Ama Yüz Sekizinci Gece Olunca
Ama Yüz Sekizinci Gece Olunca

Ama Yüz Sekizinci Gece Olunca

     Söze başlamış; 

     Sözü edilen tahtta da ülkesinin ileri gelen kişileri ve emirlerini yerine getirmek üzere kımıldamadan bekleyen muhafızlarla çevrili Zehr Şah oturuyormuş. Bunu gören Süleyman Şah’ın veziri, esinlemenin zekâsını aydınlattığını ve güzel konuşma melekesinin dilini çözüp onu güzel şeyler söylemeye ittiğini duyumsamış. Ve hemen, hoş bir davranışla Zehr Şah’a yönelerek onuruna doğaçtan şu dizeleri söylemiş:
     Seni görünce, yüreğim sana doğru uçmak üzere beni terk etti; uyku da beni acılara gömerek, gözlerimden uzaklara kaçtı. Ey kalbim, pekâlâ! Madem ki sen artık onun yanında-sın, olduğun yerde kal! Seni ona terk ettim, benim için en değerli ve en gerekli şey olsan da! Dünyada hiçbir şey, tüm yüreklerin hükümdarı olan Zehr Şah’ı övmeyi bilenlerin sesleri kadar kulaklarda hoş etkiler bırakamaz! Şayet tüm ömrümce, onun yüzüne bir kez bakmış olduktan sonra, ikinci bir kez bakmak mutluluğuna erişemesem de, bu beni sonsuza dek zengin kılardı. Ey bu şahane hükümdarı çevreleyen sizler, hepiniz, bilin ki, nitelikleri bakımından Zehr Şah’ı geçen bir hükümdarın bulunduğunu kim söylemeye yeltenirse, yalan söylüyordur ve asla imanı bütün bir Müslüman olamaz!
     Ve bu şiirin dizelerini okuduktan sonra, daha fazla bir şey söylemeksizin susmuş. Bunun üzerine Zehr Şah, onu tahtının yanına yaklaştırmış ve yanına oturtmuş; ona iyi yüreklilikle gülümsemiş; epeyce bir süre onu, dostluğunun ve cömertliğinin en belirgin işaretleriyle hoşça ağırlamış. Sonra Şah, vezirin onuruna sofralar serdirmiş; hepsi birden oturup doyuncaya kadar yiyip içmişler. Ancak bundan sonra Şah, vezir ile yalnız kalmak istemiş ve başmabeyinciler ve devletin baş vezirinden gayri herkes dışarı çıkmış.
     Bunun üzerine Süleyman Şah’ın veziri ayağa kalkmış ve Zehr Şah’ın huzurunda eğilerek ona, “Ey görkemli yüce Şah’ım, ben sana, sonucu hepimiz için hayırlı, mutlu ürünler ve ferahlık getirecek bir işten söz açmak için geldim! Gerçekte, işlevimin nedeni, soylu ve alçakgönüllü olan değerli ve zarif kızını, başımın üstünde yeri olan Yeşil Kent’in ve İsfahan Dağları’nın ünlü hükümdarı Süleyman Şah için evlenmek üzere istemektir! Ve bu maksatla sana birçok zengin armağan ve görkemli eşya getirerek, seni kayınpeder olarak görmek üzere duyduğu arzunun ne denli sıcak olduğunu sana göstermek istedik! Dolayısıyla senin ağzından, senin de, aynı şekilde bu arzuyu paylaştığını ve dileklerini uygun buluyorsan, bunu açıkça bildirmeni duymak isterdim,” demiş.
     Zehr Şah, vezirin bu konuşmasını işitince ayağa kalkmış ve yerlere kadar eğilmiş; mabeyincileri ve emirleri, Şahları’nın basit bir vezire gösterdiği bunca saygıyı büyük bir şaşkınlıkla izlemişler. Ama Şah, vezirin önünde ayakta kalmayı sürdürerek ona, “Ey zekâ ve bilgelikle, sözgenlik ve yücelikle donanmış vezir, sana söyleyeceklerimi dinle! Ben kendimi, Süleyman Şah’ın bir tabisi sayarım ve onun soyuna katılıp ailesinden sayılabilmeyi en büyük onur bilirim! Kızım da artık onun esirelerinden başka bir şey değildir; şu andan başlayarak onun malıdır! İşte benim, Yeşil Kent’in ve İsfahan Dağları’nın hükümdarı ve hepimizin efendisi olan Süleyman Şah’ın isteğine yanıtım budur!” demiş.
     Ve hemen kadıları ve tanıkları getirterek kızı ile Şah Süleyman’ın evlenme sözleşmesini hazırlatmış. Ve Şah, bu sözleşmeyi sevinçle dudaklarına götürerek öpmüş ve kadı ve tanıkların kutlamalarını ve hayırlı dileklerini kabul etmiş ve hepsine lütuflarda bulunmuş ve vezirin onuruna büyük şenlikler yaptırmış; kentin tüm oturanlarının gözlerini kamaştıran ve yürek ferahlatan büyük eğlenceler düzenlemiş ve fakirlere olduğu kadar zenginlere de yiyecekler ve armağanlar dağıtmış. Sonra ayrılma hazırlıkları yaptırmış ve kızı için Rumlar’dan, Türkler’den, siyah ve beyaz ırktan esireler ayırtmış. Ve inci ve değerli taşlar kakılmış, som altından büyük bir tahtırevan yaptırmış ve bunu iyi bir düzenle sıralanmış on katırın sırtına koydurmuş. Ve tüm kafile yürüyüşe koyulmuş. Sabah ışıltısında tahtırevan ecinli saraylarının en büyüklerinden biri gibi, genç kız da, örtülerinin altında, cennet hurilerinin en güzellerinden biri gibi görünmüş.
     Zehr Şah da, kafileye üç fersahlık bir mesafede eşlik etmiş; sonra kızına, vezire ve ona eşlik edenlere veda etmiş ve sevincin doruğunda, geleceğe güven duyarak kendi kentine dönmüş.
     Vezire ve kafileye gelince… 

     Anlatısının burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir