Ama Yüz On Dokuzuncu Gece Olunca
Ama Yüz On Dokuzuncu Gece Olunca

Ama Yüz On Dokuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki; 

     Aziz öyküsünü anlatmayı şöyle sürdürmüş:
     Beni bir dakika durdurdu ve bana, “Biraz bekle! Sana göstereceğim bir şey ve vermek istediğim bir öğüt var!” dedi. Bunun üzerine, biraz şaşırmış, yeniden onun yanına oturdum; bir bohça açtı ve içinden şurada karşında gördüğün, üzerinde ilk gazelin işlenmiş olduğu dört köşe ipek kumaşı çıkardı, genç efendim. Ve bunu bana verirken, “Bunu titizlikle sakla! Bu, genç dostlarımdan bir genç kızın, Kâfur ve Billûr Adaları Sultanı’nın elinden çıkmadır. Bu bergüzarın senin için, yaşamda, büyük bir önemi olmalı ve de sana bunu vereni hatırlatmalıdır!” dedi.
     O zaman ben de, şaşkınlığın doruğunda, ona sevgi gösterileriyle teşekkür ettim ve yanından ayrılmak için ondan izin aldım. Ama başıma gelen tüm harika şeylerin etkisi altında, Azize’nin bana ezberlettiği dizeleri okumayı unuttum. Eve ulaştığımda, zavallı yeğenimi yatmış buldum; yüzü yakın bir tehlikeyi gösteren izler taşıyordu; ama benim içeri girdiğimi görünce, ayağa kalkmak için epeyce gayret sarf etti; beni bağrına bastı ve uzun uzadıya göğsünün üzerinde tuttu ve bana, “Sana öğrettiğim dörtlüğü, okudun mu?” diye sordu.
     Bunu duyunca şaşırdım ve ona, “Ah! Unuttum okumayı! Bunun nedeni de, ipek kumaş üzerine işlenmiş olan şu gazeldir!” dedim. Ve onun önünde kumaşı açıp söz konusu gazeli gösterdim. Bunu görünce artık Azize kendini tutamadı ve önümde hıçkırıklar kopardı ve gözyaşları arasında bana şu dizeleri okudu:
     Ah! Zavallı yürek, söylesene: Tüm bağlılıkların sonunun bıkkınlık olması kaide ve tüm dostlukların sonu kopukluk değil midir?
     Sonra da, “Ey yeğenim, Allah aşkına, gelecek sefer ona dörtlüğü okumayı unutma!” diye ekledi. Kendisine, “Onu bana bir kez daha tekrarla, çünkü hemen hemen unuttum!” diye yanıt verdim. Bunun üzerine bana dörtlüğü tekrarladı ve ben de iyice kafama soktum; sonra da, akşam olunca bana, “İşte saati geldi! Allah seni güvenlikle kollasın!” dedi.
     Bahçeye ulaşınca, salona girdim ve orada sevgilimi beni bekler buldum; beni hemen karşılayıp kucakladı ve beni kucağına oturttu; sonra, yiyip içmemizi bitirince, tam bir cinsel doyum sağlayarak birbirimize sahip olduk. Burada sabaha kadar olan sevgi savaşımızın ayrıntılarını anlatmak yararsız. O zaman, bu kez, Azize’nin dizelerini ona okumayı unutmadım:
     Ey siz, tüm âşıklar! Allah için söyleyin bana: Aşk hiç terk etmeden kurbanının yüreğinde yer tutarsa, kurtuluşu ne yoldan olur bunun?
     Bu dizelerin, dostumun üzerindeki etkisini sana asla anlatamam efendim; heyecanı öylesine büyük oldu ki, yeğenimin çok katı olduğunu söylediği yüreği âdeta göğsünde eridi; ve bol bol gözyaşı dökerek doğaçlamadan şu dizeleri okudu:
     O yüce yürekli rakip onurlansın! Tüm sırları biliyor ve sessizce saklıyor! Bölüşmeksizin ıstırap çekiyor ve mırıldanmadan susuyor. Sabrın hayranlık verici değerini biliyor!
     Ben de dikkatle dinleyerek, sonradan Azize’ye tekrarlamak için bu dizeleri aklımda tutmaya çalışıyordum. Ve eve döndüğümde Azize’yi şilte üzerinde oturmuş beni beklerken buldum; ona bakan annem de yanında oturuyordu. Zavallı Azize de, yüzünde büyük bir solgunluk taşıyordu ve öylesine zayıftı ki, sanki bayılacakmış gibi bir hal vardı üstünde… Acıyla gözlerini bana doğru kaldırdı ve kımıldamadan baktı.
     Bunun üzerine annem bana şiddetle bakarak başını salladı ve bana, “Ey Aziz, yazıklar olsun sana! İnsan nişanlısını böyle yüzüstü bırakır mı?” dedi. Ama Azize, annemin elini tutarak öptü; ancak işitilebilir bir sesle bana, “Ey amcamın oğlu, benim tavsiyemi unuttun mu?” diye sormak üzere onun sözünü kesti. Bunun üzerine ona, “Sakin ol, ey Azize! Onu heyecandan heyecana sürükleyen dizeleri kendisine okudum. O da bana şu dizeleri okudu” diyerek kendisine söz konusu dizeleri okudum. Azize de bunları işitince sessizce ağladı ve şairin şu sözlerini mırıldandı:
     Sırrı saklamayı bilmeyen ve de felaketi sabırla karşılamayan kişinin ölümü paylaşmayı dilemekten başka bir şeyi kalmamıştır. Böyle de olsa! Benim tüm yaşamım her şeyden el etek çekmekle geçip gitmiştir. Dost sözünden mahrum ölüyorum! Ah! Ben ölünce, yaşamımın felaketi olana selamlarımı ulaştırın!
     Sonra da, “Amcamın oğlu, sevdiğin kızı yeniden gördüğün zaman, ona bu dizeleri oku! Ve yaşam sana tatlı ve kolay olsun, ey Aziz!” diye ekledi.
     Gece olunca, âdetim üzere bahçeye geri döndüm ve salonda bekleyen sevgilimi buldum; ikimiz yan yana oturup yedik içtik ve birbirimizle her türden oynaştık; sonra da birbirimize sarılarak sabaha kadar yattık. O zaman Azize’ye bulunduğum vaat aklıma geldi, öğrendiğim dizeleri dostuma okudum. Bu dizeleri işitir işitmez birdenbire büyük bir feryat kopardı ve korku içinde irkilerek, “Vallahi! Bu dizeleri söylemiş olan kişi, şimdi kuşkusuz ölmüş bulunmaktadır!” diye haykırdı. Sonra da, “Umarım ki, bu kişi senin bir yakının, bir kız kardeşin ya da bir yeğenin olmasın! Çünkü, hiç tereddüt etmeden sana, şimdi onun ölülere katılmış bulunduğunu tekrarlayarak söylüyorum!” diye ekledi.
     Bunun üzerine ona, “Bu kız, benim amcamın kızıdır ve de nişanlımdır!” dedim. Ama o “Ne dedin?” diye haykırdı. “Niye bu tür bir yalan söylüyorsun? Doğru olamaz bu! O gerçekten senin nişanlın olsaydı, onu başka türlü severdin!” diye haykırdı.
     Ona, “Gerçekten nişanlımdır ve de amcamın kızı Azize’dir o!” diyerek sözümü tekrarladım. Bunu duyunca, “Öyleyse bana neden söylemedin? Vallahi bu bağlantıyı bilseydim, asla onun elinden nişanlısını almazdım. Felaket bu! Ama, söyle bana, o bizim bütün aşk buluşmalarımızı biliyor muydu?” dedi. Ben de “Kesinlikle! Ve bana belirttiğin alametlerin anlamını çözen de oydu! Onsuz sana asla ulaşamazdım! Onun yararlı nasihatleri ve hayırlı yol göstericiliği sayesinde maksadıma ulaşabildim!” dedim.
     Bunu duyunca, “Pekâlâ! Onun ölümüne sen neden olmuşsun! Zavallı nişanlının yaşamını mahvettiğin gibi Tanrı da senin yaşamını mahvetsin! Haydi şimdi çabuk git, bak bakalım ne olmuş?” diye haykırdı.
     Bunu duyunca, aklımı bu kötü haberle yorarak acele oradan çıktım. Ve evimizin bulunduğu sokağın başına ulaşırken, evin içinde dövünen kadınların yas belirtisi olan haykırışlarını duydum. İçeri girip çıkan komşulardan soruşturdum; biri bana, “Azize’yi odasının kapısı ardında ölü bulmuşlar!” dedi. Bunun üzerine evin içine daldım; beni ilk gören kimse annem oldu ve bana, “Tanrı önünde onun ölümünün sorumlusu sensin! Ve bunun vebali senin boynunadır! Ah! Oğlum, çok kahredici bir nişanlı oldun, sen!” diye haykırdı. 

     Anlatısının burasında, Şehrazat, sabahın belirdiğini görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir