İstihbarat Sohbetleri (63)

İ

Domuzlar Körfezi Çıkarması ve CIA:
     Küba, yüzlerce yıl boyunca İspanya’nın dev Amerika İmparatorluğu’na geçiş kapısı oldu. İspanyol sömürgeciliği kanla sona erdirildikten sonra da geride çok iz bıraktı… En çok da Küba’nın kültüründe. Daha sonra Amerika’nın keşfettiği Küba, 19. yüzyıl boyunca onun en kârlı ticarî ortağı haline geldi. Zamanla Amerika, Küba ekonomisini ele geçirdi. Küba bir hammadde cenneti ve Amerikan ürünleri için de iyi bir pazardı. 1920’lere gelindiğinde Amerikan şirketleri Küba’nın tarım arazilerinin üçte ikisine ve madenlerinin de büyük kısmına sahip olmuştu.
     Küba’da ise iç karışıklıklar bitmiyordu. Diktatör Batista’nın hâkimiyeti, ülkedeki devrimci ruhları harekete geçirmişti. Sonunda zafer kazanan, direnişçiler oldu. 16 Şubat 1959’da Fidel Castro devlet başkanlığına getirildi. Amerika’yla ilişkiler bozulmuştu.
     Böylece Küba, Sovyetler Birliği’ne yakınlaştı. Amerika’yla gerilen ilişkiler sonunda, ünlü Domuzlar Körfezi çıkarması gerçekleşti. Tarih 16 Nisan 1961’di. Castro, konuşmasında ilk defa Küba’daki devrimin sosyalist olduğunu ifade etti. Ertesi gün, CIA’in yetiştirdiği Kübalı rejim muhalifleri Domuzlar Körfezi’ne çıkarma yaptılar. Ancak gafil avlanmışlardı. Küba uçakları, gemilerini bombalamış ve çıkarma başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Amerika, zamanında bu ülkeyi İspanyollardan satın almak için yüzlerce milyon dolar teklif etmişti. Ne bu teklifleri kabul edildi, ne Küba kapitalizme yenik düştü, ne de işgal edilebildi.
     Küba’daki Castro rejimini devirmek amacıyla ABD’nin desteklediği Kübalı mültecilerin ülkenin güneybatısındaki Domuzlar Körfezi’nde giriştikleri başarısız askerî hareket CIA için tam bir fiyaskoydu… Küba’daki Amerikan yanlısı diktatör Batista’yı 1959’da devirerek iktidara geçen Fidel Castro, Sovyet yanlısı politikalarına devam etti. Ülkedeki tüm kumarhaneleri ve genelevleri kapattı, ekonomiyi millileştirdi.
     Bu durum ise mafyayı ve çok uluslu Amerikan şirketlerini kârlı bir sağmal inekten mahrum bıraktı. ABD Castro’yu devirebilmek için çeşitli yollar aradı. CIA kanalıyla Castro’ya karşı muhtelif defalar suikast girişiminde bulunuldu ancak başarılı olunamadı. CIA, Castro’yu öldürebilmek için mafya tetikçileriyle anlaşmıştı. Bu işe mafya da gönüllüydü. Ancak mafya tetikçisi, komiktir ki, az daha kendini öldürüyordu ve saldırı sonuçsuz kaldı. CIA, 1987 yılına kadar Castro’yu öldürebilmek için iki düzineden fazla girişimde bulundu. Ama sonuç alamadı.
     Amerikan Devletleri Örgütü diğer Latin Amerika devletlerini Küba aleyhinde girişime zorladı ve bu ülkeye karşı bir boykot uygulamaya başladı. Castro bu harekete, Küba’daki Amerikalıların mülklerini millileştirerek cevap verdi ve Havana’daki Amerikalı diplomatların ülkeyi terk etmesini istedi. Bunun üzerine Başkan Eisenhower Küba ile diplomatik ilişkileri kesti. Bundan sonraki Başkan Kennedy de CIA’in hazırlamış olduğu planı uygulamaya koyarak Domuzlar Körfezi Çıkarması’nı gerçekleştirdi, ama plan başarısızlıkla sonuçlandı. Kübalı yetkililerin harekâta katılmış mültecileri yargılamaları sonucu harekâttaki ABD rolü ortaya çıktı. Bu olaydan sonra iki ülke arasındaki gerginlik, Sovyetler Birliği’nin Küba’ya nükleer başlıklı Ekim Füzelerini yerleştirmeye başlaması ile daha da arttı.
     Amerikan istihbarat servisi CIA’in 1961 yılında hazırlayıp uygulamaya koyduğu Domuzlar Körfezi çıkarmasının, dönemin ABD Başkanı John Kennedy’nin hatası yüzünden değil, örgütün cahilliği, yetersizliği ve ukalalığı nedeniyle fiyaskoyla sonuçlandığı açıklanmaktadır. Kanaatimizce de bu tespit doğrudur, çünkü burada operasyonun tüm sevk ve idaresini CIA yürütmüştür. Sorumlu odur. Kennedy’yi bu operasyona ısrarcı davranarak razı eden de CIA’dir. Kennedy bu şekilde bir operasyona başlangıçta razı değildi.
     CIA tarafından, harekâttan hemen sonra hazırlanan özeleştiri niteliğindeki ‘çok gizli’ rapor, kamuoyunun tepkisinden çekinilerek tam 37 yıl CIA başkanlarının kasasında kilitli kaldı. Fiyasko operasyondan sonra, dönemin CIA yetkilileri, Kennedy’yi ‘hava saldırısı emri vermemekle’ suçlamış ve çıkarmanın bu yüzden başarısız kaldığını açıklamışlardı. Kübalı rejim karşıtı sığınmacılardan oluşturulan milis gücünün, Küba birliklerince püskürtüldüğü haberi geldiğinde, bu ağır dış politika yenilgisi nedeniyle gözyaşları içinde kalan Kennedy, CIA’ye güvenmekle hata ettiğini anlamıştı. Büyük bir kızgınlıkla, CIA’yi bin parçaya böleceğini ve parçalarını rüzgâra savuracağını söyledi.
     Bu sözleriyle CIA ile arasında husumet rüzgârları esmeye başladı. Ama Kennedy, bu olayda tarihe geçecek şu sözleri de söylemişti: “Galibiyetlerin bin tane babası vardır ama hezimetler yetimdir, bu hezimet yetim olmayacak bunun babası benim.”
     Son zamanlarda medyada bu konuyla ilgili bazı ilgi çekici haber ortaya çıktı. Haberde; Küba’daki Castro rejimini devirmek üzere gerçekleştirilen ve fiyaskoyla sonuçlanan Domuzlar Körfezi Çıkarması’nı Rusların önceden bildiği dile getiriliyordu. Haber şöyle devam ediyordu:
     “Amerika Birleşik Devletleri tarihinin en büyük fiyaskolarından biri olarak kabul edilen Domuzlar Körfezi Çıkarması’nda ikinci bir fiyasko daha yaşandığı ortaya çıktı. Washington Post gazetesinin haberine göre, o zamanki en büyük rakibi Sovyetler Birliği, Küba’ya yapılan Domuzlar Körfezi Çıkarması’nı çok önceden haber aldı. Gazetenin bir süre önce açıklanan Rus arşivlerine dayandırdığı haberine göre, Amerikan Merkezî Haber Alma Örgütü CIA adına çalışan bazı Kübalı casuslar, iki taraflı oynayarak, o zamanki Sovyetler Birliği’ni haberdar etti. O dönemde Küba’da gizlice asker bulunduran Sovyetler Birliği de CIA’in Küba’ya çıkarma yapacağı bilgisini Castro’ya iletti. Son derece gizli tutulduğu iddia edilen CIA operasyonu, Castro’nun aldığı karşı tedbirler sonucu fiyaskoyla sonuçlandı. Arşivlerde bilgiyi Sovyetlere sızdıran ajanların kimliği açıklanmıyor, ancak CIA ile işbirliği yapan Kübalılar olduğu belirtiliyor.”
     Bu operasyonlar, CIA’in en tüyler ürpertici çalışmalarındandır. CIA, insan beynini etkileme ve kontrol altına alma deneylerinin Çinlilerin Kore Savaşı sırasında esir düşen Amerikalılara uyguladığı “beyin yıkama faaliyetlerine” karşı bir savunma cevabı olduğunu öne sürmektedir.
     Çünkü Kore Savaşı sırasında esir düşen Amerikalı askerler, komünistlerden hiç beklemedikleri şekilde iyi muamele görmüşlerdi. Kötü muamele bir yana insani haklarının hepsi karşılandı. Çin Halk Cumhuriyeti gönüllülerinin eline esir düşen Amerikalıların bir kısmı, özgür bırakıldıkları halde ülkelerine dönmeyi reddedip Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti veya Çin’de kaldılar. ABD’nin emperyalist uygulamalarını teşhir eden ve lanetleyen açıklamalar ve çalışmalar yaptılar. Yakalanan ABD’li pilotlar, ABD’yi sivillere yönelik biyolojik silah kullanmakla suçlayan açıklamalarda bulundular.
     Aslında ABD’deki beyin yıkama deneyleri CIA’den önce başlamıştı. CIA’in davranış kontrolü de denilen beyne hükmetme çalışmaları normal denetim mekanizmalarından kaçırılan bir program çerçevesinde 1953’te hız kazandı. MK-Ultra kod adlı programa ait çok sayıda dosya, başından beri programda bulunan CIA Başkanı Richard Helms tarafından 1973 yılında görevi bıraktığı sırada yok edildi.
     MK-Ultra hayaletleri, içlerinde California’daki kötü ünlü Vacaville devlet hapishanesi hükümlülerinin yüzlercesi bulunan habersiz deneklerin üzerinde radyasyon, elektrik şoku, elektrot yerleştirme, mikrodalga, ultrason ve geniş kapsamlı ilaç testleri uyguladılar.
     CIA, beyin kontrolünün işkenceye dayanıklı kurye ve programlanmış suikastçı yaratmanın bir yolu olduğunu gördü. Sirhan Sirhan’ın senatör Robert Kennedy’i öldürmeden önce CIA bağlantılı bir beyin yıkayıcı tarafından eğitildiği yolunda deliller vardır.
     CIA ayrıca LSD gibi zihin bozucu maddelerle de muhaliflerini saf dışı bırakabileceğini fark etti. CIA, LSD’den öylesine büyülendi ki 1953’te dünyada ne kadar LSD varsa hepsini satın almaya kalktı. CIA yıllar boyu, ABD’deki legal ya da illegal LSD’nin en önemli kaynağı olmuştur.
     Neticede güvenilmez olarak görülen LSD, deneylerden çıkarıldı. CIA ise LSD’yi o zamana kadar kendi ajanları da dahil sayısız insan üzerinde rızalarını almadan denedi. Çok sayıda intihara sebep oldu. Bunların arasında kendi ajanları da vardı. Ve bazıları intihar etti. Biyolojik savaş uzmanı bir CIA mensubu, fazla dozdan sonra kendisini 10. kattan aşağıya attı. Ailesinin ölümünün gerçek sebebini öğrenebilmesi için tam 22 sene geçmesi gerekti.
     İnsan davranışlarının kontrolü ve manipülasyonu hususundaki deneyler konusunda ise ABD Deniz Kuvvetleri’nin 1947 tarihli Chatter (Gevezelik) Operasyonu gündeme gelmiştir. Bu meyanda, “Düşman ya da yıkıcı faaliyetlerde bulunan personeli, sorgulamalarda konuşturabilmek amacıyla konuşmayı teşvik edici ilaçlar” araştırılmıştır.
     CIA, tüm davranış kontrolü operasyonlarının 1973’te Helms’in teşkilâttan ayrılmasıyla birlikte sona erdiğini açıklamaktadır.
     Bu programlar istihbarat teşkilâtları yöneticileri tarafından çok gizli olarak değerlendirildi. Servis içinde bile çok az sayıda kişi programlardan haberdardı, ne idarî birimin ne de ABD Kongresi’nin bu konularda bilgilendirildiği hususunda bir delil vardır. CIA Teftiş Başkanı, yaptığı gözlemler sonucunda bu programların çok gizli tutulmasının sebebini kısmen şöyle açıklamıştır:
     “İstihbarat teşkilâtının ahlak dışı ve yasak faaliyetlerde bulunduğu bilgisi siyasî ve diplomatik çevrelerde geniş yankı uyandırabilir ve görevin tamamlanmasına zararı olabilir.”
     Yine CIA Teftiş Müdürü, 1957’de şunları söylemişti: “Operasyonlarda kullanıma hazır olan altı özel ürün geliştirilmiştir. Bunlardan üçü, kişi farkında olmadan verilebilen ve mağdurun hareketlerini kontrol etmeyi sağlayan ve etkisiz hale getirme özelliklerine sahip maddelerdir.”
     Toksik mahiyette kimyasal maddeler, davranışları saptırarak zihinsel değişiklik yaratan ilaçlar, elektroşok “tedavileri” ile diğer askerî ve CIA kaynaklı deneylerden ötürü yaşamları mahvolan bireylerin hikâyeleri, takriben 20 yıldır malumdur. Ancak, bu mağdurlardan yalnız birkaçı tazminat alabilmiş, kendilerine neler olduğu konusunda bilgilendirilmiştir. CIA’in “kurbanları bulup, olanları saptama” konusunda verdiği söze rağmen herhangi bir kanunî işlem yapılmamıştır.
     Clara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörü ve Soğuk Savaş Zihin Kontrolü Araştırmaları uzmanı Alan Scheflin, bir CIA sözcüsü kuruluşun radyasyon deneyleri konusundaki dosyaları araştıracağını söylemiştir. Ancak diğer insan deneylerini gözden geçirmek gibi bir planlarının olmadığını belirtmiştir. 1977 yılındaki bir Senato oturumunda, o zamanki CIA Başkanı Stansfield Turner da, deneyleri “dehşet verici” bulduğunu söylemiş ve CIA’in deneye tabi tutulan insanları bulacağına ve açıklayacağına dair söz vermişti. Turner, “bulabilecekleri herkesi buldukları” konusunda kararlı görünmekteydi.
     ABD Ordu İstihbarat Başkan Vekili olan General Wilhelms 1959’da proje ile ilgili şu sözleri söylemiştir; “Eğer bu proje bir şeye değecekse, daha çok ABD’li olmayan denekler üzerinde denenmelidir.'”
     Bununla birlikte, 1980’li yıllarda bir dava için CIA mensuplarından alınan hizmet içi beyanlar ve yeminli ifadeler, kod adı MK-Ultra olan CIA Zihin Kontrolü Programı’nda kullanılan yüzlerce denekten sadece 14’ünün bildirildiğini ve bunlardan yalnızca birine 15,000 dolar tazminat ödendiğini gözler önüne sermektedir.

(Gelecek yazı: Zaire’de İhtilâl)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz