Ama İki Yüz Yetmiş Dördüncü Gece Olunca

A

     Demiş ki;

     … Aradan parlayan gözleri ve gülen dişleri sezilen genç kız yer almış.
     Sessizlik, bir iğne yere düşse, sesi işitilebilecek hale gelince; Canayakın, tüm zarafeti ve nezaketiyle hepsini selamlamış ve hoş bir seslenişle Halife’ye, “Ey Emir-ül-Müminin, emir buyur! Bu bilginlerin ve saygın felsefecilerin, Hafız-ı Kuran’ların, müçtehitlerin, mimarların, yıldızbilimcilerin, hendesecilerin, ilahiyatçıların ve şairlerin sormak isteyecekleri soruları yanıtlamaya hazırım!” demiş.
     Bunun üzerine Halife Harun Reşit tahtına oturmuş olarak yöresindekilere dönmüş ve onlara, “Sizi buraya bu genç kızı çeşitlilik ve derinlik boyutlarında bildiklerini denetleyesiniz diye çağırdım. Hem kendi bilginizi ortaya koyarak hem de onun bildiklerini aynı zamanda ortaya çıkararak tam bir değerlendirme yapmak için hiçbir şeyden kaçınmayın!” demiş. Tüm bilginler, yerlere kadar eğilerek ellerini gözlerine, sonra da alınlarına götürerek “İşitip Tanrı’ya ve sana itaat ettik, ey Emir-ül-Müminin!” demişler.
     Bu sözleri duyan genç Canayakın, düşünerek birkaç saniye başı önüne eğik kalmış; sonra başını kaldırarak “Ey siz, üstatlarım, içinizde Kuran’dan ve barış ve dua üzerine olası Peygamber’in hadislerinden yana en bilgiliniz hanginizdir?” demiş. Bunun üzerine hepsinin parmağıyla belirlediği bir bilgin ayağa kalkmış ve “Bu kişi benim!” demiş. Kız da, “İstediğin gibi kendince beni sorgula!” demiş.
     Bilgin hafız, ona, “Ey genç kız, Tanrı’nın Kutsal Kitabı’nı derinliğine incelediğine göre, içerdiği surelerin, sözcüklerin ve harflerin adetini ve inancımızın temellerini biliyor olmalısın! Başlangıç olarak, bana, senin Efendin kimdir, tanıdığın iman hangisidir, yönelimin nedir ve yaşam kuralın, yolundaki kılavuzun ve kardeşlerin kimlerdir?” diye sormuş.
     Kız, “Efendim, Tanrı’dır; dua ve barış üzerine olası Muhammet, Peygamberimdir; Kuran yasam, dolayısıyla imanımdır; yönelimim, İbrahim tarafından yüceltilmiş, Allah’ın evi, Kâbe’dir; kutsal Peygamberimin yaşamında verdiği örnekler benim yaşam kuralımdır; geleneklerin toplamı anlamında Sünnet, yolumun kılavuzudur ve tüm inanç sahipleri benim kardeşlerimdir!” diye yanıt vermiş.
     Halife, bu kadar ince bir genç kızın ağzından bu denli açıklık ve kesinlikle yanıtlar çıktığını görmekle hayranlık duymaya başlamışken bilgin yeniden söz alarak, “Söyle bana! Bir Tanrı olduğunu ne biliyorsun?” demiş. Kız “Aklımla!” demiş.
     Bilgin, “Akıl nedir?” deyince de; kız, “Akıl, iki yanlı bir veridir: doğuştan var olan ve sonradan elde edilen. Doğuştan akıl, Tanrı’nın doğru yolda yürütebilmek için seçkin kullarının yüreğine yerleştirdiğidir. Sonradan elde edilen akıl ise, yetenekli kimselerde, gayretli bir çalışmanın ve eğitimin ürünüdür” demiş.
     Yeniden söz alan bilgin, “Çok güzel! Peki, aklın bedendeki yeri neresidir?” demiş. Kız da, “Yüreğimizdir! Ve oradan esinleri beynimize yükselir ve orada mekân tutar,” diye yanıt vermiş.
     Bilgin, “Mükemmel! Acaba şimdi bana dua ve barış üzerine olası Peygamber’i tanımayı nasıl öğrendiğini söyleyebilir misin?” diye sormuş. Kız da “Tanrı’nın kitabını okuyarak, orada bulunan hükümlerden ve bu kutsal işlevin kanıtları ve tanıklıklarıyla!” diye yanıt vermiş. Bilgin, “Çok iyi! Peki, bizim dinimizin kaçınılmaz görevleri nelerdir, bana söyleyebilir misin?” deyince; “Dinimizde beş kaçınılmaz görev vardır” diye yanıt vermiş; “Tanrı’dan başka Tanrı yoktur ve Muhammet onun elçisidir! diyerek imanın açıklanması, sadaka ve fıtır, Ramazan ayında oruç, imkân buldukça Mekke’de hac,” diye cevap vermiş.
     Bilgin “En çok beğenilen eylemler hangileridir?” diye sorunca; kız, “Bunlar altı adettir: ibadet, sadaka, oruç, hac, kötü eğilimlere ve meşru olmayan şeylere karşı savaş ve nihayet din uğrunda savaş!” diye yanıt vermiş.
     Bilgin, “Doğru cevap verdin! Peki, hangi maksatla ibadet edersin?” demiş.
     Kız, “Sadece efendimiz Tanrı’ya hayranlığımı ifade etmek, kutsallığını övmek ve ruhumu yüceltmek için!” diye yanıt vermiş.
     Bilgin “Ya Allah! Bu cevap harika! Ama ibadetin kaçınılmaz bir ön hazırlığı yok mudur?” diye haykırmış. Kız da, “Kuşkusuz vardır! Usulünce yerine getirilen bir abdest almakla bedeni tümüyle temizlemek, hiçbir kirlilik alameti göstermeyen giysilerle donanmak, ibadet için temiz ve sakin bir yer seçmek, bedenin dizler ile göbek deliği arasındaki bölümünü örtmek, temiz niyetler taşımak ve kutsal Mekke doğrultusunda Kâbe’ye yönelmek gerekir!” diye yanıt vermiş.
     “Namazın değeri nedir?”
     “Dine temel oluşturan imanın desteğidir. En has ibadetin dünya için geçerliği yoktur. O, sadece, Tanrı ile kulu arasında bir dini bağdır! Nesnel olmayan, o denli de güzel on ürün verir: yüreği aydınlatır, yüzü aydınlatır, Yüce Tanrı’nın hoşuna gider, şeytanın hiddetini uyandırır, acıma duygusu sağlar, belayı def eder, kötülükten uzak tutar, düşmanın girişimlerine karşı korur, sarsılan ruhu pekiştirir ve köleyi efendisine yaklaştırır!”
     “Namazın anahtarı hangisidir? Bu anahtarın da anahtarı nedir?”
     “Duanın anahtarı abdesttir; abdestin anahtarı da birincil düstur olan ‘Bağışlayan, esirgeyen Tanrı’nın adıyla anlamındaki Bismillâhirrahmanirrahim’ sözcükleridir.”
     “Abdestin koşulları nelerdir?”
     “İmam el-Şefiî bin İdris’in gelenekçi esaslarına göre altıdır: sadece Allah rızası için abdeste niyet etmek; ilkin yüzü yıkamak, sonra dirseklere kadar el ve kolları yıkamak; başın belirli bir kısmına su değdirmek; ayakları topuklarına ve parmak aralarına kadar yıkamak ve bunca çeşitli hareketleri belli bir sıra ve düzenle yerine getirmek. Böylece, bu düzen on iki koşulu kesinlikle gözetmeyi öngörür; ilkin besmele çekmek; su kabına sokmadan el ve ayakları yıkamak; avucun içine alınan suyu çekmek suretiyle burnun içini yıkamak; su dolu avuçla başı bütünüyle sıvazlamak; ve yeniden su alarak kulakların iç ve dış kısımlarını yıkamak; parmaklarla sakalı taraklamak; el ve ayak parmaklarını iyice ovuşturmak; sol ayağı sağ ayağın önüne yerleştirmek; her yıkamayı üç kez tekrarlamak; her kısmı yıkadıktan sonra inancı telaffuz etmek; ve abdest alma işi bittikten sonra fazladan şu dini ibareyi okumak: ‘Ey Tanrım! Beni pişmanlık duyanların, temiz ve sadık hizmetkârlarının arasına kat! Tanrıma şükürler olsun! Senden başka Tanrı olmadığını itiraf ederim! Sığınağım sensin! Ancak senden, pişmanlıkla dolu olarak, hatalarımın bağışlanmasını dilerim! Amin!‘ Ve gerçekten, dua ve barış üzerine olası Peygamber ‘Bunları okuyana cennetin sekiz kapısını ardına kadar açacağım; istediği kapıdan rahatça girsin diye!‘ sözleriyle bizi bu deyişleri okumaya teşvik eder” demiş.
     Bilgin “Gerçekten, bunu çok mükemmel ifade ettin! Peki, abdest almakta olana melekler ve şeytanlar ne yapar?” diye sormuş.
     Canayakın, “Bir kişi, abdest almaya hazırlanırken, melekler gelir sağında yer alırlar, şeytanlar da solunda; ama o kişi ‘Bismillah‘ der demez, şeytanlar kaçar gider, melekler onun yanına yaklaşarak, başına, dört köşeyi tutsun diye dört köşeli bir ışık sancağı açarlar ve Tanrı’yı öven ilahiler söylerler ve bu kişinin günahlarının bağışlanması için yalvarırlar. Ama Tanrı’nın adını anmayı unutursa, şeytanlar döner gelirler…”

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz