Ama Yüz Dokuzuncu Gece Olunca
Ama Yüz Dokuzuncu Gece Olunca

Ama Yüz Dokuzuncu Gece Olunca

     Söze başlamış; 

     Vezire ve kafileye gelince, güven içinde yolculuk yapmışlar ve Yeşil Kent’e yaya üç günlük mesafe kalınca Süleyman Şah’a haber ulaştırmak için ayağına çabuk bir ulak göndermişler.
     Şah, karısının gelmekte olduğunu öğrenince zevkten yerinde duramaz olmuş ve haberci ulağa güzel bir hilat vermiş. Ve ordusuna, tüm sancakları açarak yeni gelini karşılamaya gitmeleri için emir vermiş ve tellallar, tüm kenti, tek bir kadın, tek bir genç kız, hatta tek bir ihtiyar, yaşlılığından ya da çaresizliğinden yürüyemeyecek halde olsalar bile, evde oturmayarak, alaya katılmaya çağırmışlar. Ve hiç kimse yeni gelinin önünü kesmekte kusur etmemiş. Ve herkes Şah’ın kızının tahtırevanının yöresine ulaşınca, kente girişin büyük bir merasimle geceleyin olmasına karar verilmiş.
     Gece olunca, kentin ileri gelenleri kendileri masraf görerek tüm sokakları ve Şah’ın sarayına ulaşan büyük caddeyi ışıklarla donatmışlar. Herkes iki sıra halinde, yol boyu dizilmişler ve geçit yerinde askerler sağda solda yer alarak, halkın önünde engel oluşturmuşlar ve tüm güzergâhta, duru havada ışıklar göz kamaştırmış ve büyük davullar derin yankılar yaparak dövülmüş, borular yüksek sesle çalınmış, bayraklar başlar üzerinde dalgalanmış ve buhurdanlıklarda kokular yakılmış; sokaklarda ve meydanlarda atlılar kargı ve mızrak fırlatarak cirit oynamışlar. Bütün bunların ortasında önünde zenci köleler ve Memlûklar olduğu halde, babasının kendisine sağladığı görkemli giysilere bürünmüş yeni gelin, kocası Süleyman Şah’ın sarayına ulaşmış.
     Bunun üzerine genç köleler katırları çözmüşler ve tüm halkın ve tüm ordunun keskin sevinç çığlıkları arasında tahtırevanı omuzlarına alarak onu harem kapısına kadar taşımışlar. Bunun üzerine, genç kadınlar ve nedimeler kölelerin yerini almışlar ve içeri girerek gelini kendisine ayrılan daireye sokmuşlar. Bu daire hemen onun gözlerinin parlaklığıyla aydınlanmış ve yüzünün güzelliği salondaki ışıkları soldurmuş. Bütün bu kadınların ortasında, yıldızlar arasındaki ay ya da bir gerdanlığın ortasındaki tek inci gibi görünmüş.
     Sonra genç kadınlar ve nedimeler genç kızı inci ve taşlarla zenginleştirilmiş büyük yatağa yatırdıktan sonra, daireden çıkmışlar ve kapıdan geçidin ucuna kadar iki sıra halinde dizilmişler. Bunun üzerine Süleyman Şah, bu canlı yıldızlardan oluşmuş geçidi aşarak baştan aşağı süslenmiş ve kokular sürünmüş olarak genç kızın fildişi yatakta uzanmakta olduğu daireye girmiş.
     Tanrı hemen o anda Şah’ın yüreğinde büyük bir tutku uyandırmış ve bu bakire kız için sevgi yaratmış. Şah, bu bekârete sahip olmuş ve mutluluktan büyülenmiş ve bu yatakta kalçalar ve kollar arasında sabırsızlığının ve aşkı bekleyişinin tüm acılarını unutmuş.
     Ve Şah, bir ay boyunca, genç karısının dairesinde, onu bir an bile terk etmeden, sıkı sıkıya birleşmelerinde onunla bedensel olduğu kadar ruhsal bakımdan da uygunluk içinde bulunmanın mutluluğunu duymuş. Ve eşi, daha ilk geceden hamile kalmış.
     Bunu izleyerek Şah, çıkıp adalet dağıttığı tahtına oturmuş ve uyruklarının iyiliği uğrunda devlet işleriyle uğraşmış; akşam olunca da eşinin dairesini ziyarete gitmeyi savsaklamamış, bu böylece dokuzuncu aya kadar sürüp gitmiş. Dokuzuncu ayın son gecesinde, ece doğum ağrılarına tutulmuş ve doğum yaptığı yatakta şafak vakti, Allah ona doğumu kolaylaştırmış ve dünyaya talih ve servetin damgasıyla damgalanmış bir erkek çocuğu doğurmuş.
     Şah, bu doğumu haber alır almaz, ferahlığın doruğuna ulaşırcasına ferahlamış ve büyük bir sevinçle mutlulanmış ve haberi getirene büyük değeri olan armağanlar vermiş; sonra eşinin yatağına koşmuş ve yeni doğan çocuğu kollarına alarak onu iki gözünün arasından öpmüş ve güzelliğine hayran olmuş ve şairin şu sözlerinin ona ne kadar uyduğunu görmüş:
     Doğduğu anda, Tanrı ona görkemi ve yüceliğin doruğunu sağlamış ve onu yeni bir yıldız gibi yükseltmiş. Ey görkemli ve narin göğüslü sütanaları, siz onu eğik sırtınıza binmeyi alıştırmayın; onun bineceği aslanların ve şahlanan atların katı sırtlarıdır. Ey sütü çok tatlı ve çok beyaz olan sütanaları, onu çabucak memeden kesin! Çünkü düşmanlarının kanı onun için en lezzetli içecektir!
     Bunun üzerine hizmetçiler ve sütanaları nevzadın bakımını üstlenmişler ve ebe kadınlar göbek bağını kesmişler ve gözlerine sürme çekmişler. Ve çocuk bir Şah’ın oğlu Şah olarak doğduğundan ve de çok güzel ve çok parlak olduğundan kendisine Tac-ül-Mülûk adı verilmiş. 

     Anlatısının burasında Şehrazat günün doğmakta olduğunu görmüş ve yavaşça susmuş.__

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir