Robinson Crusoe (28)

R

      Yirmi Sekizinci Bölüm (Bir Gemi Yangını)
     Bu seyahatim, şimdiye kadar yapmış olduğum deniz yolculuklarının hepsinden daha iyi geçti. Bundan dolayı adadaki insanların ne halde olduklarım merak eden okuyucularıma, bir iki ehemmiyetsiz hâdiseyi anlatmakla, sabırlarını tüketecek değilim; yalnız anlatılmaya değer bir kazadan bahsedeceğim.
     20 Şubat gecesi, nöbet bekleyen bir tayfa koşa koşa yanımıza, gelerek uzaklarda bir ışık gördüğünü, arkasından da bir top sesi duyduğunu söyledi; o esnada ikinci bir top sesi işittik. Hepimiz güverteye koştuk. Bir iki dakika hiçbir ses işitmedik. Fakat az sonra uzaklarda büyük bir ışık fark ettik ve bunun bir yangın olduğunu tahmin ettik.
     Bir gemide yangın çıkmış olduğunu düşündük; işittiğimiz top sesleri bizde, yangından çok uzak olmadığımız kanaatini uyandırdı. Vakit vakit alevler bize daha büyük göründüğü için yolumuza devam ettikçe, yangına da yaklaştığımızdan emindik. Fakat hava sisli olduğu için ateşten başka bir şey göremiyorduk. Yarım saat sonra, hava biraz açıldığından denizin ortasında kocaman bir geminin alevlerle cayır cayır yandığım apaçık gördük.
     Bu kazazedelere, yakınlarında kendilerine yardım etmeye hazır bir gemi bulunduğunu ve kayıklarla bizim bulunduğumuz tarafa doğru gelmelerini haber vermek için, birbiri arkasından beş pare top atılmasını emrettim: Gerçi alevler yüzünden biz onların gemisini görüyorduk amma, gecenin karanlığından onların bizim gemimizi görmeleri imkânsızdı. Sabah olmasını bekleyerek, alevler içinde yandığını gördüğümüz geminin bulunduğu tarafa doğru yol almaya devam ettik. Bu esnada korku içinde, geminin havaya fırladığını gördük. Her halde geminin geri kalan kısmı sulara gömülmüş olacaktı ki, birkaç dakika sonra yangından eser kalmadı. Bu öyle korkunç ve acıklı bir manzaraydı ki, gemideki bedbaht insanların ya alevlerle yandığını ya da şimdi uçsuz bucaksız okyanusta kayıklarla dolaşıp durduklarına düşünerek yüreğimiz burkuldu; fakat karanlık yüzünden kayıklara binmiş olup olmadıklarını göremiyorduk. Kayıklara binip açılmış olacakları bana daha akla yakın geldi. Onlara mümkün olduğu kadar yollarını gösterebilmek için, geminin kenarları boyunca fenerler sarkıttım ve bizden uzakta olmadıklarını bildirmek için de durmadan top attırdım.
     Ertesi sabah sekize doğru, dürbünlerimizle bakarken ağzına kadar tıklım tıklım dolu iki kayık gördük; rüzgâr aksi istikametten estiği için, zavallılar var kuvvetleriyle kürek çekiyorlar ve bizi gördükleri için de, kendilerini bize göstermek maksadıyla türlü işaretler yapıyorlardı.
     Onlara gemimize yaklaşmaları için işaret verdik, aynı zamanda daha fazla yelken açarak onların yanına varıp, hepsini gemiye aldık. Yarısı erkek, yarısı kadın ve çocuk olmak üzere en az altmış kişi vardılar. Havaya uçan geminin üç yüz tonilato hacminde olduğunu ve Kanada’dan Fransa’ya gittiğini öğrendik. Kaptan, bize bu felâketin bütün safhalarını anlattı.
     Yangın, dümencinin dikkatsizliğinden pusula ve mumların konduğu kamara benzeri bir yerden çıkmış. Herkes yardıma koşmuş, yangını söndürdük zannetmişler; fakat sonradan geminin erişilmesi imkânsız bazı yerlerine bir iki kıvılcımın sıçramış olduğunu fark etmişler; oradan ateş geminin her tarafını o kadar şiddetle sarmış ki, bastırmak bir türlü kabil olamamış.
     Onlar için gemiyi terk etmekten başka yapacak bir iş kalmamış. Bereket yanlarında oldukça büyük iki kayıkla, ancak yiyecek ve su koymaya yarayacak ufak bir sandal varmış. Ateşten kurtulduk diye kendilerini avutuyorlar, fakat karadan çok uzakta bulundukları için kurtulacaklarını hiç ümit etmiyorlarmış. Biricik ümitleri kendilerini güvertesine alacak bir gemiye rastlamakmış. Yelkenleri, kürekleri, pusulaları varmış ve Ternöv’e doğru gitmeye hazırlanıyorlarmış; yanlarındaki yiyecekler açlıktan ölmelerine olsa olsa on iki gün yeterli olacak kadarmış.
     Hakikatte bu kadar bir zaman, hava müsait olduğu takdirde adı geçen memlekete varmaları için kâfi gelirmiş; Kanada’ya ulaşıncaya kadar balık tutarak geçineceklerini ümit ediyorlarmış. Fakat fırtınalardan, aksi yandan esen rüzgârlardan, kendilerini batırabilecek şiddetli yağmurlardan da o kadar korkuyorlarmış ki, ancak bir mucize onları kurtarabilirmiş.
     Ne yapacaklarını kararlaştırdıkları sırada, hemen herkes ümitsiz bir haldeyken, önce bir, arkasından da dört tane top sesi işitince, anlatılması imkânsız bir şekilde sevinmişler; cesaretleri artmış ve kendilerine yardıma koşan bir gemi civarında olduklarını anlamışlar. Rüzgâr bize yaklaşmalarına müsaade etmediği için, yelkenleri ve direkleri indirmişler ve bir müddet sonra, ışıklarımızı görüp, aralıkla bütün gece devam eden top seslerini işitince ümitleri kat kat artmış. Üç el silah atmışlar amma, rüzgâr, onlara göre ters istikametten estiği için duymamışız. Rüzgârın kendilerini sürükleyip götürmemesi için de küreklerini suya indirip yanaşmamızı beklemişler.
     Zavallıların bu hiç beklenmedik kurtuluşlarından dolayı duydukları sevinci anlatmak için ne değişik hallere girdiklerini, nasıl heyecan içinde kendilerinden geçtiklerini ve ne şaşılacak işaretlerle konuştuklarını kabil değil tasvir edemem.
     Size anlatılması uzun sürecek hâdiseler yüzünden gemilerinde bulunan iki kişiden başka hepsi Fransız’dı. O iki kişi de yaşı bir hayli ilerlemiş bir İngiliz papazıyla on sekiz yaşlarında genç bir İngiliz kızıydı; yolculuk esnasında annesiyle babasını kaybeden kızcağız ihtiyar papazın himayesine sığınmıştı.
     Bütün bu yolcular, hislerin ve nezaketin akla getirebileceği türlü şekillerle bize minnettarlıklarını ifade ettiler. Onlara rastlayacağız diye batı tarafına fazlasıyla kaydığımız için, Ternöv adasına varıncaya kadar aynı istikameti takip etmemi rica ettiler; orada Kanada’ya dönmek için bir gemi kiralayabileceklerini ümit ediyorlardı. Bu teklifi makûl buldum, İstedikleri gibi, aynı yolu takip etmeye razı oldum.
     Bir hafta sonra Ternöv adasına vardık. Fransızları oraya bıraktık; yanlarında paraları olduğu için, kendilerini Kanada’ya götürecek vasıtayı kolayca buldular. Gemimizde kalmak isteyen yegâne yolcular, Hindistan’a gitmek niyetinde olduğumuzu öğrenince, bizimle yolculuğa devam etmek arzusunu gösteren yaşlı papazla, yolculuk esnasında anasıyla babası öldükleri için, kimsesiz kalan genç kız oldu; kendisini himayesine alan papaz, onu bir İngiliz müessesesinde işçi veya hizmetçi olarak yerleştireceğine dair söz vermişti.

(Yazan: Daniel Defoe-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi