Ama İki Yüz Elli Dördüncü Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     … Onu hamama sokmuş ve yıkandıktan sonra, sırtına, dükkânda bulunan ince satenden bir esvap giydirmiş. Başına da, altın işlemeli çizgili ince kumaştan bir sarık sarmış. Bundan sonra ikisi birden biraz bir şeyler yiyip birer bardak şerbet içmişler; böylece serinledikten sonra, hamamdan çıkmışlar.
     Kâhya, kölelerin kendisi için bulundurdukları beyaz katıra binmiş ve arkasına da, teninin tazeliği daha da belirgin hale gelen ve parlak gözleri melekleri bile baştan çıkarabilecek olan oğlu Ebu Şamat’ı almış. Sonra ikisi birden katıra binmiş, önlerinde ve arkalarında yeni giysileriyle köleler olduğu halde çarşının yolunu tutmuşlar. Bunu gören tüm tacirler ve tüm alışveriş edenler hayran kalmışlar ve birbirlerine, “Ya Allah! Şu çocuğa bakın! On dördüncü gecesindeki ayın ta kendisi!” demişler. Bir diğerleri de, “Kâhya Şemseddin’in ardındaki bu çok hoş çocuk kim? Onu hiç görmemiştik!” demişler.
     Onlar böylece, kâhya ile Ebu Şamat’ın bindiği katır geçerken hayranlıklarını belirtirken, tellal Samsam çarşıdan geçiyormuş; genç çocuğu görmüş. Sefih bir kimse olduğundan, haşhaş ve afyonu da biraz fazla kaçırmış bulunduğundan belleğini tümüyle yitirmiş ve süt, misk, kebabe özsuyu ve öteki yüksek nitelikli şeylerden oluşturduğu mucizevi macun aracılığıyla sağaltma sağladığını da hatırlamıyormuş.
     Bu durumda, kâhyayı bu genç çocukla birlikte görünce, bilgiç bir tavırla gülmeye başlamış ve onu dinleyen tacirlere, “Bakın hele şu aksakallı ihtiyara! Tıpkı pırasa gibi! Dışı beyaz, içi yeşil!” diyerek kendi hesabına rezilce eğlenmeye yeltenmiş. Ve bir tacirden diğerine giderek, her birine şakalarını ve zevzekliklerini tekrarlayarak hemen hemen çarşıda herkesin Şemseddin Kâhya’nın, dükkânında çıtı pıtı bir memluk tuttuğunu inanasıya kadar çaba göstermiş.
     Bu dedikodu, tacirlerin şeyhlerinin ve ünlülerin kulağına erişince, kâhyalarının durumunu karara bağlamak üzere, en yaşlı ve en saygın tacirlerden oluşan bir kurul toplanmış. Ve kurulun toplantısı sürerken, Samsam söz alıp yakışıksız işaretlerle, “Bundan böyle başımızda, çarşı kâhyası olarak, halkın gözü önünde gençlerle düşüp kalkan bu sakallı ahlaksızın bulunmasını istemiyoruz! Ve her sabah dükkânlarımızı açmadan önce kâhyanın huzurunda Fatiha sûresinin yedi kutsal ayetinin okunmasından da bugünden başlayarak çekilmek istiyoruz. Ve gündüzün, bu yaşlı kişi kadar gençlere düşkün olmayan bir başka kâhya seçelim!” demiş.
     Samsam’ın bu nutkunu duyan tacirler, söyleyecek başka şey bulamamışlar ve önerilen tasarıyı oybirliğiyle kabul etmişler. Saygın Şemseddin’e gelince, tacir ve simsarların gelip kendi önünde Fatiha sûresinin ayetlerini okuma merasimine katılmakta geciktiklerini görünce, bu ağır ve geleneğe aykırı ihmali neye bağlayacağını bilememiş. Gözünün ucuyla kendisine yakın bir yerden bakmakta olduğunu gördüğü Samsam’a bir çift söz etmek üzere yaklaşmasını işaret etmiş. Zaten bu işareti beklemekte olan Samsam da, ağır ağır, zamanı kollayarak ve ayağını sürüyerek ve de ondan gözünü ayırmayan, bu sorunun çözümünü ondan bekleyen tacirlere, sağdan sola bilgiççe gülüşler fırlatarak yaklaşmış.
     Samsam, tüm bakışların kendi üzerinde olup genel ilgiyi çektiğini bilerek ve salına salına yürüyerek dükkânın tezgâhına dayanmış; Şemseddin ona, “Samsam, nasıl oluyor da tüm tacirler şeyhleri başlarında olduğu halde gelip önümde Kuran’ın ilk sûresinin ayetlerini okumuyorlar?” diye sormuş. Samsam “Höh, höh! Ben ne bilirim? Yalnız çarşıda bazı söylentiler var, yani işte öylesine söylentiler! Ama, her durumda bildiğim bir şey varsa, o da belli başlı şeyhlerden oluşmuş bir kurul toplanmış ve seni işinden alıp kâhyalık görevlerini bir başkasına vermek üzere karar almışlar!” diyerek yanıt vermiş.
     Bu sözleri duyan saygın Şemseddin’in rengi atmış ve yine de ağır başlı bir edayla, “Hiç değilse bana, bu kararın neye dayandığını söyleyebilir misin?” diye sormuş. Samsam göz kırparak kalçalarını oynatmış ve “Bak, yaşlı şeyh, kurnazlık yapma! Pekâlâ sen herkesten daha iyi biliyorsun! Şu dükkânına getirdiğin genç çocuk herhalde orada sadece sinekleri kovmak için bulunmuyor! Her durumda, bilmelisin ki, o biçim olan genç oğlanların hem cinsiyetini üstün tutan birçok kimseyle düşüp kalktığım için herkesten önce benim haberim olacağını söyleyerek seni, her şeye karşın savundum ve senin oğlanlara düşkün biri olmadığını açıkladım. Hatta bu oğlanın karının herhangi bir yakını olabileceğini ya da Tanta, Mansura veya Bağdat’tan iş için gelmiş bir dostunun oğlu olabileceğini de söyledim. Ama tüm kurul bana karşı çıktı ve senin çekilmen yolunda karar aldı. Allah büyüktür ey şeyh! Seni avutacak olan ve izin verirsen, aramızda kalmak koşuluyla zevkinden dolayı seni kutlamak istediğim şu güzel oğlan var. Gerçekten harika bir şey…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabah olduğunu görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle