Ama Yüz Altmış Altıncı Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     Bu karanlık köşeye henüz çekilmiştim ki, yanıma, sırdaş cariyenin geldiğini gördüm; ortalıkta tanıklık edecek kimse bulunmadığından, bu kez, onunla özgürce konuşmaya karar verdim. İlkin bana, “Sen nasılsın?” diye sordu. Ben de, “Sağlığım çok iyi! Ama, hepimizin yaşadığı bu sürekli korkuyu yaşayacağıma ölsem yeridir!” diye cevap verdim.
     Bana, “Yazık! Ya zavallı hanımımın durumunu bilsen ne derdin acaba? Ah! Ya Rabbi! Senin evinden kaçarak, damdan dama atlayarak, sonuncu evden sokağa atlayıp ilkin kendimin ulaştığı sarayda onu yeniden gördüğüm anı hatırlamakla bile elim ayağım kesiliyor. Ya Emin! Onu bir görseydin! Şems-ün-Nehar’ın o ışık saçan yüzü yerine, mezardan çıkmış birininki gibi solgun yüzüyle onu kim tanıyabilirdi? Ben de, onu görünce, ayaklarına kapanarak ve onu öperek hıçkırıklara gömülmekten kendimi alamadım. Ama o bu durumunu unutmuş görünerek, ilkin, bana yardımlarından ötürü kayıkçıya hemen verilmek üzere bin altın dinar dolusu bir kese verdi! Bu iş görüldükten sonra, gücü tükendi ve baygın kollarıma düştü; onu çabucak yatağına taşıdık; orada yüzüne çiçek suları serpmeye koyuldum ve gözlerini sildim, ellerini ayaklarını yıkadım ve tüm giysilerini değiştirdim. O zaman yeniden kendine geldiğini ve biraz soluk aldığını görerek çok sevindim; ona hemen içmesi için gül şerbeti sundum ve yasemin ruhu koklattım ve kendisine, ‘Ey hanımım, Tanrı aşkına, kendini toparla! Böyle sürüp giderse, halimiz ne olur?’ dedim. Ama o, bana ‘Ey benim sadık sırdaşım, artık benim yeryüzünde bağlanacağım kimse kalmadı! Ama, ölmeden önce, sevgilimden haber almak isterdim. Git hemen cevahirci Emin’i bul ve ona altınla dolu şu keseyi ver ve ona varlığımızın neden olduğu zararların onarılması için bunları kabul etmesini rica et!’ dedi.”
     Ve sırdaş cariye sözünü keserek, bana içinde beş bin altın dinardan fazla para bulunduğu anlaşılan oldukça ağır bir torba verdi; nitekim sonradan bunun böyle olduğunu anladım. Sonra da, “Şems-ün-Nehar sonuncu bir rica olarak, iyi de olsa, kötü de olsa, senden Ali İbn-i Bekkar’a dair haberler almakla beni görevlendirdi!” diyerek sözünü sürdürdü.
     Bunu duyunca gerçekten, bu tehlikeli öyküye bir daha karışmamak konusunda verdiğim kesin karara karşın, bir lütuf olarak benden istenen şeyi reddedemeyeceğimi anladım ve ona akşamleyin evime gelirsen, gidip öğreneceğim gerekli ayrıntıları kendisine anlatmakta kusur etmeyeceğimi söyledim. Ve genç kıza evime uğrayıp torbayı oraya bırakması için ricada bulunduktan sonra, ben de camiden çıktım ve İbn-i Bekkar’ı görmeye gittim.
     Orada, kadınlar ve hizmetkârların hepsinin, üç günden beri beni beklediklerini ve derin iniltiler kopararak beni sorup duran Emir Ali’yi yatıştırmak için ne yapacaklarını bilemediklerini gördüm. Gözleri hemen hemen sönmüş gibi görünen emiri de canlıdan çok ölüye benzer durumda buldum. Bunun üzerine yanına yaklaşıp gözlerim yaşla dolu onu bağrıma bastım…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle