Ama Doksan İkinci Gece Gelince
Ama Doksan İkinci Gece Gelince

Ama Doksan İkinci Gece Gelince

     Söze başlamış:

     “Ve böylece yiğit savaşçımız Lukas’ın da öcünü almış oluruz!” haberini vermiş.
     Bunun üzerine kızı hayranlık uyandıran Abriza’nın ölümünün öcünü almak için fırsat gözetmekten başka düşüncesi olmayan Kral Hardobyos, ordu birliklerine, “Ey savaşçılar! Bakın şu Müslümanlar’a nasıl karılar gibi kaçıyorlar!” diye haykırmış. Oysa, bu kaçışın, yiğitler yiğidi Emir Şarkân ile kardeşi Dav-ül-Mekân’ın bir taktiği olduğunu kesinlikle bilmiyormuş.
     Gerçekten, Hardobyos’un Hristiyanlar’ı onları izleyip tam yanlarına geldikleri sırada Müslümanlar, uydurma kaçışlarını durdurmuşlar ve Dav-ül-Mekân’ın sesini duyunca, “Allahüekber!” diye haykırarak takipçilerinin üzerlerine atılmışlar ve Dav-ül-Mekân, onları savaşa özendirmek için şu söylevi vermiş: “Ey Müslümanlar, işte din günü geldi. Cenneti kazanacağınız gün, bu gündür! Zira cennet, kılıçların gölgesine sığınmadan kazanılmaz!” Bunu duyunca Müslümanlar aslanlar gibi ileri atılmışlar. Ve o gün Hristiyanlar için asla yaşlı ölemeyecekleri bir gün olmuş. Çünkü saçlarının beyazlanmasını görmeye vakit bulamayacak şekilde biçilmişler.
     Şarkân tarafından ani bir çatışmayla tamamlanmış olan bu harekât, sözle tanımlamaların tamamen dışında kalıyormuş. Ve o, yollarına çıkan herkesi böyle param parça ederken, Dav-ül-Mekân yeşil sancağı kaldırmış ve kendinin de savaşa katılacağını bildirmiş. Ama Şarkân, onun bu işaretinin anlamını kavrayıp hemen atını sürerek yanına gelmiş ve ona, “Ey kardeşim, sen gövdeni savaşın talihine terk etmemelisin! Çünkü ülkenin yöne-timi için gereklisin! Böylece, şu andan başlayarak senin yanından hiç uzaklaşmayacağım ve sadece senin yanında savaşacağım, tüm saldırılara karşı seni savunacağım!” demiş.
     Bu zaman süresince, Vezir Dendan ve başmabeyinci tarafından yönetilen Müslüman savaşçıları, kararlaştırılan işareti görünce, yarım daire şeklinde açılmışlar ve Hristiyan ordusunun deniz üzerindeki gemilerinden yana güvenlik olanaklarını kesmişler. Böylece bu koşullar altında girişilen savaşın sonucu artık kuşkulu olmaktan çıkmış ve Hıristiyanlar; Kürtler, Acemler, Türkler ve Araplar’dan oluşan Müslüman askerleri tarafından feci şekilde kırıma uğramışlar.
     Kaçabilenlerin sayısı pek azmış. Çünkü içlerinden yüz yirmi bin domuz ölüme kavuşurken, geriye kalanlar ancak, Konstantiniyye doğrultusunda kaçmayı başarabilmişler. İşte Kral Hardobyos’un Rumlar’ı bu durumdaymış. Kralları ile birlikte, baştan, Müslümanları imha edeceklerinden emin olarak dağlık yerlere çekilmiş bulunan Kral Afridonyos’unkilere gelince; kendi yanlılarının kaçışını görmekten büyük acı duymuşlar. İman sahipleri, o gün, kazanılan bu zaferin ötesinde, büyük miktarda ganimet elde etmişler: İlkin, kaçanların, felaketi haber vermek üzere Konstantiniyye’ye kavuşabilmek için bindikleri yirmi gemi dışındaki bütün gemiler; sonra da bu gemilerde bulunan tüm servet ve değerli eşya ve koşum takımları ile elli bin at ve içindeki silahlar ve yiyecekler ile tüm çadırlar ve nihayet sayılamayacak kadar çok miktarda eşya… Böylece büyük bir sevinç duymuşlar ve kazanılan zafer ve ganimetler için Tanrı’ya şükretmişler.
     Müslümanlar’ın durumu da böyle imiş. Kaçaklara gelince, sonunda, ruhlarını felaket kargaları sarmış olarak Konstantiniyye’ye ulaşmayı başarmışlar. Onlardan durumu öğrenen tüm kent derde boğulmuş ve binalar ve kiliseler matem bayrakları çekmişler; ve tüm halk ayaklanan gruplar halinde toplanmış ve başkaldırı feryatları koparmışlar. Hepsinin duyduğu acı, tüm filodan ancak yirmi geminin ve ordudan ancak yirmi bin savaşçının geri dönmüş bulunduğunu görmekle daha da artmış. Bunun üzerine halk krallarını ihanetle suçlamışlar. Ve Afridonyos’un duyduğu şaşkınlık ve korku o dereceyi bulmuş ki, burnu ayaklarına kadar uzamış, midesi alt üst olmuş ve…

     Anlatısının burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir