Karga İle Tilki Öyküsü

K

     Anlatırlar ki, vicdanı birçok kötü olay ve çapulculukla yüklü yaşlı bir tilki, birlikte eşini de getirerek avı bol bir boğazın dibine çekilmiş. Küçük av hayvanlarını, orada, öylesine kırıma uğratmış ki, bir süre sonra dağın yöresinde barınan tek bir hayvan kalmamış. Daha sonra da, açlıktan ölmemek için, ilkin kendi çocuklarını, sonra bir gece de hain bir tertiple boğazladığı karısını bir anda yiyip bitirmiş. Bunu da yapınca, artık dişlerinin arasına koyacak hiçbir şey kalmamış. Oysa, yer değiştiremeyecek kadar yaşlıymış ve tavşan avlayacak ya da sıçrayıp keklik yakalayacak kıvraklığını da yitirmiş bulunuyormuş.
     Dünyayı gözlerinde karartan bu fikirlere dalmış bulunduğu bir sırada, bir ağacın tepesinde yorgun bir karganın tünediğini görmüş. Ve birdenbire içinden, “Bu karganın benimle dost olmasını sağlayabilirsem, ne büyük bir fırsat yakalamış olurdum! Onun, benim kötürümleşen yaşlı bacaklarımın artık yerine getiremediği çalışmayı yapmasına olanak sağlayacak sağlam kanatları var! Bana yiyeceklerimi sağlar ve dahası, canımı sıkmaya başlayan bu ıssız yerde bana arkadaşlık eder!” düşünceleri geçmiş.
     Ve bunu düşünür düşünmez yerine getirmek istemiş. Karganın tünemekte olduğu ağacın altına gelmiş ve kendini daha iyi işittirmek için alışılagelmiş selamlaşmalardan sonra, en gönülden sesiyle ona, “Ey komşum, iyi bir Müslüman’ın, Müslüman komşularına karşı iki değerli erdemi söz konusudur: Müslüman olma erdemi ve komşu olma erdemi! Ben de, bana karşı tutumun dolayısıyla, hiç tereddüt etmeden bu erdemleri sende gördüğümü söyleyebilirim ve dahası, şurada bağrımda, senin kibarlığının alt edilmez çekiciliğini duymakta ve tüm yüreğimle sana karşı kardeşçe bir yakınlık beslemekteyim! Ya sen, ey karga, bana karşı ne duymaktasın?” demiş.
     Bu sözleri işitince karga, öylesine bir kahkaha koparmış ki, neredeyse ağaçtan düşecekmiş. Sonra tilkiye, “Gerçekte, son derece şaştım! Ne zamandan beri, ey tilki, bu alışılmadık dostluk ortaya çıktı? Ve ne zamandan beri dilinin ucuna bile gelmeyen bu içtenlik yüreğinde yer etti? Ve ne zamandan beri bizimkiler gibi birbirinden bunca farklı ırklarımız bu kadar büyük bir kaynaşma gösterebildi? Sen ki dört ayaklılar ırkındansın, ben ise kuş ırkından! Ve özellikle ey tilki, madem ki bunca güzel konuşuyorsun; söyle bakalım, senin ırkından olanların yiyici ve benim ırkımdan olanların yenilen olması ne zamandan beri ortadan kalktı? Bu seni şaşırttı mı? Aslında gerçekten böyle bir şey yok! Haydi! Yaşlı, kurnaz tilki, bütün bu güzel sözleri heybene koy ve hiçbir kanıtı bulunmayan bu dostluktan beni bağışla!” demiş.
     Bunun üzerine tilki, ona “Ey doğru sözlü karga, kafan mükemmel işliyor! Ama iyi bil ki, kullarının yüreklerini düzenleyen Tanrı için olanaksız hiçbir şey yoktur; benim de yüreğimde birdenbire sana karşı bu duygu uyandı. Ayrı ırklardan kişilerin de kendi aralarında pekâlâ anlaşabileceğine dair benden istediğin kanıt yerine geçecek olan, Pire ile Fare Öyküsü’nü, eğer dinlemek istersen, sana anlatayım!” demiş. Karga da “Kanıttan söz ettiğine göre ben, daha önce hiç işitmediğim bu PİRE İLE FARE ÖYKÜSÜ’nü dinlemeye hazırım!” demiş. Tilki de şunları anlatmış:
     Ey kibar dostum, eski ve yeni kitapları okumuş bilginler anlatırlar ki, bir pire ile bir fare zengin bir tacirin evini, her biri kendine uygun yerde oturmak üzere, mesken olarak seçmişler. Bir gece pire, evin kedisinin acı kanını boyuna emmekten bıkarak tacirin karısının yatmakta olduğu yatağa sıçramış ve giysilerinin arasına sokulmuş ve oradan gömleğinin altına kayarak kalçasını bulmuş; oradan da kasığının kıvrımından tam da nazik organının bulunduğu yere gelmiş. Burasını gerçekten çok narin, tatlı, beyaz ve zevkine yatkın bulmuş; hiçbir pürtük ve uygunsuz hiçbir kıl yokmuş orada, ey karga! Aksine, zevkine yatkın kayganlıkta bulmuş. Kısacası, pire artık orada yer tutarak kadının tatlı kanını doyuncaya kadar emmeye koyulmuş! Ama gıdasını sağlarken, pek o kadar insaflı davranmadığından, ısırığın acısıyla genç kadın uykudan uyanmış ve elini çabucak ısırılan yere götürmüş. Eğer pire ustalıkla kaçıp kadınlara özgü bu giysinin sayısız kıvrımları arasından geçip yere atlamasa ve önüne çıkan ilk deliğe koşup sığınmasaymış, kadın onu hiç kuşkusuz ezecekmiş. Pirenin başına gelenler bunlar! Genç kadına gelince, duyduğu acıyla tüm köleleri başına üşüştüren bir feryat koparmış; bunlar hanımlarının çektiği acının nedenini öğrenince, yenlerini sıvamışlar ve giysiler arasında pireyi aramaya koyulmuşlar: ikisi urbaları, biri gömleği, diğer ikisi tüm kıvrımlarını birbiri ardından aralayarak içdonuyla ilgilenmişler; bu sırada genç kadın, meşalelerin ışığında çırılçıplak, gövdesinin önünü yokluyor, en gözde kölesi de dikkatle arkasını gözden geçiriyormuş. Ama, senin de tahmin edeceğin gibi, ey karga, hiçbir şey bulamamış! Kadının durumu da böyle!
     Karga, “Ama, tüm bunlara karşın, bana sözünü ettiğin kanıt nerede?” diye haykırmış. Tilki de, “Şimdi tam oraya geliyoruz!” demiş. Ve sözünü sürdürmüş: “Gerçekte, pirenin sığındığı delik, farenin de sığınağıymış…”

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz