektronik olarak fişlendi. Kampanyanın başlamasını izleyen bir yıl içinde ünlü ölüm mangalarının infazlarında patlama yaşandı: 20 bin muhalif ya öldürüldü ya da ortadan kayboldu!
     Earl Brian, Promis’in dünyaya pazarlanması işini tek başına organize etmemişti. Bunu, Reagan’ın Başkan seçilmesiyle birlikte devlet içinde yuvalanan ve “Kaliforniya ekibi” olarak da bilinen bir grup hükümet ve devlet görevlisinin desteğiyle yaptığı ortaya çıktı. Ama Yarbay Oliver North ve CIA Başkanı William Casev gibi kişilerin başını çektiği bu ekip asıl ününü İran’a gizlice silah satılması ve bu satıştan elde edilen paralarla Nikaragua’daki muhalif kontra-gerillalarının finanse edilmesi operasyonuyla kazandığı için Promis Skandalı o dönemde gölgede kaldı. Oysa şimdi anlaşılıyor ki, bu skandalın İran-Contra skandalından geri kalır yanı yoktur. Çünkü yazılım korsanlığında da, para kazanmanın çok ötesinde, “devletin yüksek menfaatlerine yönelik” bir hedefi vardı. Amerikalı operatörler Kıbrıs, Mısır, Suriye, Pakistan, Kuveyt, İsrail, Ürdün, Iran ve Irak’taki sistemlere istedikleri zaman sızabiliyor ve bu sistemlerdeki yerel bilgilere rahatça erişebiliyorlardı. Sovyetler Birliği’ne bile pazarlanmıştı Promis. Üstelik Promis çift taraflı çalışıyordu artık. Bu yazılımı alıp kullanan ülkeler bilgisayar sistemlerindeki gizli bilgileri otomatik olarak ABD ve İsrail istihbaratına açmış oluyordu.
     İşin karanlık yönü, kan dökülünce iyice ortaya çıktı… Dünya Bankası çalışanı, Daniel Casolaro adlı Amerikalı bir gazeteci, 1991’de Promis olayını araştırmaya başladı. Ama olayı yalnızca bir yazılım korsanlığıyla sınırlamadı. “Ahtapot” diye adlandırdığı devlet çetesinin diğer kirli işlerini de ortaya çıkarmaya çalışıyordu… Daniel Casolaro, 10 Ağustos 1991’de Batı Virginia’da kaldığı otel odasında ölü bulundu. Her iki bileğinde de derin kesikler vardı.
     Casolaro, “işi bitirmek üzere olduğu”nu, ölümünden kısa süre önce en az üç yakın dostuna söylemişti. Tehdit telefonları aldığı da biliniyordu. Öte yandan insanın kendi kollarında, bazıları kemiğe kadar dayanan böyle derin yaralar açamayacağını söyleyen bilirkişiler de vardı. Kısacası Casolaro’nun “normal bir intihar”a kurban gitmemiş olması ihtimali çok yüksekti. Skandalın başka kurbanları da vardı. Casolaro’nun ölümünden birkaç ay önce, 31 Ocak 1991’de, Casolaro’ya araştırmaları için bilgi temin eden NSA görevlisi Alan Standorf, Washington’da kafasına sopayla vurularak öldürüldü. 5 Nisan 1991’de Inslaw davasıyla ilgili avukat Dennis Eisman ölü bulundu. Vurulmuştu. Casolaro’nun ölümünden yaklaşık 15 ay sonra, 1 Kasım 1992’de ise, Büyük Jüri’ye Inslaw davasıyla ilgili belge temin eden Ian Spiro’nun evinde, karısı ve üç çocuğunun cesetleri bulundu. Başlarına pompalı tüfekle ateş edilmişti. Spiro’nun cesedi ise birkaç gün sonra Borego Çölü’nde bir arabanın içindeydi. FBI raporunda Spiro’nun ailesini katlettikten sonra intihar ettiği belirtiliyordu. Son kurban Paul Wilcher adlı bir avukattı. 23 Temmuz 1993’te Washington’daki evinde ölü bulundu. Wilcher, çetenin, Promis korsanlığı yanında silah ve uyuşturucu kaçakçılığını içeren başka işlerini de araştırıyordu. Üstelik bu konuda Casolaro’dan bile ileri bir noktaya geldiği iddia ediliyordu. Ve o da “intihar” etmişti. Peki, pek çok ülkeye satılan bu program acaba Türkiye’ye de geldi mi? “Brooks Senato Araştırma Komisyonu”nun davaya temel teşkil eden raporunda, eski Amerikan gizli servis ajanı, DIA (Defense Intelligence Agency) ve DEA Kıbrıs Rum Kesimi görevlisi Lester Coleman’ın 1991’de verdiği bir ifade var. Donald Goddard adlı Amerikalı yazarın 1993’te yayımladığı “Trail of the Octopus-Ahtapotun İzi” adlı kitapta bu ifadenin hangi nedenle verildiği şöyle anlatılıyor: “Yaz ayları boyunca (1986) Coleman Kıbrıs’taki (Rum Kesimi) Narkotik Masası’nın danışmanı olarak çalışmıştı. Bu masaya bağlı memurları iletişim ve izleme konularında eğitmişti. Onlara Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Fonu (UNFDAC) tarafından finanse edilen çeşitli elektronik cihazları kullanmayı öğretmişti, ilkbaharda Kıbrıs’a döndüğünde, teknolojinin kendisi yokken ne kadar ilerlediğini fark etti. Tüm narkotik bilgisayarlarının, ABD hükümeti bağlantılı Link System Ltd. adlı bir şirket tarafından kurulan merkezî veri tabanına bağlandığını gördü. Narkotik merkezinde ise, birlikte çalıştığı birçok memurun, üzerinde ‘Promis Ltd. Toronto, Canada’ ibaresi bulunan kutular açmakta olduğuna tanık oldu… Biraz araştırma yaptı ve söz konusu yazılımın, içlerinde Mısır, Suriye, Pakistan, Türkiye, Kuveyt, İsrail, Ürdün, İran ve Irak’ın da bulunduğu bir dizi ülkenin emniyet ve askerî kurumlarına da temin edildiğini saptadı…”
     Üzülerek söylemek gerekir ki, PROMİS programı Türkiye’ye de satılmıştır! Türkiye, tarihinde görmediği krizleri yaşamıştır ve yine tarihinde göremeyeceği krizlere doğru gittiği dedikoduları tüm kulislerde geçerliliğini korumaktadır. Yaşanan krizlerin ‘suni’ olduğunda ise, pek çok çevrenin fikir birliği içerisinde olduğunu görüyoruz. ABD’nin bu program sayesinde, hedef ülkelerin banka sistemini istediği an kilitleyebildiği ve kontrollü mali krizlere yol açabildiği ileri sürülmektedir. 

(Gelecek yazı: HAARP Teknolojisi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir