Üç İngiliz’le Üç Rus’un Afrika Maceraları-5-6 (Jules Verne)

Ü

BİR HOTANTO KASABASI
       Son bir kez daha hazırlıkların gözden geçirilmesinden sonra, 1 Şubat günü “Kraliçe ve Çar” vapuru yola çıkmış bulunuyordu. İlk hedefi; Oranj’ın en büyük kollarından biri sayılan Kuruman Nehri’ne girmek ve Doktor Livingstone’un 1840 yılında oradan hareket edip, bütün Orta Afrika’yı dolaştığı Lattaku köyüne varmaktı. Burada yeni hazırlıkla yapılacak ve daha büyük bir kervan oluşturulduktan sonra, belirlenecek güzergâh üzerinden yola devam edilecekti.
       William Emery, bir taraftan yakın geçmişte Hollandalı Boerler(1) tarafından işgal edilen bölgeleri seyrediyor, diğer taraftan gemideki yolculuk arkadaşlarıyla ilgili ilk değerlendirmelerini yapıyordu.
       “Bay Murray ile bizim Mokum’un arası çok iyi… İkisi de av meraklısı. Yolculuk sırasında birbirlerinden ayrılacaklarını pek sanmıyorum. Ancak, aynı şeyleri Albay Everest’le Rus grubunun şefi Bay Strux için söyleyemem. Her ikisi de, belli bir çekişme içinde. Giderek de büyüyecek gibi görünüyor. Bay Palander’in çok dalgın bir yapısı var. Etrafındaki güzelliklerin hiçbiri ile ilgili değil. Durmadan matematik hesaplarına dalıp gidiyor. Bay Zorn ise genç ve coşkulu biri. İnsanın, onunla hemen dost oluvereceği geliyor…”
       Yolcular ilkin Kuruman Nehri’ne sapmışlar ve iki gün sonra da Lattaku köyüne varmışlardı. Orada Rahip Dale ve yerli kabilesinin Reisi Mulibahan tarafından büyük bir törenle karşılandılar.
       Reis Mulibahan, törelerine göre her birinin burunlarını sıkarak onları selamladı ve ardından hiçbir şey söylemeden oradan uzaklaştı.
       Bu reis, Bechuanas kabilesinin şefliğini yapıyor ve yabancılarla her zaman iyi ilişkiler içerisinde bulunuyordu.
DAHA ESASLI TANIŞMA
       Yapılan yoğun çalışmalardan sonra yeni ve daha büyük bir kervan hazırlandı. Kervan, Mokum’un rehberliğinde 2 Mart günü köyden ayrıldı. Rus ve İngiliz ekipleri için ayrı ayrı arabalar tahsis edilmişti. Diğer arabalarda ise tekrar sökülmüş olan nehir vapurunun parçalarıyla hassas ölçüm aletleri yer alıyordu.
       Yanlarında ayrıca arabaların giremeyecekleri yerlerde kullanılmak üzere, anırmaları köpek havlamalarını andıran çok sayıda yabani eşek de bulunuyordu.
       Kervanın korunması amacıyla para karşılığı kiralanan yüz kadar Buşiman yerlisi de onlarla birlikte geliyor, içlerinden güzel silah kullanan birkaçı, Mokum’la birlikte kervanın taze yiyecek ve su gereksinimini karşılamakta yardımcı oluyordu.
       Yola çıkıldığı sırada Emery, Albay Everest’e;
       “Nereye gidiyoruz albayım?” diye sordu.
       Albay bu soruya;
       “Bir üs kurmaya elverişli uygun bir yere yerleşeceğiz Bay Emery” diye yanıt verdi. “Ama her şeyden önce, geniş ve düz bir vadi bulmalıyız. Ölçeceğimiz boylam derecesinin temelini, bu düzlük üzerinde bir başlangıç noktasına oturtmamız gerekiyor.”
       Burada Mokum söze karışarak;
       “Albayım!” dedi, “Ben boylamlardan temellerden bir şey anlamam. Aslında Afrika’nın bu köşesinde ne amaçla ölçüm yaptığınızı da doğrusu kavramış değilim. Ancak size, işinizi görebilecek genişlikte ve düzlükte bir ova bulurum.”
       Avcı Mokum’un bu sözleri söylemekte belki de hakkı vardı. O, özgürce dolaştığı dünyanın boyutlarını bilmenin kendisini sıkacağını ve hareketini daraltacağını düşünüyordu. Gezdiği, avlandığı topraklar uçsuz bucaksız olmalı; doğal yaşamın birer parçası olan insanlar, hayvanlar ve bitkiler bu sonsuz ortamda hesaptan kitaptan uzak, dilediğince yaşamalıydı.
       William Emery ile Michel Zorn, çok geçmeden gerçek birer dost olmuşlar, herkesin iyiliği ve ekibin başarısı için birlikte hareket etmeye karar vermişlerdi. Çünkü Everest ile Strux’ın kıskançlıkları artık sorun yaratmaya başlamıştı.
       Emery, konu hakkında arkadaşına;
       “Eğer böyle davranmaya devam ederlerse, duyarlı ve önemli olan görevimiz tehlikeye düşer. Her çalışmada, her hesapta birtakım tartışmalara girilirse, gereksiz yere büyük zaman kaybı olabilir,” diyerek düşüncelerini aktarmış, ondan da benzer sözler duymuştu.
       Palander’in her zamanki dalgın hali devam ediyorsa da, Mokum ile Murray’ın keyifleri yerindeydi. Zamanlarını şimdilik sadece avlanmakla geçiriyorlar, bu arada hem kafilenin yemek ihtiyacına katkıda bulunuyor hem de av zevklerini tatmin ediyorlardı.
       Bu günlerin birinde, Bay Murray’ın bin iki yüz metre gibi uzak mesafeden vurduğu yabani bir manda, Mokum’u hayran bırakmış ve Murray’ın nişancılığını takdir etmesine neden olmuştu. Bu İngiliz, bir Buşiman yerlisi kadar yetenekli bir avcıydı.
       5 Mart günü Mokum;
       “İşte istediğiniz ova albayım!” diye sesleniyordu.
(Çeviren: D. Yılmaz Tekin)
Alt Bilgi Notları:
(1) Boerler: Genellikle çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen ve Güney Afrika’nın Oranj Nehri civarına yerleşen Hollanda asıllı göçmenler. İngiliz sömürgecilerin baskılarına dayanamamışlar ve uzun süren mücadeleler sonucu, işleyip değerlendirdikleri zengin toprakları onlara terk etmek zorunda kalmışlardır.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz