Kusmuk

K

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Allah’ın kulu çokmuş. Vakti zamanın birinde, bir padişahla gayet güzel, üç tane kızı varmış. Bunlara, hiç kimse dünür olmazmış. Bu da, Padişah’ın ağırına gidiyormuş. Bir gün saraya bir çingene gelmiş. Padişah çingeneyi içeri almış. Çingeneye demiş ki:
– Benim kızlarımın hiç bahtı açılmıyor. Bu ne demektir? Ben bir padişah olayım da, kimse kızlarıma dünür olmasın! Çingene de;
– Padişah’ım! Senin kızlarının üçü de bir deve nasip olacak, demiş, çekmiş, gitmiş.
     Ertesi günü, dev gelmiş, saray kapısının önündeki dilek taşına oturmuş. Bunu hizmetçi görmüş. Hemen Padişah’ın yanına gelmiş. Demiş ki;
– Padişah’ım sağ olsun. Elçi taşının üstünde bir tane dev oturuyor. Padişah da;
– İçeri sesleyin gelsin, demiş
     Devi seslemişler. Dev de içeri girmiş, doğru Padişah’ın yanına gitmiş. Selâmlaşmış. Padişah sormuş:
– De bakalım, dileğin nedir? O da cevap vermiş ki;
–  Allah’ın emri, peygamberin kavliyle senin büyük kızına dünürüm.
     Padişah o vakit;
– Madem ki sen Allah’ın emriyle kızıma dünürsün, ben de verdim gitti, demiş.
     Ertesi gün olmuş. Dev gelip, kızı götürmüş. Bir mağaradan içeri sokmuş. Kızı buraya koymuş, kendi gitmiş. Dev gittikten sonra kız bakmış ki, bir ıssız yer.
– Ya Rabbi! Bu neydi benim başıma geldi, demiş. Akşam olmuş. Dev gelmiş.
– Ne iş görüyorsun? diye halini hatırını sormuş. O da;
– İyiyim, demiş. Dev bunun üstüne;
– Ben şimdi gideceğim. Gelene kadar evi süpürürsün. Kapları yıkarsın. Oraya da kustum onu da yersin, demiş, geçip gitmiş.
     Kız dev gittikten sonra, evi süpürmüş, kapları yıkamış. Sıra kusmuğa gelince;
– Dev benim, yiyip yemediğimi nereden bilecek, demiş.
     Kusmuğu silip süpürüp, kaldırıp çöplüğe atmış. Aradan biraz vakit geçtikten sonra, dev gelmiş. Kıza sormuş:
– Evi süpürdün mü?
– Süpürdüm.
– Kapları yıkadın mı?
– Yıkadım.
– Peki… Oraya kustum. Onu yedin mi?
– Yedim.
     Dev bunu duyunca kusmuğa seslenmiş;
– Kusmuğum neredesin? Ses gelmiş ki:
– Çöplüğün başındayım. O vakit kıza demiş ki:
– Sen bana niye yalan söyledin?
     Hemen evden çıkıp, doğru meşeliğe gitmiş. Çokça odun toplamış, getirmiş. Bir ocak yakıp, kızı içine atmış. Kız bütün bütüne yanmış gitmiş. Dev kızı ateşten alıp, ölüsünü yukarıdan bir çengele asmış. Tekrardan Padişah’ın oraya gitmiş. Padişah’a demiş ki:
– Kızın halı dokuyor. Ortanca bacısını da istiyor.
     Padişah, bu sefer ortanca kızı devin yanına katmış, yola vurmuş. Dev ortanca kızı alıp, aynı mağaraya getirmiş. Kendi de dışarı çıkmış. Kız o yana, bu yana bakmış ki, ablası yok… Bir de yukarı bakmış ki, bacısı çengelde asılı duruyor. Korkusundan orada dört yerinden dudağı yarılmış, kanlar şırıl şırıl akmış. “Eyvah, demiş, beni de böyle yapacak.”
     Dev dolanıp gelmiş ki, kız bir köşede kıvrılmış, oturuyor. Kızın halini hatırını sormuş. Arkasından da ablasına dediklerini buna da demiş, gerisin geri gitmiş.
     Kız da evi süpürmüş. Kaplan yıkamış. Kusmuğu da köz tavasına koyup, götürmüş tandırın küllerinin arasına atmış. Akşam olunca dev gelip, demiş ki:
– Evi süpürdün mü?
– Süpürdüm.
– Kapları yıkadın mı?
– Yıkadım.
– Peki… Oraya kustum. Onu yedin mi?
-Yedim.
     O vakit kusmuğa sormuş;
– Kusmuğum neredesin? Kusmuk da demiş ki:
– Tandır küllerinin arasındayım.
     Dev bunu duyunca meşeliğe gitmiş, odun toplamış. Onları da ocakta yakmış. Kızı içine atmış. Ortanca kız da ablası gibi ateşte yanmış. Dev bunu da bacısının yanma asmış. Astıktan sonra, tekrardan Padişah’ın yanına gitmiş. Selâmlaşıp, demiş ki:
– Bacıları halıyı bitirdiler. Halıyı kesecekler. Küçük bacılarını istiyorlar. Padişah da:
– Peki götür, demiş.
     Kızı bunun yanına katıp yola vurmuş. Dev küçük kızı da mağaraya getirmiş, koymuş. Kendi de çıkıp gitmiş. Kız o gittikten hemen bacılarına bakmış. Sağa bakmış, sola bakmış, bir de tepesinin üstüne bakmış ki, ikisi de çengelde asılı duruyor. O vakit kendi kendine demiş ki: “Ben şimdi bunların neden öldüğünü anlarım.”
     O sırada dev gelmiş. Kızın halini hatırını sormuş. Sonunda da bacılarına dediklerini ona da tembih etmiş, eşiğe çıkmış. Kız, dev çıktıktan sonra silmiş süpürmüş, kapları yıkamış. Kusmuğa sıra gelince, demiş ki: “Herhalde, dev bacılarımı bunun yüzünden yaktı.” Hemen bir torba dikip kusmuğu da bu torbanın içine koymuş, yüreğinin üstüne asmış.
     Akşam dev gelmiş. Kızı karşısına almış. Demiş ki:
– Evi süpürdün mü?
– Süpürdüm.
– Kapları yıkadın mı?
– Yıkadım.
– Peki… Oraya kustum. Onu yedin mi?
– Yedim.
     Dev bunları duyunca, kusmuğa seslenmiş;
– Kusmuğum neredesin? Kusmuk cevap vermiş ki:
– Sıcak yürek üstündeyim.
     Dev bunu duyunca keyiflenmiş. Kıza demiş ki:
– Ben şimdi kırk gün uykuya yatacağım. Başını kızın dizine koyup, uykuya yatmış.
     Yalnız dev vakti gelmeyince, uyanmazmış. Dev uyuyunca, kız devin kafasındaki fesi kaldırıp, kırk tane anahtarı almış. Anahtarlarla teker teker kapıları açıp, bakmış ki; hepsinde de adam. Kapılar açılınca, adamlar çıkıp kaçmışlar. Kız bir kapıyı da açmış ki; iki tane adam tahtalarla sandık yapıyor. Adamlar kızı görünce, demişler ki:
– Sen in misin, cin misin? Biz kırk senedir hurdayız. Senden başkasını görmüş değiliz. Kız da, olup, biteni anlatmış. Anlatınca;
– Ben sizi kurtardım. Siz de beni kurtarın, demiş. Onlar da:
– Biz sana nasıl iyilik yapalım, deyince, kız;
–  Bana bir sandık yapın. Bir de tahtadan tam tamına bir adam yapın. Kırk günlük de yiyecek bulun. Beni Tahta Adam’ın içine koyun, sandığı kilitleyin denize atın, demiş.
     Adamlar sandığı da, Tahta Adam’ı da yapmışlar. Sandığa kırk günlük azık koymuşlar. Kızı da, tahtaya kapatıp, denize atmışlar.
     Sandık denizde gece-gündüz gitmiş. Bir gün, denizin ortasındaki Padişah’ın konağına, kadar gitmiş. Bunu padişah görmüş. Hemen adamlarına emir vermiş ki:
– Gidin bakın. Bu gelen nedir? Cansa bana, malsa size.
     Adamlar, sandığın yanına gitmiş, ağ atmışlar. Sandığı yukarı çekip, Padişah’ın yanma getirmişler. Sandığı açmışlar ki; içinden bir Tahta Adam çıkmış. Tahtaya demişler ki:
– Sen ne iş görürsün? Tahta da cevap vermiş ki:
– Kaz yayarım, hindi yayarım.
     Onlar da, bu Tahta’yı kaz çobanı etmişler. Tahta bir gün, beş gün bu kazları yaymış.
     Bu Deniz Padişahı’nın da, bir oğlu varmış. Oğlan kendi kendine demiş ki:
     “Yav! Bu tahta, kazları nasıl yayıyor? Ben bir saklanayım da göreyim,”
     Hemen gidip, bir dereye saklanmış. Kız da buraya gelmiş. Hava da çok sıcakmış. Kız bunalmış, tahtadan çıkmış. Oğlan bir de bakmış ki, tahta yarıldı, ortasından ay gibi bir kız çıktı. Öyle bir kız ki; “Doğan aya doğma ben doğacağım, ışıyan güne ışıma ben ışıyacağım” diyen cinsinden. Kız suya girince, oğlan saklandığı yerden çıkıp, doğru kızın elbiselerinin yanına gelmiş. Oradaki yüzüklerden birini alıp, gerisin geri saklanmış. Kız da suda yıkanıp, çıkmış. Üstünü giyinmiş, bileziklerini, yüzüklerini takmış. Bir de bakmış ki; sırça parmağının yüzüğü yok. O vakit;
– Ya Rabbi! Burada kazlarla, benden başkası yoktu. Acaba bu kazlar mı yuttu? demiş, bıçağını çıkarıp, kazları kesmiş. Hepsinin de kursaklarına bakmış ki, hiçbirinde yok! O zamana kadar akşam olmuş. Kazların bir kısmı kalmış. Onları da, ertesi güne bırakmış. Kestiği kazları sırtına almış. Geriye kalanını da, önüne katıp, götürmüş. Oğlan da, bunları hep görmüş. Kız, kazları saraya getirmiş. Adamlar tahtanın önünü kesmişler:
– Bu kazları niye kestin, demişler. O da:
– Ne yapayım, zehirli ot yediler. Ben de kestim. Bunu Padişah’ın oğlu duymuş. Yanlarına gitmiş.
– Kestiyse kesti, ne var? Götürün etini yiyin, demiş. Onlar naçar kalmış, ölü kazlarını alıp gitmişler.
     Biz haber verelim Padişah tarafından…
     Bunlar, karı-koca epeydir oğullarını evlendirmek istiyorlarmış. Oğlanın anası:
– Padişah’ım! Gel biz, bunu birine sorduralım. Bakalım ki; kimde gözü varmış, demiş.
     Deli Besleme’yi çağırıp öğütlemişler. Deli Besleme de, gidip oğlanın ağzını aramış. Oğlan da:
– Ben, kapıdaki Tahta’yı alacağım. İster ki dünya güzeli olsun, başkasını almam, demiş.
     Deli Besleme, duyduklarını Padişah’a gidip söylemiş. Padişah da demiş ki:
– Yahu, ne demek, olsun. Biz bir padişah olalım da, böyle birisini eve gelin getirelim. İn midir, cin midir? Belli değil. Madem ki o böyle diyor, biz artık onun ne hayrına, ne şerrine karışırız.
     Böyle deyip, karşı çıkmışlar. Oğlan anasını da, babasını da dinlememiş, gidip Tahta’yı kendine almış, evine getirmiş. O vakit de, bir düğün varmış. Tahta’yı karşısına alıp, demiş ki:
– Şimdi sen bu düğüne gideceksin. Üstündeki tahtadan çık. Babam da, anam da ordalar. Seni görsünler. Kız kabul etmemiş.
–  Nasıl olur? Allah beni de böyle yaratmış. Sen derinden çık, ben de tahtamdan çıkayım, demiş.
     Öyle deyince, oğlan parmağındaki yüzüğü göstermiş. Kız yüzüğü görünce, hemen tanımış. O vakit, olanı biteni anlamış.
     Biz haber verelim devden…
     Dev uykusundan kalkmış, bakmış ki, kız yanında yok. Hemen elindeki ip yumağını sara sara kızı takibe başlamış. Her yanı gezmiş… Geze dursun…
     Oğlan, yatak odasında yüzüğü gösterdikten sonra kıza;
– Hadi tahtandan çık da anlat, demiş.
     Kız da, başından ne geçtiyse, hepsini anlatmış. Anlattıktan sonra:
– Şimdi, ben bu tahtadan çıkarsam, dev benim kokumu alır. Gelir beni bulur, demiş. Oğlan da:
– Dev sana bir şey yapamaz. Bütün askerleri karşısına çıkarırım. Onu öldürürler. Senin yanına yaklaşamaz, demiş.
     O vakit, kız naçar kalmış, tahtasından çıkmış. Oğlana demiş ki:
– Eğer ki benim tahtama bir keser vurursan geçer, giderim, izimi kaybederim.
     Oğlan da:
– Keser vurmam, diye yemin etmiş.
     Kız altınını, incisini takmış. Üstünü giymiş. Düğün yerine gitmiş. Kız oraya gidince, oğlan kızın tahtasını ateşe atıp, yakmış, kız gerisin geri gelmiş ki; oğlan tahtasını ateşe atmış. Kız ağlamış.
– Eyvah! Sen bana düşmanlık ettin, demiş.
     Oğlanın anası da düğünden gelince, Deli Besleme’yi karşısına almış, demiş ki:
– Bizim oğlanın ettiğini beğendin mi? Bu niye böyle etti. Biz arar, en güzelini bulurduk. Gitti de kapımızdaki beslemeyi aldı.
     Deli Besleme, oğlanın hizmetçisiymiş. Kızı, bu da görmüş. Oğlanın anasına demiş ki:
– Gel o kız burada. Sizi götüreyim, kapının deliğinden bakın!.
     Oğlanın anası, babası, bacıları bunu duyunca, doğru Deli Besleme’nin yanına düşüp, dediği yere gitmişler. Kapının deliğinden bakmışlar ki, düğünde gördükleri kız. Hemen:
– Düğün başlasın, demişler.
     Düğün başlamış. Tam o gece de, dev gelmiş. Ne var, ne yok, herkesin uykusunu bağlamış. Kız sağa gitmiş, sola gitmiş. Ona, buna vurmuş. Fakat, hiç biri uyanmamış. Kendini dışarı atmış. Bir de bakmış ki, ak sakallı, kır atlı, kara kamçılı bir pir dede, orda öylece duruyor. Kızı görünce:
– Kızım sen içeri gir, demiş. Kız da:
– Ben nasıl içeri gireyim. Dev beni öldürür, diye reddetmiş. Pir demiş ki:
– Sen içeri gir. Devi görünce, boynuna sarıl. O vakit, devin elindeki yumak düşer. Sen hemen yumağı al ateşe at.
     Kız içeri girmiş. Deve sarılmış. Sarılınca, devin elindeki yumak düşmüş. Hemen yumağı alıp, ateşe atmış. Atınca, herkes uykusundan kalkmış. Bir de bakmışlar ki; dev kızı parçalayacak. Hepsi de, devin üstüne atılmış, devi parça parça etmişler.
     Tekrardan kıza, oğlana düğün yapmışlar. Kırk gün, kırk gece çalmış oynamışlar.
     Onlar yedi içti muratlarına erdiler, siz de yiyip için muradınıza erin.

(Derleyen: Sevgi ŞEN)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi