Ama Yüz Yirmi İkinci Gece Olunca

A

     Söze başlamış;

     O da beni selamladıktan sonra, bana, “Yavrum, okuma bilir misin?” dedi. Ona, “Evet halacığım!” diye yanıt verdim. O da, “Öyleyse, senden rica ediyorum, şu mektubu al! Açıp içindekini bana oku!” deyip mektubu bana uzattı. Aldım, açıp içindekileri okudum.
     Mektupta, yazanın sağlığının yerinde olduğu, dostça duygular sunup kız kardeşi ile ana-babasına selam yolladığı yazılı idi. Mektubun içeriğini öğrenince, yaşlı kadın ellerini gökyüzüne kaldırdı ve ona iyi haberler duyurduğumdan dolayı bana hayır dualarında bulundu ve bana, “Gelip yüreğimi ferahlattığın için Allah da senin tüm dertlerini yok etsin!” dedi. Sonra yeniden mektubu aldı ve yolunu sürdürdü.
     O sırada şiddetli bir çiş yapma ihtiyacı duydum ve bir duvar dibine çömelerek ihtiyacımı giderdim. Sonra iyice silkinip giysimi toparladım ve oradan ayrılmak isterken, yaşlı kadının dönüp geldiğini gördüm; elimi tuttu ve alıp dudaklarına götürdü. Ardından bana, “Beni bağışla efendim ama senden bana bir iyilik yapmanı dileyeceğim; bunu bana sağlayarak yaptığın iyilikleri tamamlayacak ve Tanrı tarafından ödüllendirileceksin. Senden, buraya çok yakın olan evimizin kapısına kadar gelmeni ve kapının ardından, bu mektubu bu kez de evimdeki hanımlara okumanı rica ediyorum. Çok iyi biliyorum ki, bu hanımlar, bu mektubun içeriğini kendilerine özetlememle yetinmeyeceklerdir. Çünkü bu mektubu yazan, on yıl önce ticaret amacıyla aramızdan ayrılıp, o günden beri kendisinden haber alamadığımız ve ölmüş olduğunu sanarak uğrunda ağlayıp durduğumuz, benim bir başka kızım, onların da öz kardeşidir. Bunu benden esirgememeni rica ediyorum! İçeri girme zahmetine bile katlanmayacaksın, bu mektubu onlara dışarıdan da okuyabilirsin! Zaten dua ve barış üzerine olası peygamberin soydaşlarını rahatlatanlar hakkındaki ‘Kim ki bu dünyanın dertlerinden bir derde uğramış Müslüman kardeşini kurtarırsa, Allah da öbür dünyada onun günahlarından yetmiş ikisini siler!’ sözlerini de bilirsin!” dedi.
     Bunu duyunca onun isteğini çabucak yerine getirmek üzere ona, “Yolu aydınlatmak ve kılavuzluk etmek üzere önümden yürü!” dedim. Yaşlı kadın da önüme geçti ve birkaç adım sonunda, bir konağın kapısına ulaştık. Bu kapı anıtsal büyüklükteydi ve kızıl bakırdan olup işlemeli bronzla kaplanmıştı. Kapının önünde durdum; yaşlı kadın içeriye Farsça seslendi. Ve hemen, nasıl geldiğini anlayamadan, ivedi bir hareketle, çıplak ayaklarıyla yıkanmış mermerlere basarak ve ıslatmak korkusuyla şalvarının uçlarını elleriyle dizinin üzerine kadar kaldırmış olan güleç yüzlü, kıvrak ve tombul bir kız önümdeki yarı açık kapıda belirdi. Beyaz kollarını da omuzlarına kadar, kuytusunda koltuk altları görünür şekilde sıvamıştı. Ben artık onun, alçıdan sütunlar gibi baldırlarına mı, yoksa billur gibi kollarına mı hayran olayım bilemiyordum. İnce topukları değerli taşlarla zenginleştirilmiş altın halhallarla çevriliydi ve narin bilekleri ışık saçan bir çift ağır bilezikle donanmıştı; kulaklarında hayran olunacak güzellikte inci küpeler; boynunda, değer biçilmez mücevherlerden üç katlı bir gerdanlık; saçlarının üzerinde serpiştirilerek elmaslar işlenmiş ince kumaştan bir başörtüsü vardı. Her halinden, özellikle farkına vardığım gömleğinin gevşek uçkurlu şalvarından çıkan uçlarına bakarak, bize kapıyı açmadan önce, oldukça hoş bir çaba içinde bulunmuş olabileceğini düşündüm. Her ne olursa olsun, güzelliği ve harika kalçaları beni alabildiğine düşündürdü ve kendime karşın şairin şu sözlerini hatırladım:
     Ey genç bakire, ey duygularımın neşesi! Senin gizli hazinelerini keşfetmek için giysini kalçalarının belirdiği yere kadar aç! Sonra bana zevkin verimli bardağını sun!
     Genç kız beni görünce çok şaşırdı ve iri gözlerinin saf bakışıyla ve tüm yaşamımda işitmediğim kadar tatlı bir sesle, “Anneciğim, bize mektubu okuyacak olan genç bu mu?” diye sordu. Yaşlı kadın da yanıt olarak, “Evet!” dedi. Genç kız annesinden almış bulunduğu mektubu bana uzattı. Ama mektubu almak üzere ona doğru uzandığım sırada, ansızın kapıdan iki ayak boyu bir mesafede bulunurken, sırtıma yaşlı kadından gelen bir kafa darbesiyle aniden öne doğru tökezleyerek evin içine girmiş oldum; beni izleyerek yaşlı kadın da şimşek gibi ardımdan eve girdi ve şiddetle sokak kapısını kapattı. Birdenbire kendimi bana ne yapacaklarını düşünmeye vakit bulamadan bu iki kadın arasında hapsedilmiş buldum. Ama bu konuda fikir sahibi olmakta gecikmedim. Gerçekten…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görmüş ve yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle