Ama Seksen Altıncı Gece Olunca
Ama Seksen Altıncı Gece Olunca

Ama Seksen Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki:

     Bunun üzerine yaşlı kadın, “Bana hemen Safiye Ece’yi getirt!” demiş. Şah da, derhal annen Safiye Ece’yi getirtmiş ve onu hemen genç kızlara katan yaşlı kadın bir an için kendi dairesine gitmiş ve geriye üstü mühürlenmiş bir bardakla dönmüş ve bu bardağı Şah Ömer-ün-Neman’a vererek ona, “Otuzuncu günün sabahında, orucun biter bitmez, hamama yıkanmaya git ve bu hücreye dinlenmek üzere geri döndüğünde, ruh temizliğini tamamlayacak ve şahane genç kızları bağrına basman için uygun duruma gelmeni sağlayacak olan bu bardaktakini iç! Şimdilik Tanrı’nın barışı, bağışlaması ve kutsaması senin üzerine olsun, ey oğlum!” demiş ve yaşlı kadın genç kızlar ile anneni alarak uzaklaşmış.
     Böylece, şah orucunu otuzuncu güne kadar sürdürmüş ve otuzuncu günün sabahında kalkmış, hamama gitmiş ve yıkanması bitince, hücresine dönmüş ve kendisini kimsenin rahatsız etmemesini tembih etmiş. Ve hücresine girdikten sonra kapısını kendi üzerine içeriden kilitlemiş ve bardağın ağzındaki mührü kaldırmış ve içindekini dudaklarına götürerek içtikten sonra dinlenmek üzere uzanmış.
     Bizlere gelince, o günün riyazetin son günü olduğunu bildiğimizden, akşama kadar ve sonra geceleyin ve ertesi gün öğleye kadar bekledik. Kendi kendimize, “Muhtemelen Şah geçirdiği bunca uykusuz geceden sonra derin bir uykuya dalmıştır,” diye düşündük. Ama Şah kapıyı açmamakta direnince kapıya yaklaştık ve seslendik. Kimse yanıt vermedi. Bu sessizlikten çok korkarak kapıyı kırmaya ve içeri girmeye karar verdik. Ve de girdik. Şah ortalıkta görünmüyordu. Sadece parçalanmış etlerini ve dağılmış ve kararmış kemiklerini bulduk. Bunu görünce hepimiz bayılmışız. Yeniden kendimize geldiğimizde, bardağı elimize alıp inceledik ve kapağındaki bir kağıtta şunların yazılı olduğunu gördük:
     Kötü adam üzüntü esinlemez! Ve bu kağıdı okuyan her kişi bilmelidir ki, hükümdar kızlarını baştan çıkarıp onların ırzına geçenlerin cezası böyle olacaktır! Bu adamın durumu da böyledir. Oğlu Şarkân’ı kralımızın kızı bahtsız Abriza’yı ülkemizden kaçırtsın diye yolladı! Ve onu alıp bakire bedenini kirletti! Sonra da onu kara bir köleye verdi; o da en kötü hakaretlerde bulunduktan sonra onu öldürdü. Ve şimdi bir Şah’a yakışmayan bu davranışından ötürü Şah Ömer-ün-Neman artık yok oldu! Ve, onu öldüren ben, adı Felaketler Anası olan yürekli ve intikamcı kişiyim! Bunu okuyan kafirler olarak, ey sizler, hepiniz, biliniz ki, sadece şahınızı öldürmekle kalmadım. Konstantiniyyeli Afridonyos’un kızı olan Safiye Ece’yi de yanıma aldım; onu da babasına geri vereceğim. Sonra da silahlanarak geri gelecek, size saldıracak, evlerinizi yıkıp son bireyinize kadar hepinizin kökünü kazıyacağız! Ve yeryüzünde haça tapan biz Hristiyanlar’dan başka kimse olmayacak!
     Bu kağıdı okuyunca, felaketimizin tüm dehşetini kavradık ve ellerimizle yüzlerimizi dövdük, uzun uzun ağladık. Ama gözyaşlarımız neye yarardı artık? Çünkü onarılmaz olan olup bitmişti.
     Ve o zaman, ey Şah, ordu ve halk, rahmetli Şah Ömer-ün-Neman’ın yerine tahta geçecek kimsenin seçiminde anlaşmazlığa düştü. Ve bu anlaşmazlık bütün bir ay sürdü; bu sürenin sonunda, senin varlığından hiç haber alınamadığı için, Şam’da bulunan Emir Şarkân’ın hükümdar seçilmesi kararlaştırıldı. Ama Allah seni yolumuza çıkardı ve olması gereken oldu! Ve de ey Şah, baban Şah Ömer-ün-Neman’ın ölümü böyle oldu.
     Büyük Vezir Dendan, Şah Ömer-ün-Neman’ın ölümünün öyküsünü bitirince, mendilini çıkarmış ve ağlamaya başlamış. Şah Dav-ül-Mekân da ipek perdenin ardında bulunan Nüzhet Ece de ağlamaya koyulmuşlar. Ama mabeyinci, ilk olarak gözyaşlarını kurutup Dav-ül-Mekân’a, “Ey Şah, aslında bu gözyaşları hiçbir şeye yaramaz. Artık sen cesaretini toplayıp yüreğini pekiştirerek, ülkenin yararlarını gözetmelisin! Ve zaten rahmetli baban, sende yaşamını sürdürecek; çünkü babalar, kendilerine yaraşan çocuklarda yaşarlar!” demiş. Bunun üzerine Dav-ül-Mekân ağlamayı kesmiş ve saltanatının ilk toplantısını yapmaya hazırlanmış.
     Bu münasebetle kubbe altında tahtına oturmuş; mabeyinci yanında ayakta, Vezir Dendan önünde, silahlı kişiler de tahtın gerisinde, emirler ve ülke ileri gelenleri de her biri mevkiine göre yöresinde yer almışlar.
     Bunun üzerine Şah Dav-ül-Mekân, veziri Dendan’a, “Babamın kasalarında ne varsa bana sayımını yap!” demiş. Vezir Dendan da, “İşittim ve itaat ettim!” yanıtını vermiş ve hazinenin kasalarında para, değerli eşya ve mücevher olarak ne varsa sayımını yapmış ve ayrıntılı listeleri kendisine sunmuş. Bunun üzerine Şah Dav-ül-Mekân ona, “Ey babamın veziri, benim idaremde de aynı şekilde büyük vezir olarak görevini sürdüreceksin!” demiş. Vezir Dendan da Şahın önünde yeri öpmüş ve ona uzun ömürler dilemiş. Bunu izleyerek Şah, mabeyinciye, “Şam’dan birlikte getirdiğimiz servete gelince, bunu orduya dağıtmamız gerekir,” demiş.

     Öyküsünün burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir