Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (33)
Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (33)

Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (33)

AV SEZONU
     “Dursun benum bir sorunum var! Canım o işi evde hiç istemeyi, ne zaman ormana gitsam heyecanum artayi ve canum hanumumi çok çekeyi; koşa koşa eve geliyirum ama eve gelince hevesum yine kaçayi. Ormana geri doneyirum yine hevesum geliyi, doneyirum eve yine kaçayi… Senun anlayacağun ben hanuma evde bi turli yaklaşamayirum, ne yapayim sen soyle?”
     “Uşağum sorun ettuğun şeye bak, kolayi vardur; ormana giderken tufeğuni yanuna al, Fadimeye de soyle, canun çektimi tufeği patlat, o gelsun ormana!”
     “Ula Dursun ne akilli adamsun, bu deduğun işe yarar daa…”
     Aradan bir kaç ay geçer, Dursun yolda Temel’e rastlar:
     “Ula Temel, sağa deduğum işe yaradi mi, memnun kaldun mi?”
     “Dursuncuğum, ilk zamanlar çok iyi idi, patlaturdum tüfeği Fadime gelurdi hemen, ama av sezoni açildi açilali fadimenun yuzuni göremeyirum…”
TELESEKRETER
     Temel, bir gün arkadaşına telefon etmiş. Karşısına sekreter çıkmış. Temel:
     “Pen telesekretere not pirakacaktum.”
     “Notunuzu bana bırakabilirsiniz,” demiş sekreter kız.
     Temel uzunca bir süre beklemiş. Ses çıkmamış… Sekreter;
     “Hâlâ bir şey söylemediniz,” diye sorunca, Temel’in cevabı şu olmuş:
     “Sinyal vermedinuz da…”
KİM KİME NE YAPARSA
     Temel ile Dursun sosyeteye girmişler ve sosyetik delikanlılarla arkadaşlık kurmuşlar.
     Bir gün kendi aralarında oyun oynamaya karar vermişler.
     Delikanlı;
“Bir odada kız erkek karışık toplanacağız ve sonra lambaları kapatacağız, ondan sonra kim kime ne yaparsa!” diye oyunun kurallarını açıklamış. Oyun başladıktan bir süre sonra pat diye ışıklar yanmış. Priz başında Temel duruyor.
     Dursun;
”Ula uşağum, ne cüzel oyniduk niçun oyin bozanluk yapisun?”
    Temel;
”Sokayum böyle oyinuna da… Tuttuğumiz iki meme, ama yeduğumuz tarrağun haddi hesabu yok!”
ALLAH AŞKINA
     Aşk gemisinde, Temel ve Amerikalı John şezlonglara oturmuş, batan güneşi seyrediyor ve sohbet ediyorlardı.
     Temel:
“Böyle bir gezi aklımdan bile geçmezdi. Bir yangın fabrikamı kül etti. Sigorta paramı ödeyince “Oğlum Temel, bunca yıl eşek gibi çalıştın, şimdi tatil zamanı,” dedim kendi kendime ve geziye çıktım.”
     “Tesadüfe bak…” dedi John. “Benim de çok iyi iş yapan bir restoranım vardı. Bir kasırga taş üstünde taş bırakmadı. Sigortadan paramı alınca, bu tatile karar verdim…”
     Uzun bir sessizlik oldu. Güneş ufukta kaybolurken, sessizliği Temel bozdu:
     “Kasırgayı nasıl başlattın, Allah aşkına?”
BENİMLE YATAR MISIN?
     Temel üniversitede okuyormuş ve yurtta kalıyormuş. Hafta sonu izinlerinde Temel’in yurttaki arkadaşları kıza gidiyorlarmış, geldiklerinde ise Temel’e soruyorlarmış;
     “Temel sen neler yaptın?” diye. Temel;
     “Hiç bişe yapamadım,” diyormuş.
     Arkadaşları da gülüp dalga geçiyorlarmış. 2-3 hafta, 1 ay derken bir gün Temel’in canına tak etmiş ve çıkmış sokağa; önüne ilk gelen kadına demiş ki;
     “Benimle yatar mısın?” Kadın;
     “Şimdi olmaz, ama haftaya olur,” demiş. Temel de;
     “Ben bu üniversitede okuyor, bu yurtta kalıyorum,” demiş.
     Kadın da; “Benim oğlum da orada okuyor, demiş ve Temel yurda geri dönmüş. Arkadaşları gelmiş tekrar gülerek;
     “Temel, bu haftada mı iş yok lan sende?” demişler. Temel de cevap vermiş:
     “Bu hafta iş yok ama gelecek hafta kesin birinizin anasını s…ğum!” demiş.
TEMEL İSHAL OLMUŞ
     Temel bir gün ishal olmuş. İlaç almak için eczaneye gitmiş. Eczacı buna yanlışlıkla müshil ilacı vermiş. Temel iyileşeceğim umuduyla hemen bir tane içmiş ve eczaneden ayrılmış. Az ileride eczaneyi arayan birisi Temel`e;
     “Buralarda bir eczane var mı?” diye sormuş. Temel de;
     “Şu YERDEKİ kahverengi çizgiyi takip ediver, bulursun!” demiş.
BİR GELİŞME VAR MI?
     Temel, karısı Fadime zayıflasın diye binmesi için bir at almış. Aradan bir hafta geçmiş… Temel ile Dursun kahvede konuşurlarken konu Fadime’nin zayıflamasına gelmiş.
     Dursun sormuş:
     “Bir gelişme var mu?”
     “Evet var,” demiş Temel:
     “At bir haftada 5 kilo verdu…”
TUSUNAMİ
     Temel, Başbakanla birlikte Endonezya’ya gider. Felaket bölgesini gezerken bir gazeteci ona yaklaşarak;
Temel Bey, sizin Karadeniz’de de böyle tusunami olur mu?” diye sorar.
     Temel cevap verir:
     “Valla tusunami olur mu bilmem ama bizim Karadeniz’de “Rusun ..mi var, milleti perişan etti!”
 KIZIN BAKİRE DEĞİL
     Temel evlenmiş, ama zifaf gecesinde kızın bakire olmadığı ortaya çıkmış. Soluğu kızın babasının evinde almış. “Kızın bakire çikmadu!” diyerek vaziyeti anlatmış.
     Adam kızgınlıkla bağırmış;
     “Onun anası ta pöyle çikmişti… Çim yapayi punlari?”
KUPA FLOŞ
     Temel bir dostunun evindeki poker partisine davet ediliyor. Soruyorlar kendisine. Poker bilmediğini söylüyor. Ev sahibi Temel’i yanına çekiyor:
     “Bak Temel. Pokerde amaç ssları, papazları, kızları falan uyumlu olarak biriktirmeye çalışmaktır. Tüm kâğıtları Kupa Floş keser.”
     Temel merak ediyor:
     “Kupa Floş ne demek oluyor?”
     “Kupa Floş çok müthiş bir eldir. Kupa 10, kupa vale, kupa kız, kupa papaz ve kupa asından oluşur. O eli bulana karımı bile veririm!”
     Neyse geçiyorlar bir masaya oyunu seyrederlerken birisinin işi çıkıyor. Yerine Temeli oturtuyorlar. Kağıtlar dağıtılıyor. Temel ilk kartı açıyor; kupa as, ikinci kupa kız, kupa 10, kupa papaz ve kupa vale. Birinci oyuncunun da eli iyi olacak ki REST diyor. İkinci PAS, üçüncü de PAS… Sıra Temel’e gelince ev sahibinin kulağına eğilip soruyor:
     “Ha senun kari hangisidur daa?”
     “Karşı masada oturan sarışın, gözlüklü olan…”
     Temel düşünüyor ve konuşuyor:
     “Bu da PAS…”
AVUKAT TEMEL
     Temel bir davada avukatlık yaparken yüksek sesle konuşuyordu… Derken dışarıdan bir eşek anırmaya başladı.
     Hâkim;
“Biriniz konuşsun…” deyince Temel susar. Eşeğin anırması kesilince de hâkim Temel’e, “Buyur anlat!” der.
     Temel cevap verir:
     “Ne anlatayum, ikimizu da dinledun ver kararini!”
BEN CEHENNEME GİDİYORUM
     Yeryüzündeki hayatını, bütün kurallara uygun yaşayıp tamamlayan Temel, yukarıda 1. sınıf törenle karşılanmış. Refakatçı melek, “Efendim siz direk cennete alınacaksınız. Arzu ederseniz işlemleriniz tamamlanıncaya kadar bir tanıtma gezisi yapalım?” demiş, Melek önde, Temel arkada cennete hazırlama bölümüne girmişler. İlk kapının arkasından canhıraş feryatlar gelmekteymiş. Kapıyı açıp içeri girdiklerinde, iki meleğin aralarında tuttukları adamın sırtında bir şeylerle uğraştıklarını gören Temel;
     “Uy… Bu nedur boyle?” diye sormuş.
     Melek, “Efendim, burası kanat takma bölümü. Cennete katılan sizin gibi aziz mertebesindekilere kanat takıyoruz; bunun için delik deliyorlar!” demiş.
     İkinci kapıya geldiklerinde gene kapının arkasında canhıraş feryatlar işitiliyormuş; kapıyı açıp içeri girmişler. İki melek aralarındaki adamın kafasında matkapla delik açıyorlarmış.
     Temel, “Uy… Bu nedur boyle?”
     Melek, “Efendim, burası halka takma bölümü. Sizin gibi aziz mertebesindekilerin başlarının üzerindeki kutsal halkayı takmak için delik deliyorlar!” deyince Temel;
     “Uy… Ben cehenneme cideyrum,” der.
     Melek, “Aman efendim. Ne yapıyorsunuz? Orada insanları kazığa oturturlar!”
     Temel, “Olsun. Hiç olmazsa deluğum hazirdir daa!”
AĞIR KALDIRMAK
     Temel tuvalette şeyini tutmadan işiyormuş. Hep ortalığa sıçratıyormuş. Dursun sinirlenmiş. Temel’e;
     “Sen niye tutmadan işiyorsun?” diye sormuş.
     Temel;
     “Haçan bende disk kayması var, ağır kaldıramıyorum!”
KEPEK EKMEĞİ
     Temel 70 yaşında, kahvede oturuyor. Yanında da en yakın arkadaşı 75’lik delikanlı İdris. Tavlanın en heyecanlı yerinde birisi koşa koşa kahveye girerek;
     “Müjdemi isterim İdris dede, bir oğlun oldu!” der.
     Temel şaşkın şaşkın sorar:
     “Uşağım, ha bu işin sırrı nedur?”
     İdris;
“Kepek ekmeği,” deyip alelacele oğlunu görmek için evin yolunu tutar. Temel de doğru fırına, kepek ekmeği almaya gider.
     Temel fırına girer ve tezgâhtar kıza;
     “Hemen bana 30 kepek ekmeği,” der.
     Kız da; “Aman beyefendi, bu kadar ekmeği ne yapacaksınız, yarına kaskatı olur!” diye cevap verir.
     Temel kendi kendine söylenir:
     “Ula bu naşi iştir, herkes biliy de bir ben bilmiymişim!”
SIKIŞIN
     Belediyeye şoför alınacakmış, ama o ana kadar hiç Karadenizli almamışlar. Sebebi sorulunca da;
     “Bizim otobüsler kalabalık olur, sık sık “sıkışın” diye bağırmak gerekir. Doğru söyleyebilen bir Karadenizli’ye daha rastlamadık.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir