Ama Seksen Beşinci Gece Olunca
Ama Seksen Beşinci Gece Olunca

Ama Seksen Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki: 

     Ve kapıyı içeriden kapayıp anahtarı cebine sokmuş ve hemen oruç tutmaya başlamış. Ve on birinci günün sabahı gelince, Şah baban, maşrapayı almış, ağzındaki hafif kumaşın mührünü çözmüş ve onu dudaklarına götürüp bir dikişte içmiş. Ve hemen bedeninde genel bir ferahlık ve içinde büyük bir tatlılığın etkileşimini duymuş ve henüz maşrapadan suyu içip bitirmişken, hücresinin kapısı vurulmuş ve kapı açılınca, yaşlı kadın elinde muz ağacının taze yapraklarından yapılmış bir paketle içeri girmiş.
     Bunun üzerine baban, ona saygı sunmak üzere ayağa kalkmış ve kendisine, “Hoş geldin, sayın anamız!” demiş. Kadın da ona, “Ey Şah, Göze Görünmeyen Kişiler selamlarını bildirmek üzere beni sana yolladı; çünkü onlara senden söz ettim; seninle dostluğumuzdan çok sevinç duydular. Ve iyi dileklerinin bir belirtisi olarak, sana, cennetin siyah gözlü bakirelerinin parmaklarıyla yapılmış lezzetli reçeller içeren muz yapraklarıyla örtülü bu paketi yolladılar; yirmi birinci gün geldiği zaman, muz yapraklarını kaldırıp bu reçelleri yiyerek orucunu bozarsın!” demiş.
     Bu sözleri işitince baban, son kertede kıvanç duymuş ve “Göze Görünmeyen Kişiler arasından bana kardeşler sağlamış olan Tanrı’ya şükürler olsun!” demiş. Sonra yaşlı kadına çok teşekkür edip ellerini öpmüş ve hücrenin kapısına kadar gelerek büyük bir saygıyla onu selametlemiş.
     Böylece yaşlı kadın, daha önce ona söylediği gibi, yirmi birinci gün de gelmekte kusur etmeyerek babana, “Ey Şah, bil ki Göze Görünmeyen Kardeşlerime genç kızları sana armağan olarak sunmak niyetinde olduğumu bildirdim; şimdi sana duydukları dostluktan ötürü buna çok sevindiler ve de senin ellerine teslim etmeden önce, onları, soluklarını onların üzerine üflesinler ve senin başını döndürecek hoş kokular saçsınlar diye Göze Görünmeyen Kişiler’in yanına götüreceğim; onlar da sana Göze Görünmeyen Kardeşlerim tarafından kendilerine verilmiş olacak arzın bağrından kopmuş bir hazine getirecekler!” demiş.
     Baban bu sözleri işitince, üstlendiği tüm zahmetler için ona teşekkür etmiş ve ona “Gerçekte bu biraz fazla oluyor! Arzın bağrından kopmuş hazineye gelince, onu kötüye kullanmaktan gerçekten korkarım!” demiş; ama kadın buna gerektiği gibi bir yanıt vermiş; baban da ona, “Kızları bana ne zaman getirmeyi düşünüyorsun?” diye sorunca kadın, “Otuzuncu günün sabahında, orucunu tamamlayıp bedence bu riyazetle paklanmış olunca… Her biri senin imparatorluğun değerince olan bu genç kızlar, onlar da kendi bakımlarından bir yasemin saflığına bürünüp tamamen senin olacaklar!” demiş; o da “Oh, bu doğru işte!” diye yanıt vermiş.
     Kadın ona, “Haremdeki kadınlarının içinde en çok beğendiğin başka bir kadın varsa, onu da benim ellerime teslim edersen, genç kızlarla birlikte onu da yanıma alır ve Göze Görünmez Kişiler olan kardeşlerimizin saflaştırma lütuflarından onun da nasiplenmesini sağlarım!” demiş.
     Bunun üzerine Şah baban, ona, “Sana ne çok teşekkür borçluyum! Gerçekten sarayımda sevdiğim Safiye adlı Rum asıllı bir kadın var; Konstantiniyyeli Afridonyos’un kızıdır kendisi. Allah bana ondan iki çocuk bağışladı; ama ne yazık ki, yıllar var ki, onları yitirdim. Onu da birlikte al ey saygın hatun, böylece Göze Görünmez Kişiler’in lütfu ona da nasip olsun ve o da onların delaletiyle izlerini tüm olarak yitirdiğimiz çocuklarını yeniden elde etsin!” demiş. Bunun üzerine yaşlı kadın ona “Kuşkusuz, ona yardım ederim. Bana acele Safiye Ece’yi getirt!” demiş.

 

     Anlatısının burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir