Ama Seksen Dördüncü Gece Olunca
Ama Seksen Dördüncü Gece Olunca

Ama Seksen Dördüncü Gece Olunca

     Söze başlamış:

     İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, yaşlı kadın sözünü şöyle sürdürmüş:
    “Anlatırlar ki, Halife Ebu Cafer-ül-Mansur, Ebu Hanife’yi kadı atamak ve kendisine yıllık on bin dirhem maaş bağlamak istemiş. Ancak Ebu Hanife, Halife’nin maksadını anlayınca, sabah namazını kılmış, sonra beyaz bir giysiye bürünmüş ve hiçbir söz etmeden oturmuş. O sırada Halife’nin adamı içeri girip kendisine peşin olarak on bin dirhem ödemek ve atanma haberini vermek istemiş. Ama, görevli kişinin bütün konuşmalarına Ebu Hanife hiçbir yanıt vermemiş. Bunun üzerine görevli, ona, “Sana getirdiğim bu paranın tümünün yasal ve Kitap’ın kavlince edinilmiş bulunduğundan güvenin olsun!” demiş. Bunun üzerine Ebu Hanife ona, “Gerçekten bu para yasaldır, ama Ebu Hanife, asla zorbaların uşağı olamaz!” demiş.”
     Ve bu sözleri söyleyen yaşlı kadın, “Ey şah, bizim eski bilgelerimizin yaşamlarından daha pek çok dikkate değer örnekler aktarmak isterdim. Ama, işte gece yaklaşıyor ve de kulları için Tanrı’nın daha pek çok günleri vardır!” diye eklemiş. Ve saygın yaşlı kadın geniş yeldirmesini yeniden omuzlarına örtmüş ve beş genç kızın oluşturduğu topluluğa katılmış.
     Burada Vezir Dendan, Şah Dav-ül-Mekân’a ve perdenin ardındaki kız kardeşi Nüzhet’e yaptığı anlatışını bir an için kesmiş. Fakat birkaç saniye sonra yeniden söze başlamış:
     Rahmetli baban Şah Ömer-ün-Neman, bu öğretici anlatıları işitince bu kadınların çok güzel ve bedence de, ruhça da gelişmiş bulunmalarının yanında, çağlarının en kusursuz kişileri olduğunu anlamış ve onlara yakışık alacak hangi yaklaşımda bulunacağını bilememiş ve tüm olarak güzelliklerinin büyüsü altında kalmış ve aynı zamanda onları yanında getiren saygın yaşlı kadına büyük bir saygı duymuş. Ve bu arada, onlara, oturmaları için, vaktiyle Kayseriyye Ecesi Abriza Ece’ye ait olan daireyi vermiş. Ve bunu izleyen on günlük süreyi, haberlerini almak ve hizmette kusur edilip edilmediğini kendi gözleriyle görmek için dairelerine uğramakla geçirmiş ve her gidişinde, yaşlı kadını gündüzlerini oruç tutarak, itikâfa çekilerek ibadet ederken bulmuş. Onun kutsallığından o denli etkilenmiş ki, bir gün bana, “Ey vezirim, sarayımda böylesine hayranlık uyandıran bir azizenin bulunması ne hayırlı bir olaydır! Ona karşı saygım sonsuzdur ve de bu kızlara duyduğum sevgi sınırsızdır. Konukseverliğimizi göstereli on gün geçtiğine göre, benimle birlikte gel de, bu yaşlı kadını görelim ve iş üzerinde görüşerek; bu genç kızlar, göğüsleri yuvarlak bu bakireler için bize ne gibi bir bedel önerdiğini öğrenelim!” dedi.
     Bunun üzerine konuklara ayrılan daireye gittik, baban yaşlı kadına meseleyi açtı, o da kendisine, “Ey şah, bil ki bu genç kızların değeri sıradan alım satım koşullarının dışında koşullara bağlıdır. Zira değerleri altınla, gümüşle ya da mücevherle karşılanmaz” dedi.
     Bu sözleri duyan baban çok şaşırdı ve kendisine, “Ey saygın hatun, bu kızların satış değeri neye bağlı öyleyse?” diye sordu. Kadın da, ”Sana bunları ancak tek bir koşulla, gündüzlerini itikâfa çekilerek ve oruç tutarak; gecelerini uyanık ve ibadetle geçirerek bir aylık bir süreyi tamamlarsan satarım. Ve tam bir riyazetle geçecek bu ayın sonunda, bedenin arınıp bu kızlardan herhangi birinin bedeni ile birleşmeye lâyık olunca, onların tatlılıklarından tüm olarak yararlanabilirsin! ” diyerek yanıtladı.
     Bunun üzerine babanın yaşlı kadın için duyduğu saygı ve etkilenme doruğuna ulaştı ve sınır tanımaz oldu. Ve hemen onun koşullarını kabullendi. Yaşlı kadın da ona, “Kendi bakımımdan, riyazete dayanman için, ben de dualarım ve dileklerimle sana yardımcı olacağım. Şimdi bana su dolu bakır bir maşrapa getir!” dedi. Bunun üzerine baban ona içi saf suyla dolu bir maşrapa sundu. O da bakışlarını bu maşrapaya yönelterek, bir saat kadar hiçbirimizin tek bir sözcüğünü anlamadığı, bilinmeyen bir dilde dualar okuyup üfledi. Sonra maşrapanın ağzını ince bir kumaş parçasıyla sardı ve bunu kendi mührüyle mühürledi. Ve ona “Riyazetinin ilk on günü sona erince, kumaşın mührünü çözüp seni güçlendirecek ve geçmiş tüm kirlerinden arındıracak olan bu kutsal suyu içerek oruç bozarsın. Ve şimdi ben, Göze Görünmeyen Kişiler olan kardeşlerimi gidip bulacağım; çünkü çok var ki onları görmedim ve on birinci günün sabahında gelip seni göreceğim” diyerek bunu babanın önüne koydu. Ve yaşlı kadın, bu sözleri söyledikten sonra babana barış dileyip oradan ayrıldı.
     Bunun üzerine baban, maşrapayı alıp ayağa kalktı ve saraydan tüm olarak soyutlanmış, içinde eşya olarak sadece o bakır maşrapa bulunan bir hücre seçti ve riyazet ve itikâf için ve bu genç kızların bedenlerine yaklaşabilmek üzere gerekli saygınlığı kazanabilmek için kendini buraya kapattı. Sonradan anladığımıza göre, kapıyı da içeriden kilitleyip anahtarı cebine sokmuş.

     Anlatısının burasında Şehrazat sabah olduğunu görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir