Ama Yüz Üçüncü Gece Olunca
Ama Yüz Üçüncü Gece Olunca

Ama Yüz Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:
 

     Ona ilk ulaşanlar Vezir Dendan ve Rüstem ve Behrimen emirler olmuş. Onu kollarına almışlar ve aceleyle hiddetin, acının ve intikam arzusunun son sınırına ulaşmış olan kardeşi Şah Dav-ül-Mekân’ın çadırına taşımışlar ve hemen hekimleri çağırtıp Şarkân’ı onlara emanet etmişler. Sonra orada bulunan herkes hıçkırıklara boğulmuş ve bütün geceyi baygın yiğidin uzanıp yattığı yatağın yöresinde geçirmişler. Fakat sabaha doğru aziz çilekeş gelip yaralının yanına yaklaşmış ve başı üzre Kuran ayetleri okumuş ve ellerini birbiri üstüne koydurtmuş. Bunun üzerine Şarkân derin bir soluk vermiş ve gözlerini açmış. Ağzından çıkan ilk sözler, ona yaşamını bağışlayan Yüce Tanrı’ya şükretmek olmuş.
     Sonra kardeşi Dav-ül-Mekân’a dönerek ona, “Alçak beni aldatarak yaraladı. Ama Tanrı’ya şükürler olsun ki, ölümcül bir vuruş değildi. Aziz çilekeş nerede?” demiş. Dav-ül-Mekân, “İşte, başucunda!” demiş. Bunun üzerine Şarkân, çilekeşin ellerini tutarak öpmüş; çilekeş de ona yeniden iyileşmesi için dileklerde bulunmuş ve ona, “Oğlum, acına sabırla katlan. Ödüllendirici Tanrı ödülünü verecektir!” demiş.
     Tam bu sırada, bir an için dışarı çıkmış bulunan Dav-ül- Mekân çadırına dönmüş ve kardeşi Şarkân’ın yanaklarını ve çilekeşin ellerini öpmüş ve “Ey kardeşim, Tanrı seni korusun! İşte şimdi Rumların Kralı Afridonyos denen bu köpoğlu köpeği, bu lanetli haini öldürerek senin öcünü almaya gidiyorum!” demiş. Bunu duyan Şarkân, onu alıkoymaya çalışmış ama boşuna! Vezir Dendan, iki emir ve mabeyinci, lanetliyi kendileri öldürmeyi önermişler. Fakat Dav-ül-Mekân çoktan atına atlayarak, “Zemzem kuyuları adına söylüyorum ki, bu köpeği cezalandıran ancak ben olacağım!” diye haykırmış ve atını meydana sürmüş. Onu böyle rüzgârdan da, şimşekten de hızlı yağız atının üzerinde gören, çatışma ortasındaki Antar’ın kendisi sanırlarmış.
     Öte yandan, kendi bakımından, lanetli Afridonyos da atını meydana sürmüş bulunuyormuş. Her iki tarafın, bu iki seçkin savaşçısı karşılaşmışlar ve karşısındakine kim son darbeyi vurursa galibiyet onun olacakmış; çünkü bu kez, dövüş ancak ölümle bitebilecekmiş. Ve ölüm, gerçekte, hain lanetliyi vurmuş; çünkü intikam arzusuyla gücü çoğalmış olan Dav-ül-Mekân, sonuç vermeyen birçok hamleden sonra, düşmanının boynuna ulaşmayı başarmış ve bir vuruşta siperinden içeri dalarak boynunu ve belkemiğini yarıp başını gövdesinden uçurmuş.
     Bunu bir işaret sayan Müslümanlar, Hristiyanların saflarına bir yıldırım gibi atılmışlar ve görülmedik bir kıyım yapmışlar; böylece akşam oluncaya kadar elli bin kişi öldürmüşler. Bunun üzerine, karanlığın sağladığı lütufla, imansızlar Konstantiniyye’ye geri çekilebilmişler ve muzaffer Müslümanların kente sızmasını önlemek üzere artlarından kapıları kapatmışlar. Ve böylece Tanrı, inanç sahibi savaşçılara zafer nasip eylemiş.
     Bunun üzerine Müslümanlar, Rumların terk ettiği ganimetlerle yüklü çadırlarına çekilmişler. Sonra Şah, kardeşi Şarkân’ın yanına girmiş ve ona iyi haberi vermiş. Şarkân da birdenbire bedeninin sağlık yolunda olduğunu duyumsamış ve kardeşine, “Bil ki ey kardeşim, kazanılan zafer, savaş boyunca göklere başvuran ve Tanrı’nın kutsamasının inançlı savaşçılarımız üzerine olması için durmadan yakaran bu aziz çilekeşin dualarıyla yerini bulmuştur!” demiş.
     Oysa, lanetli yaşlı kadının Kral Afridonyos’un ölüm haberini ve kendi ordusunun bozgununu işiterek rengi atmış, sarı benzi yeşile dönüşmüş ve gözyaşlarına boğulmuş; ama kendini toparlamış ve gözyaşlarının Müslümanların galibiyetinden dolayı duyduğu sevinçten dolayı olduğunu söylemiş. Ama içinde, Dav-ül-Mekân’ın yüreğini acıyla yakacak en kötü tertipleri düzenlemiş. Ve hemen o gün, âdet olduğu üzere Şarkân’ın yaraları üzerine merhem ve yağlar sürmüş ve büyük bir istekle, orada bulunan herkesin hastanın rahatça uyuması için dışarı çıkmasını istemiş. Bunun üzerine herkes çadırdan çıkmış ve Şarkân’ı felaket saçan çilekeş ile yalnız bırakmışlar.
     Şarkân tam olarak uykuya dalınca… 

     Anlatısının burasında Şehrazat günün doğmakta olduğunu görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir