Ama Yüz Altmış Yedinci Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     Ve onu bağrıma bastım ve ona, kendisini bir parça avutmak için birçok incelikli sözler söyledim; ama bu kez başarı sağlayamadım; çünkü bana, “Ey Emin, ruhumun beni terk etmek üzere olduğunu iyice hissediyorum. Ama ölmeden önce, hiç değilse, senin dostluğuna duyduğum minneti karşılamak için bir şükran hatırası bırakmak istiyorum,” dedi. Ve kölelerine, “Bana şu ve şu eşyayı getirin!” dedi. Ve köleler hemen bir sepetin içine koydukları her türden değerli eşyayı: vazoları, gümüşleri ve yüksek değerde ziynetleri getirdiler.
     Bana, “Evinden çalınan eşyaların yerine bunları kabul etmeni senden rica ediyorum!” dedi. Sonra hizmetkârlarına hepsini evime taşımalarını emretti. Sonra da bana, “Ey Emin, bil ki bu âlemde her şeyin bir sonu vardır! Aşkta gayesini bulamamak felakettir! Bunu ancak ölüm paklar. Ben de, barış üzerine olası Peygamberimizin yasalarına saygı göstermediğim için, yaklaştığını hissettiğim bu ölümün geleceği anı bekliyorum! Ah! Emin, derdimden ne çok acı çektiğimi bir bilsen! Ruhumu dolduran bunca acıları çeken başka biri olduğunu sanmıyorum!” dedi.
     Bunun üzerine, ona, biraz oyalansın diye, ilkin gidip Şems-ün-Nehar’ın gönderdiği ve beni evimde bekleyen sırdaş cariyeyi bulacağımı söyledim. Ve gidip genç kızı bularak emirin durumunu, sonunun geldiğini sezdiğini ve sevdiceğinden ayrılmış olmanın hüznünü taşıyarak yeryüzünden ayrılacağını söylemek üzere onu terk ettim. Ve gerçekten, eve ulaşmadan birkaç dakika sonra, genç kızın inanılmaz kertede heyecan ve şaşkınlık içinde ve gözlerinden seller halinde gözyaşı dökerek geldiğini gördüm. Ben de, gittikçe daha fazla korkarak ona, “Allah aşkına! Bütün olan bitenlerin ötesinde daha kötü bir şey mi var?” diye sordum.
     Bana, titreyerek, “O kadar korktuğumuz şey sonunda başımıza geldi! Artık kurtulmamız ihtimali bulunmazcasına mahvolduk! Halife her şeyi öğrendi. Dinle bak: Köle kızlardan birinin ağız gevşekliği dolayısıyla baş hadımağası kuşkulara kapıldı ve Şems-ün-Nehar’m kadınlarının hepsini, ayrı ayrı dinleyerek sorguya çekti. Ve inkârlara karşın, birbirine aykırı açıklamaları ve edindiği bilgileri bir araya getirerek gerçeği saptamanın yolunu buldu. Ve meseleyi Halife’nin bilgisine sundu; o da hemen, alışılagelene aykırı olarak Şems-ün-Nehar’ı karşısına getirmeleri için yirmi hadımağası gönderdi. Hepimiz korkunun sınırlarına dayanacak kadar dehşete düştük! Ben bir ara gizlice kaçtım ve bizi tehdit eden son felaketi sana bildirmek için koşup geldim. Git, hemen Emir Ali’ye haber ver, bu durumda alınması gereken tüm önlemleri alsın!” diyerek cevap verdi!
     Ve bu sözleri söyleyerek genç kız saray doğrultusunda koşarak uzaklaştı. Bunları duyunca, yöremdeki evrenin tamamıyla karardığını gördüm ve “Tüm gücün sahibi Yüce Tanrı’dan başka güç alınacak ve baş vurulacak varlık yoktur!” diye haykırdım. Bahtın bu dönüşümü karşısında daha fazla ne söyleyebilirdim! Kendi kendime, henüz yanından yeni ayrıldığım halde, Ali İbn-i Bekkar’ın yanına dönüp ve daha o, en küçük bir bilgi isteminde bulunmadan, kendisine, “Ey Ali, şimdi hemen beni izlemen gerek! Yoksa, en iğrenç şekliyle ölüm seni bekliyor! Her şeyi öğrenmiş olan halife, seni yakalatmak için adamlarını göndermek üzere! Bir an bile kaybetmeden buradan ayrılalım ve ülkenin sınırlarını aşarak, seni arayanların ulaşamayacağı bir yere gidelim!” diye haykırdım.
     Ve hemen, emrin adına, kölelerine üç deveye evdeki değerli eşyayı ve yol azığını yüklemelerini buyurdum; bir deveye de emiri bindirerek, arkasına da ben oturdum. Ve zaman kaybetmeden, emir çabucak anasına vedada bulunur bulunmaz yola koyulduk ve çöl yolunu tuttuk.

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabah olduğunu görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle