Şarkılarım Hep Senin
Şarkılarım Hep Senin

Şarkılarım Hep Senin

     Küçük bir üflemeniz ile yok olup gidecek kadar minicik bir sivrisinek etrafınızda pervane olmuş… İnsanın içine tiksinti ile karışık tuhaf bir ürperti veren vızıltısı size perişan ediyor, rahatsız ediyor, huzursuz kılıyor.
     İğnesi zehirli bir arının, bir haşerenin sizi sokup canınızı yakmasına çoktan razı oluyorsunuz. Sivrisinek vızıltısının devamı usanç veriyor.
     Dedikodular da işte böyledir: Dedikodular insanları usandırır. Çünkü dedikodunun menşei belli değildir. Hatta çoğu zaman hangi dillerle gelişip, hangi kulaklara kadar ulaştığı da belli değildir. Dedikodularda hakikatler, yerine ve yönüne göre değiştirilerek aktarılır. Dedikoduya inanmamak gerekir amma insanoğlu buna ne dereceye kadar muvaffak olabilir bilinemez.
     Şimdi sizlere bir hikâye nakletmeye çalışacağım… İşte bu hikâyeyi daha iyi anlayabilmeniz için de yukarıdaki oldukça uzun bir giriş ve benzetişe lüzum gördüm. Gelelim hikâyemize…
     Dr. İçten hanım ile Dr. Teoman beylerin kahramanı oldukları hikâyemiz şöyle başlar:
     Teoman bey aslen-neslen Karadenizlidir. Boy-sop, hısım-akraba halen oralarda ikamet etmektedirler. Esmerce tenli, dalga dalga siyah kıvırcık saçlı, genişçe alınlı, daima gülümseyen koyu renkli gözleri vardır. Çok çalışkan, cömert, hassas, ileri görüşlü, üstelik de güzel sanatlara karşı tutkulu, güzel sesli, Türk müziğine gönül vermiş, eşine az rastlanır yakışıklı ve sempatik bir delikanlıdır. Teoman bey, İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisidir. Halen de son sınıfta bulunup ders durumu parlak derecededir.
     Boş zamanlarını, kalmakta olduğu yurda yakın mesafedeki bir dernekte geçiriyor. Türk müziği üzerinde faaliyet gösteren bu dernekteki çalışmaları da, yepyeni bir muhit kazanmasına, ün sağlamasına sebep oluyor, zemin hazırlıyor. Teoman bey aynı zamanda üniversite korosunun da hem ses, hem de söz olarak en gözde elemanıdır. Faaliyeti arttıkça muhiti genişliyor. Muhit genişledikçe yeni yeni insanlar tanıyor, yeni yeni şeyler görüyor, öğreniyor ve yeni arkadaşlar ediniyor. Müzikle ilgili, edebiyatla, şiirle… Güzel sanatların diğer herhangi bir dalı ile ilgilenen veya öyle görünen bir yığın arkadaşlar ediniyor. Bu yeni arkadaşlardan, bu saydığımız sanat kollarından herhangi birine hakikaten gönül vermiş olanları var, öyle görünenleri de var… Bu yeni arkadaşlardan Teoman beyin başarılarını hakikaten övenler, beğenenler, içten kutlayan, takdir edenler var, öyle görünenler de… Samimi olanlar, samimi görünmeye çalışanlar var… Kızlı erkekli bu yeni dost ve arkadaş grupları arasında bir değerlendirme, bir eleme yapabilmeye, o şartlar içerisinde imkân yok. Teoman bey esasen buna pek de lüzum görmüyor… O kendisini iki şeye vermiş sadece; tahsili ile Türk musikisi…
     Bu Karadenizli delikanlı kısa bir süre sonra beste denemelerine başlıyor. Denemeler güzel birer eser halinde birbirini takip ediyor. Şairler, şarkı sözü yazarları, gönülleri çeşitli sevda ateşi ile yanıp tutuşanlar, çepeçevre etrafını sarıvermişler kahramanımızın. Bu arada kimlere ithaf edildiği açıkça belli olan mısralar da gelmiyor değil. Bu mısraların çoğu besteleniyor görev gereği. Bir kısmı bir köşede kendi kaderlerine terk ediliyor, unutulup gidiyor.
     Teoman bey, bilhassa genç kızlar arasında paylaşılamayan bir kimsedir artık.
     Kendisini elde etmek için akla hayale gelmedik planlar, tuzaklar hazırlanır. Birçok genç kız Teoman’ın bilmem hangi zaman verdiği güleç bir selamı, falanca toplantıdaki iltifatlarını, bilmem daha neler neler… Bunları kendi lehine ve evet anlamına yorumluyor. Tabir caiz ise, kendi kendine gelin güvey oluyorlar. Teoman’ın eline sıkıştırdıkları mısralarının besteleneceğini umuyorlar.
     Bu yarışa katılmayan, hem de, Teoman’ın diğerlerine oranla çok daha yakınında olduğu halde bu yarışa katılmayan, o muhitte bir tek kişi vardır… Tuhaf değil mi? Bu bir tek kişi de genç bir kızdır, hem de öylesine sıradan bir genç kız değildir. O da Teoman gibi son sınıf öğrencisi bir tıbbiyelidir. Tanrının işine bakınız ki, her ikisi de mesleklerinde tıbbın aynı branşını seçmişlerdir üstelik…
     İçten kızımızı sizlere tanıtmak için şöyle bir yol denemek istiyorum… Pek anlaşılmadı ise tekrar edelim… Bu genç kızımızın adıdır İçten…
     Sarışın, ipek saçlı, güleç yüzlü, içten içten gülümseyen gözlü… Güzel sanatların resim dalında faaliyet gösteren, nazar boncuğu cici bir kızdır. Tanrı bu kadar üstün yeteneklerle bezenmiş, bu derece güzellikte acaba kaç yılda bir, kaç tane böyle güzel yaratır?
     Güzel bir tablo, bir sanat eseri seyreder gibi seyrederken, heyecandan nefesler kesilsin… Öyle bir güzel işte! Tanrının böylesine güzel yarattığı bir varlık karşısında eller göğe doğru açılıp “Kudretinden sual olunmaz. Kudretin önünde eğiliriz, secde ederiz. Her şeye muktedirsin Tanrım!” deyip orada susmak gerekir.
     Ya bu genç kız, bir de on parmağında on marifet, güzel bir ruh ve hanımefendiliğin gerektirdiği meziyet ve duygularla bezenmişse söyleyecek söz kalır mı geriye?
     İşte bu genç kız, Teoman’ın muhitinde olmasına rağmen, ona en yakın bulunanlardan olmasına rağmen, o yarışa, Teoman’ı elde etme yarışına katılmıyor… Uzaktan bu yarışı seyretmeye ayrı bir özen gösteriyor hatta…
     Delikanlı ile tanışıyorlar. Hatta zaman zaman tatlı tatlı sohbet ediyorlar. Derslerden, müzikten, resimden ve aktüaliteden bahsediyorlar. Fakat bu sohbetler belli sınırlar içerisinde kalıyor.
     İşte bu noktada bir soru akla gelebilir… Acaba İçten hanım Teoman beyi pek o kadar cazip bulmuyor mu yoksa?
     Hayır… Asla böyle bir şey yok ortada. Yalnız İçten hanım beğenmenin, beğendiğini sevmenin, ona gönül vermenin çok kutsal bir duygu olduğunu, bu duygunun hiç te hoş hoş olmayan birtakım davranışlarla soysuzlaştırılmaması gerektiğini bilen, ona göre hareket eden bir genç kızdır. Sevdiğinin, gönül verdiğinin elde edilmesi yöntemlerinin, bunlar olmadığını bilen kimsedir kendisi…
     Haydi onun yerine biz bir itirafta bulunalım şimdi sizlere…
     İçten kızımız da Teoman’ı çok beğeniyor, onu seviyor. Hem de öyle gelip geçici bir his ile değil… Yürekten gelen, gönülden gelen ve göğüs kafesine sığmayan, oralara sancılar veren duygularla seviyor Teoman’ı…
     Yalnız duygularını şimdilik açıklamayı uygun bulmuyor. Zamanını bekliyor ve hatta bir bakıma da ilk davetin, örf ve ananelere uygun düşmesi bakımından haklı bir kızlık gururu ile karşı taraftan gelmesini bekliyordu.
     Hikâyemize başlarken arı sokmasından, sivrisinek vızlamasından ve dedikodulardan bahsetmiştik. İşte şimdi sırası geldi bu deyişlerimizin.
     Biraz evvel, ifade ettiğimiz gibi teklif karşı taraftan gelip İçten kızımız da, ben hazırım der demez, tıbbiye son sınıf öğrencileri Teoman ile aslen İstanbullu, yine tıbbiye son sınıf öğrencisi İçten kızımız nişanlanıverdiler…
     Muhitte kısa süren bir sessizlik oldu…
     Bu haberi duyanların ani birer şok geçirmesinden ileri gelen, geçici bir sessizlik… Şok atlatılır atlatılmaz çeşitli yollarla Teoman’ı elde etmeye çalışan kimseler, elbette kolayca yarışı bırakmayacaklar, umutlarını yitirmeyeceklerdi… Onu da denediler…
     Fısıltı gazeteleri, dedikodular birbirini takip etti, fakat hepsi beyhude ve boş çıktı. Gelen yeni yıl, yeni umutlar getirdi bizim genç nişanlı çiftimize…
     Artık her ikisi de çiçeği burnunda birer doktor idiler. Mesleğin aynı branşını seçmişlerdi. Aynı çatının örteceği bir aile yuvasının bütün sorumluluk ve mutluluğunu paylaşmaları gerekti… Öyle de oldu…
     Dr. Teoman bey güzel nişanlısı Dr. İçten hanıma bir yılbaşı gecesi, duygularının en güzelini, en güzel melodiler ile içli bir beste ile süsleyerek bir buket, bir demet çiçek arasında armağan ediverdi İçten kızımıza…
     İçten kızımızdaki içten gelen coşkunluğu, içten gelen sevinci şu anda tarif edebilmeye imkân göremiyorum. Eee… Hani hakkı da yok değil bu güzel kızın. Bu yılbaşı gecesi ileride gelecek nice mutlu yılların yılbaşlarını birlikte geçirecek mutlu beraberliğin ilk müjdecisidir…
     Mutlu yuva çok geçmeden kuruluyor… O sinek vızıltıları, dedikodular bir bir geride kalıyor, duyulmaz oluyor…
     Her gence, her yuva kuracak kimselere temenni edilecek böylesine uyumlu bir çiftin şimdi Mihriban isminde bir kız ve Faik isminde de bir erkek yavruları var.
     Kahkaha, neşe ve müziğin eksik olmadığı, güzel Anadolu’muzun şirin bir ilindeki bu güzel, bu mutlu yuvanın duvarlarında “içten gelen en derin sevgilerim hep senin” diye başlayan bir şarkının akislerini sık sık duymak mümkündür şu sıralarda…
     Darısı bütün sevenlerin ve hak edenlerin başına diyelim ve bu şarkıya kulak verelim sizlerle birlikte…

İçten gelen en derin sevgilerim hep senin
Bir an görmezsem inan seni nasıl özlerim
Yeni bir aşk meltemi sanma kalbimde esen
Uzun yıllardan beri yollarını gözlerim
İçten gelen şarkılarım hep senin
Yıllardır hayalimde ilham perimdin benim
Yeni yılda armağan bu şarkım sana
Nice yıllar geçse de şarkılarım hep senin

Beste: Dr. Teoman Önaldı
Güfte: Dr. Teoman Önaldı
Makamı: Segâh
Usûl: Semaî
Form: Şarkı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir