Ama Yüz Dördüncü Gece Olunca
Ama Yüz Dördüncü Gece Olunca

Ama Yüz Dördüncü Gece Olunca

     Söze başlamış: 

     Şarkân tüm olarak uykuya dalınca, yırtıcı bir dişi kurt ya da kötü bir yılan gibi, korkunç yaşlı kadın, ayağa kalkmış ve hastanın başucuna son derece korkunç bir şekilde kayarak gitmiş ve giysisinin içinden sadece bir kaya üzerinde bırakılsa, onu eritecek kadar müthiş bir zehire bulaştırılmış bir hançer çıkarmış. Uğursuz elinde tuttuğu bu hançeri şiddetle Şarkân’ın boynuna vurarak kafasını gövdesinden ayırmış. Ve işte Ömer-ün-Neman’ın oğlu eşi bulunmaz yiğit Şarkân, bahtın kudreti ve lanetli bir ihtiyar kadının ruhuna sokulan iblis’in tertipleriyle böyle ölmüş. Ve intikamını alan yaşlı kadın, kestiği başın yanına bıraktığı kendi eliyle yazdığı bir mektupta şunları açıklamış:
     Bu mektup, yaptığı işlerden dolayı Felaketler Anası adıyla tanınan soylu Şavahi tarafından, Hristiyan ülkesinde bulunan Müslümanlara yazılmıştır.
     Siz hepiniz, bilin ki, sarayının ortalık yerinde evvelce Şah’ınız Ömer-ün-Neman’ı ortadan kaldırma sevincini tadan da bendim; daha sonra sizin manastır vadisinde yenilgiye ve kırıma uğramanızın nedenini de ben hazırladım ve en sonunda bugün komutanınız Şar-kân’ın başını da, kendi ellerimle ve çok iyi düzenlenmiş tertiplerle kesen benim.
     Göklerde mekân tutan Hristos’un yardımıyla Şah’ınız Dav-ül-Mekân’ın ve Veziri Dendan’ın aynı şekilde kafalarını keseceğim! O zaman bizim ülkemizde kalmanın mı, yoksa kendi ülkenize dönmenizin mi sizin için yararlı olacağını bilmek bakımından düşünmek şimdi size kalıyor. Her durumda iyi biliniz ki, gayelerinize asla ulaşamayacaksınız ve Konstantiniyye surları altında, Efendimiz Hristos sayesinde benim kolum ve düzenlerimle son savaşçınıza kadar can vereceksiniz!
     Ve bu mektubu bıraktıktan sonra yaşlı kadın, çadırdan yavaşça çıkmış ve yaptığı kötülükleri Hristiyanlara haber vermek üzere Konstantiniyye’ye dönmüş. Sonra dua etmek, Kral Afridonyos’un ölümüne ağlamak ve Emir Şarkân’ın ölümü dolayısıyla şeytana şükretmek için kiliseye girmiş.
     Şarkân’ın öldürülmesiyle ilgili olaylara gelince; bunlar da şöyle gelişmiş: Bu cinayetin işlendiği sırada, Büyük Vezir Dendan’ı uyku tutmamış ve bir tedirginlik duyumsamış; sanki dünya âlem üzerine oturmuş gibi göğsü daralmış. Bunun üzerine yatağından kalkmaya karar vermiş ve hava almak üzere çadırından dışarı çıkmış ve dolaşırken, epeyce uzaklaşmış olan çilekeşin karargâhtan ivedi ayrılmakta bulunduğunu görmüş. Bunun üzerine kendi kendine, “Emir Şarkân, şimdi herhalde yalnız olmalıdır. Yanına gidip onu gözeteyim ya da uyandıysa kendisiyle görüşeyim!” demiş.
     Vezir Dendan, Şarkân’ın çadırına ulaşınca ilk gördüğü şey, yerin bir kan gölüne dönüşmesi olmuş. Sonra, yatak üzerinde, öldürülmüş olan Şarkân’ın başının ve gövdesinin farkına varmış.
     Bunu gören Vezir Dendan, öylesine müthiş bir feryat koparmış ki, uyuyanların hepsini uyandırmış ve tüm karargâhı ve tüm orduyu ayağa kaldırmış. Bu arada Şah Dav-ül-Mekân da uyanıp hemen çadıra koşmuş ve kardeşi Emir Şarkân’ın yaşamını tüketmiş bedeninin yanında ağlayan Vezir Dendan’ı görmüş. Bu görünüm üzerine Dav-ül-Mekân, “Ya Allah! Bu ne beladır?” diye haykırmış ve baygın düşmüş… 

     Anlatısının burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir