Ama Doksan Birinci Gece Olunca
Ama Doksan Birinci Gece Olunca

Ama Doksan Birinci Gece Olunca

     Demiş ki: 

     Ve bu Hristiyan’ın imansız ruhu uçmuş ve cehennem ateşlerine gömülmeye gitmiş. Hristiyan ordusunun erleri, Lukas’ın yanında gidenlerin ağzından yiğitlerinin ölümünü öğrenince çok dövünmüşler; sonra da ölüm ve intikam çığlıkları atarak hepsi de silahlarını kuşanmış.
     Bunun üzerine savaş cazgırları, adamlarına seslenmişler; onlar da hemen savaş düzenine girmişler ve iki kralın verdiği işaret üzerine, kitle halinde, Müslüman ordusunun üzerine atılmışlar. Ve iki ordu birbirine katışmış; savaşçı savaşçıya karşı gelmiş, tarlalardaki ekinler kan içinde kalmış, haykırışlar haykırışları izlemiş ve gövdeler at nalları altında ezilmiş. Erlerin şarapla değil, kanla başları dönmüş ve sarhoşlar gibi sendelemişler. Ölüler ölülerin, yaralılar yaralıların üzerine yığılmış. Ve savaş böylece dövüşenleri ayıran gece gelinceye kadar sürmüş.
     Bunun üzerine Dav-ül-Mekân, kardeşi Şarkân’ı, adını yüzyıllar boyunca şanlı kılacak uğraşından dolayı kutladıktan sonra, Vezir Dendan’a ve başmabeyinciye, “Ey büyük vezir ve sen, ey saygıdeğer mabeyinci, yanınıza yirmi bin savaşçı alın ve yedi fersah aralıkla denize doğru gidin! Oradan Duman Tüten Dağ’ın vadisine gitmek üzere gemilere binin! Bir yeşil sancak kaldırarak size işaret verdiğimde, kesin savaşa girişirsiniz! Biz de buradan kaçar gibi yaparak bir harekâta girişeceğiz. Bunu gören kafirler bizi izleyecekler. Tam bu anda, siz de, onları izlersiniz; biz de bir yerde, geri dönerek onlara saldırırız; böylece iki yandan da sarılmış olurlar; ‘Allah, Allah!’ diye saldırınca, kafirlerin biri bile kılıçlarımızdan kurtulamaz!” demiş.
     Vezir Dendan ve başmabeyinci, işitip itaat ettikleri cevabını vermişler ve hemen emrolunan planın uygulanmasına koyulmuşlar. Geceleyin yürüyüşe geçerek Duman Tüten Dağ’ın vadisinde yer almaya gitmişler; orada daha önce denizden yol alarak gelip pusuya yatan ve sonra karadan gelen askerle birleşen Hristiyan ordusu varmış. Eğer Felaketler Anası’nın ilk planı düşündüğü gibi çıksa yitip gitmeleri kesinmiş.
     Oysa, sabahla birlikte tüm savaşçılar, silahlarını kuşanmış, ayaktaymışlar. Her yanda çadırların üstünde sancaklar dalgalanıyor, haçlar parlıyormuş. Müslümanlar, Kur’an’ın ilk suresi olan Bakara Suresi’nin okunmasını dinliyor; imansızlarsa Meryem’in oğlu Mesih’i anıyor ve patriğin dışkısıyla ruhlarını arındırıyorlarmış; ancak tütsülenecek erlerin miktarının fazlalığından bu dışkı karışıkmış. Bu yüzden, bu tütsüler onları kılıçtan geçmekten kurtaramayacakmış!
     Gerçekten işaret verilince müthiş bir savaş başlamış. Kafalar kurşunlar gibi uçuşuyormuş; kollar bacaklar yerleri kaplamış ve kan seller gibi akmış. Öylesine ki, atların göğsüne kadar yükselmiş. Ama ansızın, sanki bir paniğe kapılmış gibi, o ana kadar yiğitçe savaşan Müslümanlar, sırtlarını çevirip hepsi birden kaçmaya başlamışlar.
     Böylesine kaçan Müslüman ordusunun bu görünümü üzerine, Konstantiniyye Kralı Afridonyos, o zamana kadar birlikleri savaşa katılmamış olan Kral Hardobyos’a hemen bir haberci göndermiş ve onlara, “İşte Müslümanlar kaçıyor; çünkü patriğimizin kutsal dışkısıyla tütsülenerek sakal ve bıyığımızı merhemledik ve yenilmez hale geldik. Şimdi bu Müslümanlar’ı kovalayarak ve son bireyine kadar imha ederek zaferi tamamlamak size düşüyor. Yiğit savaşçımız Lukas’ın da öcünü almış oluruz!” haberini vermiş…

     Anlatısının burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir