Robınson Crusoe (15)
Robınson Crusoe (15)

Robınson Crusoe (15)

     On Beşinci Bölüm (Robinson Bir Kayık Yapıyor)
     Bütün bu işler olup biterken, düşüncelerimi adanın karşısında keşfettiğim kara parçasına doğru sık sık kaydığını pek âlâ tahmin edebilirsiniz. Bu kara parçası her aklıma geldikçe, oraya çıkmak için içimde gizli bir istek duyuyordum. Bulunduğum adada insan yaşamadığını, halbuki gitmeye can attığım arazinin Amerika kıtasına ait olduğunu düşünüyor ve burası ne şekilde bir yer olursa olsun, oraya geçtiğim takdirde daha içerilere gidebileceğimi, bu suretle bir çaresini bulup bu sefil hayattan kurtulabileceğimi ümit ediyordum.
     Bütün bunları düşünürken, böyle bir teşebbüsün beni ne gibi tehlikelere sokacağını hesaba katmıyordum. Ya bir de Afrika’nın aslan ve kaplanlarından daha vahşi yamyamların eline düşersem? Öldürülmeden onların elinden kurtulmak bir mucize idi! Haydi diyelim ki bu vahşiler insan eti yemiyorlar, ama ellerine geçersem yine ölüm tehlikesine maruz olurdum; çünkü benden evvel birçok Avrupalı aynı akıbete uğramıştı. Halbuki denizi geçip bu araziye çıkmak için âdeta deli oluyordum.
     O vakit yol arkadaşım Suri ile Afrika sahilleri boyunca bin yüz kadar millik yol katettiğim yelkenli kayığımı ne kadar aradım! Fakat bu pişmanlıktan bir fayda çıkmayacağı için, geminin batan kayığını gidip görmek aklıma geldi. Kayığı hemen hemen eski vaziyetinde buldum; altı üstüne gelmiş, yüksek bir kum tümseğine oturmuştu. Biri yardım edip de, yüzdürmeye muvaffak olsaydım, bu kayık beni Brezilya’ya kadar pek âlâ götürebilirdi. Günlerce kayığı yüzdürmeye uğraştımsa da, bu mümkün olmadı. Nihayet bu parlak tasavvurdan vaz geçmek, zorunda kaldım.
     Bunun üzerine bu memleketin yerlilerinin yaptıkları gibi, kendime ağaç kütüğünden bir kayık yapıp yapamayacağımı düşünmeye başladım. Bu işi yapmak bana kolay göründü. Ama kayığı yapıp bitirdikten sonra onu suya nasıl indirecektim? Halbuki bu kayığa binip karşı araziye geçmek arzusu bütün benliğimi öylesine avucuna almıştı ki, kayığı nasıl yürütüp suya indireceğimi bir defa olsun düşünmek aklıma gelmedi.
     Bir sedir ağacı kesmekle işe başladım. Lübnan’ın bile Süleyman’a Kudüs tapınağını inşa etmesi için bundan daha güzel bir ağaç verdiğini sanmıyorum. Bu ağacın çapı dip tarafından altı ayağa, boyu da yirmi iki ayağa yakındı. Bu ağacı büyük bir gayret sarf ederek devirebildim; baltayla ağacı dibinden kesmek için tam yirmi gün uğraştım. Ağacın geniş tepesini budamak için on beş günümü harcadım. Bu ağacı bir kayık sırtı şekline sokabilmek, ve üstünü rendeleyip düzeltmek bana bir ay çalışmaya mal oldu. İçini oyup mükemmel bir kayık haline sokmak için de en az üç ay çalıştım. Bu işi ateş kullanmadan, yalnız çekiç ve makasla başardım. Böylece yirmi altı adam taşıyacak kadar gayet güzel bir kayığa sahip oldum. Bu kayık beni ve eşyalarımı bol bol taşıyabilirdi.
     Bu işimi bitirince pek çok sevindim. Gerçekten bu derece güzel yekpare bir kayık görmemiştim. Şimdi kayığı suya indirmek kalıyordu. Kayığımı suya indirmek için başvurduğum bütün çareler boşa çıktı. Kayığı suya indireceğim diye, anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Halbuki denize de fazla uzak sayılmazdı. Fakat karşıma çıkan ilk engel koyla aramızdaki bir toprak tümsekti; ama bu engel beni yıldırmadı; bir kürek yardımıyla bu tümseğin hakkından gelmeyi aklıma koydum. Ne yapıp yapıp bunu düzeltecek, hatta bir iniş de meydana getirecektim. Hemen işe giriştim. Ne kadar yorulduğumu imkânı yok anlatamam. Gözlerimin önünde hürriyet gibi kıymetli bir hazine bulunmasaydı, bu işin hakkından zor gelirdim. Ama bu güçlüğü yenmekle iş bitmiş değildi; çünkü kayığı yerinden kımıldatmama imkân ve ihtimal yoktu.
     O vakit mesafeyi ölçerek, bir kanal kazmayı düşündüm; madem kayığımı denize getiremiyordum, o halde denizi kayığımın ayağına getirecektim. Kanalın derinliğiyle genişliğinin ne kadar olacağını, ve toprağı ne gibi bir usulle boşaltacağımı hesaplayınca, elimdeki imkânlarla bu işi on, on iki senede başarabileceğimi anladım. Gerçekleştiremediğim için bu tasavvurdan da içim yana yana vaz geçtim. Bu sonuncu teşebbüsümün ortasında, adadaki dördüncü senem tamam oldu.

(Yazan: Daniel Defoe-Çeviren: Sevgi Şen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir