Ve Gecelerden Yüz On İkinci Geceymiş
Ve Gecelerden Yüz On İkinci Geceymiş

Ve Gecelerden Yüz On İkinci Geceymiş

     Onların bu durumları sona erince, küçük Dünyazat, halı üzerinde kıvrıldığı yerden ayağa kalkmış ve Şehrazat’a, ”Ey kardeşim, sana rica ediyorum, Vezir Dendan’ın Konstantiniyye surları altında Şah Dav-ül-Mekân’a anlattığı o güzelim yakışıklı Emir Tac-ül-Mülûk’un ve Aziz ile Azize’nin öyküsünü anlatmaya devam et! ” demiş. Şehrazat da kardeşine gülümsemiş ve ona, ”Evet kuşkusuz! Tüm cömert yüreğim ve gerekli saygıyla! Ama, bu yüce ve iyi huyla donanmış Şah izin verirse!” demiş. Bunun üzerine, heyecanla beklediği sonucu öğrenmedikçe uyuyamayacak olan Şah Şehriyar, ”Konuşabilirsin!” diyerek izin vermiş.
     Ve Şehrazat demiş ki:
     İşittim ki ey bahtı güzel şahım, Emir Tac-ül-Mülûk, “Ey Aziz! Öyle ne saklıyorsun bakalım!” diye haykırmış. Aziz de, “Ey efendim, bu sakladığım şey yüzünden baştan beri sana mallarımı göstermek istemiyordum. Şimdi ne yapmalı acaba!” diyerek yanıtlamış. Ve ta ruhundan kopup gelen bir soluk bırakmış. Ama Emir Tac-ül-Mülûk o denli ısrar etmiş ve nezaketle ağzından laf almaya çalışmış ki, sonunda genç Aziz şu öyküyü anlatmak zorunda kalmış:
     “Bil ki ey efendim, bu kumaş parçası konusundaki benim öyküm, oldukça gariptir ve bu benim için çok tatlı anılarla doludur. Çünkü aslında iki kat olan bu kumaşın bana sağladığı büyü gözlerimden hiç silinmeyecektir. İlk kumaş parçasını bana verenin adı Azize’dir; öbürüne gelince; şimdi onun adını anmak benim için çok acı olacaktır! Çünkü, o beni kendi elleriyle bugün ne isem, o hale getirmiştir. Ama madem ki bunlardan sana söz etmeye başlamış bulunuyorum, bunun ayrıntılarını da anlatacağım. Kuşkusuz anlattıklarım seni büyüleyecek ve onu saygıyla dinleyeceklere ibret oluşturacaktır!” demiş.
     Sonra genç Aziz kumaşı dizinin altından çekip çıkarmış ve ikisinin oturmakta oldukları halının üzerine yaymış. Emir Tac-ül-Mülûk da, aslında bunun birbirinden ayrı kare şeklinde iki ayrı kumaş olduğunu görmüş; birinin üzerine kırmızı altın tellerle karışık, her renkten ipek ibrişimle işlenmiş bir gazel sureti örüldüğünü; öbüründe ise, bu kez simden tellerle ibrişim karıştırılarak işlenmiş, boynunda üç zebercet takılı bulunan bir kızıl altın kolye asılı bir başka gazel bulunduğunu görmüş.
     İpek üzerine akla durgunluk verecek şekilde işlenmiş bu kare şeklindeki ipek parçalarını görünce, emir “Yarattıklarının ruhuna bunca sanat yapma yeteneğini veren Tanrı’ya şükürler olsun!” diye haykırmış. Sonra yakışıklı genç adama, “Ey Aziz, lütfen bize hemen Azize ile ikinci gazeli işleyen hanımın öyküsünü anlat!” demiş. Güzel Aziz de, Emir Tac-ül-Mülûk’a, “Bil ki benim genç efendim…” diyerek cevap verirken… 

III. Cildin Sonu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir