Ama Seksen Üçüncü Gece Olunca
Ama Seksen Üçüncü Gece Olunca

Ama Seksen Üçüncü Gece Olunca

     Söze başlamış:

     İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, beşinci genç kız sözlerini şöyle sürdürmüş:
     Gerçekten, genç çoban kızının iri bir kıçı varmış ve rüzgâr bazen ince giysisini yuvarlarına yapıştırıyor, bazen de eteğini uçurarak genç kızın kıçını çırçıplak gösteriyormuş. Fakat Musa, bu kıçın her ortaya çıkışında onu kesinlikle görmemek için gözlerini kapatıyormuş ve baştan çıkmaya kapılmaktan çok korktuğu için genç kıza “İzin ver de ben senin önünden yürüyeyim!” demiş. Genç kız da çok şaşırarak Musa’nın ardından yürümeye başlamış. Sonunda ikisi de Şuayp’ın evine ulaşmışlar. Ve barış ve dualar ikisinin üzerine olası Şuayp, Musa’nın içeriye girdiğini görünce saygıyla ayağa kalkmış ve yemek hazır olduğundan ona, “Ey Musa, kızlarıma gösterdiğin ilgiden dolayı sofram sana gönülden açıktır!” demiş. Ama Musa, “Ey baba, ben ancak hesap gününde değerlendirilecek iyi davranışlarımı şu dünyanın altını ya da gümüşü karşılığında satmıyorum!” diyerek yanıt vermiş.
     Şuayp da yeniden söz alarak, “Ey genç adam, sen benim konuğumsun; ben de konuklarıma karşı konuksever ve cömert davranmak âdetini edinmişim; zaten geçmişteki bütün büyüklerimizin âdeti böyleydi; onun için otur ve bizimle yemek ye!” demiş. Musa da oturmuş ve onlarla yemek yemiş. Yemeğin sonunda Şuayp, Musa’ya; “Ey genç adam, istersen bizimle kalabilir ve sürüyü otlatabilirsin! Ve sekiz yıl sonunda, hizmetlerinin karşılığı olarak seni kızlarımdan pınarda bulmaya gelenle evlendireyim!” demiş. Musa da bu kez, öneriyi kabul etmiş ve kendi kendine, “Şimdi genç kız ile aramızdaki ilişkinin yasal bir dayanağı olduğuna göre, onun kutsal kıçını çekinmeden düşünebilirim!” demiş.

     Anlatırlar ki, İbn-i Bitar’ın yolda rastladığı dostlarından biri ona “Çoktandır nerelerdeydin, hiç görünmedin?” diye sormuş. İbn-i Bitar, “Dostum İbn-i Şehab’ın işleriyle uğraşıyordum. Onu tanır mısın?” demiş. O da, “Evet tanırım! Otuz yıldan beri komşumdur. Ama onun ile hiç konuşmadım!” cevabını vermiş. Bunun üzerine İbn-i Bitar, “Ey zavallı adam, bilmez misin ki, komşularını sevmeyen kişiyi Tanrı da sevmez? Ve yine bilmez misin ki, bir kimse komşusuna kendi ana babasına baktığı gözle bakmalıdır!” demiş.
     Bir gün İbn-i Edhem kendisiyle birlikte Mekke’den dönen bir dostuna, “Nasıl geçiniyorsun?” diye sormuş. O da, “Yiyecek bir şey bulursam yiyorum; acıkıp da yiyecek bulamazsam sabrediyorum!” yanıtını vermiş. İbn-i Edhem de yanıt olarak; “Aslında, Belh Ülkesi’nin köpeklerinin yaptığından başka bir şey yapmıyorsun! Bize gelince, Tanrı bize ekmeğimizi verirse şükrederiz; yiyecek bir şey bulamayınca, yine şükrederiz!” demiş. Bunu duyan adam “Aman yarabbi!” diye haykırmış; başka bir şey de söylememiş.
     Derler ki, Muhammed bin Ömer, çetin bir yaşam süren bir kimseye, “Bir gün, Tanrı’dan beklenmesi gereken ümit hakkında ne düşünürsün?” diye sormuş. Bu kimse ona “Tanrı’ya inancım bütünse, iki şeyden ötürüdür: Tecrübeyle öğrendim ki, yediğim ekmeği başka biri yememiştir ve ikincisi, dünyaya gelmişsem, Tanrı’nın iradesiyledir!” demiş.
     Ve bu sözleri söyledikten sonra, beşinci genç kız, arkadaşlarının yanına dönmüş. Bunun üzerine yaşlı kadın, ağır adımlarla ilerlemiş ve rahmetli baban Şah Ömer-ün-Neman’ın önünde dokuz kez yeri öperek demiş ki:
     “Ey şahım, bu genç kızların, şu dünyanın aşağılanması gereken ibret verici şeyleri hakkında söylediklerini işitmiş bulunuyorsun. Ben, cedlerimizin en yüceleriyle ilgili olay ve davranışlardan bildiklerim hakkında konuşacağım.
     Anlatırlar ki, Tanrı’nın lütfu üzerine olası Büyük İmam-üş Şafi, geceyi üçe bölermiş. İlk bölümü okumak için, ikinci bölümü uyku için, üçüncü bölümü de ibadet için olmak üzere… Ve yaşamının sonuna doğru, artık uykuya hiç yer vermeden bütün gece uyanık kalmış.
     Tanrı’nın koruması üzerine olası aynı İmam-üş Şafi, demiştir ki: “Yaşamımın on yılı süresince acıkınca, arpa ekmeğinden başka hiçbir şey yemedim. Çünkü çok yemek, her durumda, zararlıdır; beyni kütleştirir, yüreği katılaştırır, zihinsel melekeleri yok eder, uyku ve tembellik getirir ve geri kalan tüm gücü ortadan kaldırır!”
     Genç İbn-i Fuat bize şu öyküyü anlatmıştı: İmam-üş Şafi’nin orada eğleştiği sırada, Bağdat’ta bulunuyordum. Abdest almak için bir gün, ırmak kıyısına gitmiştim. Öylece çömelmiş abdest aldığım sırada, peşindeki sessiz bir kalabalıkla bir adam ardımdan geçti ve bana, “Ey genç adam, abdest almaya özen göster; Tanrı da sana özen gösterir!” dedi. Dönüp ardıma bakınca, uzun bir sakalı olan yüzü nurlu genç bir adam gördüm. Hemen aceleyle abdest almayı tamamlayıp ayağa kalktım ve onu izledim. Beni görünce bana doğru yönelip “Bana herhangi bir şey sormak ihtiyacı mı duydun?” diye sordu. Kendisine “Evet, ey saygın peder! Tanrı’ya bağlanma yolunun ne olduğunu bana öğretmeni isterdim!” dedim. Bana, “Kendini tanımayı öğren! Ancak o zaman davranışında özgür olursun! Ve ancak o zaman tüm arzularını yerine getirebilirsin. Ancak komşuna zarar vermemek koşuluyla…” dedi. Ve yolunu sürdürdü. Bunun üzerine onu izleyenlerden birine, “Kim bu zat?” diye sordum. Bana, “İmam Muhammed bin-İdris-üş Şafi’dir” dedi. 

     Anlatısının burasında Şehrazat sabahın yaklaştığını görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir