Ama İki Yüz Yetmiş Beşinci Gece Olunca

A

     Demiş ki;

     “… şeytanlar sürü halinde döner gelirler ve ruhuna tedirginlik sokmak için her türlü gayreti gösterirler; onu kuşkuya düşürür ve ruhunun ateşini söndürürler! Gusül abdesti alan her kişi için, suyla tüm vücudunu yıkaması, suyu gizli ya da açık tüm kılların ve cinsel organların üzerinden geçirmesi, her yanını suyla iyice ovuşturması, en sonunda da ayaklarını yıkaması zorunludur!” diye yanıt vermiş.
     Bilgin, “İyi cevap verdin! Şimdi bana teyemmüm denen abdest alma şeklinden de söz eder misin?” deyince kız;
     “Teyemmüm denen abdest alma şekli, kum ya da toprakla abdest alınmasıdır. Bu tür abdest alma, Peygamber’den bu yana süregelen geleneklere göre yedi durumda yapılır ve de Kitap’ın öğretisiyle öngörülen dört koşula göre yerine getirilir.
     Bu tür abdeste olanak sağlayan yedi koşul şunlardır: Suyun bulunmaması, su sağlanan kaynağın tükenmesi korkusu; bu suyun içecek için kullanılması gerekliliği; taşırken bir kısmının yitirilmesi korkusu; su kullanımını tehlikeli hale sokan hastalıklar; güçlenmesi için dinlenmeyi gerektiren kırıklar olması; suyun değmemesi gereken yaraların bulunması.
     Kum ya da toprakla böylesi bir abdest almayı yerine getirmek için gerekli dört koşula gelince; onlar da şunlardır: İlkin imanı gür olmak; sonra kumu ele alıp yüzü bununla ovuşturur gibi yapmak; sonra da kolları dirseklere kadar bununla ovuşturur gibi yapmak ve elleri kumdan temizlemek.
     Şu iki uygulama da aynı şekilde Sünnet-i Şerif’e uygun olduğu için tavsiye edilir: Abdeste besmeleyle başlamak ve her kısmı yıkarken ilkin vücudun sağından başlayıp sonra soluna geçmek,” diye yanıt vermiş.
     Bilgin, “Bu çok doğru! Peki ibadete gelelim. Bana bunun nasıl yerine getirileceğini söyleyebilir misin? Örneğin, ne gibi hareketler söz konusudur?” diye sormuş.
     Kız da buna, “İbadet için gerekli hareketler onu tutan sütunlar gibidir. Bu ibadet sütunları da şunlardır: İlkin niyet etmiş olmak; ikinci olarak ‘Tanrı yücelerden yücedir!‘ sözcükleriyle oluşan tekbir getirmek; üçüncü olarak Kuran’ın ilk suresi olan Fatiha suresini okumak; dördüncü olarak yüzü yere değdirmek; beşinci olarak yeniden ayağa kalkmak; altıncı olarak inancı belirtmek; yedinci olarak topuklar üzerine oturmak; sekizinci olarak da ‘Tanrı’nın barışı ve duası onun üzerine olsun!‘ diyerek Peygamber için dilekte bulunmak; dokuzuncu olarak her zaman aynı temiz niyet içinde bulunmak.
     İbadetin hasının öteki koşulları Sünnet-i Şerif olarak şunlardır: Mekke doğrultusunda ayakta durup avuçiçi yukarıya dönük olarak iki kolu kaldırmak, ilkin Fatiha okumak, sonra da Kuran’dan bir başka sure, örneğin Bakara süresini okumak; birçok başka dini ibareler telaffuz etmek; sonra da dua ve barış üzerine olası Peygamberimiz hakkındaki dileklerle ibadeti bitirmek!” diye cevap vermiş.
     Bilgin, “Gerçekte, buna mükemmel cevap verilmiştir! Şimdi, bana, zekât yükümlülüğünden nasıl kurtulunabilir, söyleyebilir misin?” diye sormuş.
     Kız da, “Zekât yükümlülüğünden on dört türde ödeme yapılarak kurtulunur: altınla, gümüşle, deveyle, inekle, koyunla, buğdayla, arpayla, darıyla, mısırla, baklayla, nohutla, pirinçle, kuru üzümle ve hurmayla.
     Altın söz konusu ise yirmi dirhemden az Mekke altınına sahip olanın hiçbir zekât ödemesine gerek yoktur; ama bu miktarın üzerinde altına malik olan servet sahipleri bunun yüzde üçünü zekât olarak ödemelidirler; gümüş için de aynı oranlar geçerlidir.
     Hayvan söz konusu ise, beş devesi olan zekât olarak bir koyun vermeli; yirmi beş devesi olan bir deve vermeli ve bu böylece tüm oranlar saklı tutularak sürer gider.
     Koyun ve kuzu sahiplerine gelince, kırk adedine karşılık bir adet zekât vermeli ve geri kalan miktarlar da buna göre hesaplanmalıdır” diye yanıtlamış.
     Bilgin, “Mükemmel! Şimdi bana oruçtan söz et!” deyince Canayakın, “Oruç, gündüzün, güneş batıncaya kadar Ramazan ayında, yeni ay görülesiye kadar yemeden, içmeden ve cinsel ilişkiden el çekmektir. Oruç sırasında, tüm boşuna konuşmalardan ve Kuran’dan başka bir şey okumaktan da kaçınılması tavsiye olunur,” diye cevap vermiş.
     Bilgin, “Ama, ilk bakışta orucu etkisiz bırakır gibi görünen, ama Kitap’ın öğretisine göre, gerçekte, değerinden hiçbir şey götürmeyen bazı şeyler yok mudur?” diye sorunca; kız da, “Gerçekte, orucu bozmayan bazı şeyler vardır; bunlar: Merhemler, belsemler, göz için sürme ve göz damlası, toz, tükürüğü yutma eylemi; erkek tohumunun gece ya da gündüz irade dışında akması, kanama ve hacamat ve kupa çekilmesidir. Orucu bozmayan şeylerin hemen tümü bunlardır,” diye yanıtlamış.
     Bilgin, “Çok güzel… Ya itikâfa çekilmek hakkında ne düşünürsün?” deyince de kız, “İtikâfa çekilmek, ancak bir ihtiyacı yerine getirmenin dışında, uzun bir süre bir camide oturmak; bu süre içinde kadınlarla cinsel ilişki kurmayı reddetmek ve konuşmaktan sakınmaktır. Sünnet-i Şerif’çe tavsiye olunmuştur; ama asla kesin bir zorunluk değildir!” demiş.
     Bilgin, “Harika! Şimdi de senin hacdan söz ettiğini duymak istiyorum!” deyince kız, “Mekke’ye hac, her Müslümanın akıl yaşına ulaşmasından sonra, hiç değilse ömründe bir kez yerine getirmesi gereken bir görevdir. Bunun yerine getirilmesi için birçok koşulun gözetilmesi gereklidir: ihram denilen bir örtüye bürünmek, kadınlarla alış verişten çekinmek, vücuttaki kılları yok etmek, tırnakları kesmek, başı ve yüzü örtmek gibi. Ayrıca sünnet gereği kabul edilmiş başka koşulları da gözetmelidir,” diye cevap vermiş.
     Bilgin, “Çok iyi! Şimdi Cihad-ı Mukaddes’e geçelim!” deyince kız;
     “Kutsal Savaş, İslam tehlikeye düşünce kâfirlere karşı açılan savaştır. Bu savaş savunmanın dışında yapılmamalıdır. Ve mümin bir kez silahlanınca, bir daha geri dönmeksizin hemen savaşa girmelidir!” diye yanıt vermiş.
     Bilgin, “Alışveriş konusunda bana bazı ayrıntılar verebilir misin?” diye sormuş.
     Canayakın, “Alışverişte, iki taraf da özgür olmalı ve önemli durumlarda, bir rıza ve kabul sözleşmesi yapılmalıdır. Ama Sünnet’in alış verişini yasakladığı bazı şeyler vardır. Örneğin…”

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek, yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz