Fakat Yüz On Üçüncü Gece Olunca
Fakat Yüz On Üçüncü Gece Olunca

Fakat Yüz On Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki;

     Ve onu, üst katın bronz penceresinden eğilmiş bana gülerken gördüm. Doğrusu, dilim çok yetersiz kalacağından, onun özelliğini anlatmaya kalkışmayacağım. Sadece şunu bil ki, benim kendisine dikkatle baktığımı gören genç kız, bana şu işaretleri yaptı: İlkin işaret parmağını dudaklarına bastırdı; sonra orta parmağını indirip sol elinin işaret parmağıyla birleştirdi; sonra da onları iki memesinin arasına götürdü. Bunu yaptıktan sonra, başını çekti, pencereyi kapatarak gözden kayboldu.
     Tüm tutkunluğum ve şaşkınlığımla, birdenbire arzuyla tutuştuğumu duyumsadım ve ruhumu yücelten o görüntüyü yeniden yakalamak umuduyla gözlerimi pencereden alamadım; pencere ısrarla kapalı kaldı. Ve düğün sözleşmesini ve evleneceğim kızı unutarak orada, o kanepenin üstünde, gün batıncaya kadar umudumu yitirmeden bekledim. Ancak o zaman bekleyişimin nafile olduğunu anladım.
     Bunun üzerine kalktım; yüreğim kederli, evime doğru yollandım. Yolda, sadece kokusunun bile beni yoğun zevklere boğan ve beni cennette olduğuma inandıran söz konusu mendili açarak köşelerinden birinde harfleri birbirine giren güzel bir yazıyla şu şiirin yazılı olduğunu gördüm:
     Bu ince ve karmaşık yazı aracılığıyla gönlümün tutkusunu ona duyurmak için dert yanmaya çalıştım. Çünkü her yazı, onu tasarlayan ruhun kendi damgasını taşır. Ama dostum, bana, “Senin yazın neden böyle, benim bakışlarımı incitecek kadar ince ve dolambaçlı?” dedi. Ona, “Ben kendim, sıkıntılı ve azap içindeyim! Sen aşkın gösterdiği yolu anlayamayacak kadar saf mısın yoksa?” diye yanıt verdim.
     Ve mendilin öteki köşesinde de, düzgün iri harflerle şu dizeler yazılı idi:
     Ambere bağlanmış inciler ve kıskanç yapraklar altında utanarak pembeleşen elmalar, dişlerinin ve ayva tüyleri altındaki yanağının aydınlığını ancak anlatabilirler. Ve eğer sen ölümü arıyorsan, onu, sayısız kurbanlar verdirmiş olan siyah gözlerinin ağır bakışında bulacaksın. Ama aradığın sarhoşluksa, sakinin dağıttığı şarabı bir yana bırak! Asıl sakinin kızaran yanağıyla sarhoş ol! Ve şayet onun tazeliğini tanımak istiyorsan, mersinler onu sana verecekler ve kırılganlığını dalların kırılganlığında bulacaksın!
     Tam o sırada, ey efendim, şaşkın şaşkın yürürken, yine de sonunda, ortalık kararınca eve ulaşmış olduğumu anladım. Ve amcamın kızını, gözyaşlarına boğulmuş olarak otururken buldum; ama beni görünce, hemen gözyaşlarını sildi ve yanıma gelerek soyunmama yardım etti ve tatlı bir sesle gecikmemin nedenlerini sordu ve bana, tüm çağrılıların, emirlerin, büyük tacirlerin ve diğerlerinin ve de kadı ve şahitlerin uzun süre gelmemi beklediklerini, ama kimsenin gelmediğini görerek doyuncaya kadar yiyip içtikten sonra çıkıp gittiklerini söyledi. Sonra da, “Babana gelince, bu durum onu büyük bir hiddete sürükledi ve evlenmemizin gelecek yıla kadar geri bırakılacağına yemin etti! Ama sen ey amcamın oğlu, söyle bana, neden böyle davrandın?” diye ekledi.
     Bunun üzerine ona, “Şunlar, şunlar başıma geldi!” dedim. Ve ona serüveni tüm ayrıntılarıyla anlattım. Bunun üzerine, kendisine uzattığım mendili eline aldı ve üzerinde yazılı olanları okuyunca, pek çok gözyaşı döktü. Sonra da bana, “Seninle hiç konuşmadı mı bu kız?” dedi. Kendisine, “Sadece işaretler yaptı; bense bunlardan bir şey anlamadım. Senin beni aydınlatmanı isterdim!” diye yanıt verdim. Ve söz konusu işaretleri ona tekrarladım. Bana, “Ey benim sevgili yeğenim, benden gözlerimi isteseydin, senin uğruna onları yerinden söker çıkarırdım! Bundan dolayı, bil ki, ruhunu rahatlatmak için, tüm varlığımla sana hizmette bulunmaya ve senin zihnini kurcalayan ve kuşkusuz sana tutulmuş bulunan bu kadın ile buluşmanı kolaylaştırmaya hazırım. Çünkü biz kadınlar için hiçbir gizi bulunmayan bu işaretler, onun seni tutkuyla arzuladığını ve iki gün içinde seninle buluşmak istediğini ortaya koyuyor: İki memesi arasına götürdüğü parmaklar, iki sayısını saptıyor; dudaklarına bastırdığı parmak ise, senin, bedenine yaşam sağlayan ruhuna denk olduğunu gösteriyor. Bu yüzden sana olan aşkım dolayısıyla, ne türden olursa olsun, hizmetinde bulunacağıma güven! İkinizi de kanatlarım altına alarak koruyacağım!” dedi.
     Bunun üzerine ona, bağlılığından ve bana umut veren güzel sözlerinden ötürü teşekkür ettim ve buluşma saatini beklemek üzere iki gün evde kaldım. Çok hüzünlüydüm ve başımı, beni yüreklendirmeyi ve yüreğimi pekiştirmeyi hiç bırakmayan yeğenimin dizlerine koydum. Ve buluşma saati yaklaşınca, yeğenim giyinmeme yardım etti ve ellerime kokular sürdü…

     Anlatısının burasında, Şehrazat, sabahın belirdiğini görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir