Ama İki Yüz Yetmiş Yedinci Gece Olunca

A

     Demiş ki;

     “Örneğin, kuru hurmanın taze hurmayla, kuru incirin taze incirle, kuru ve tuzlanmış etin taze etle, tuzlu tereyağının taze tereyağıyla ve genel bir deyimle aynı cinsten tüm taze gıdanın eski ve kurularıyla değiştirilmesi kesinlikle yasaktır!” diye yanıt vermiş.
     Kutsal Kitap’ın şerhini yapan bilgin, Canayakın’ın bu yanıtlarını işitince, onun, bu konuları kendisi kadar bildiğini düşünmekten kendini alamamış; ama bir noksanını yakalamakta aciz kaldığının düşünülmesini istememiş. Ve de ona çok ince bir soru sormaya karar vererek, “Dil bakımından abdest sözcüğü ne anlama gelir?” diye sormuş. Kız da;
     “İç ve dıştan tüm kirliliklerden arınma yoluyla kurtulmaktır!” diye yanıt vermiş.
     “Ya oruç sözcüğünün anlamı nedir?” diye sormuş.
     Kız, “Çekinmek,” demiş.
     Bilgin, “Vermek ne anlama gelir?” diye sormuş.
     Kız da “Zenginleşmek” demiş. Bilgin, “Ya hacca gitmek?” diye sorunca;
     Kız, “Gayeye ulaşmak,” diye yanıt vermiş. “Ya savaş yapmak?” deyince;
     “Savunmak,” yanıtını vermiş.
     Bu sözleri duyan bilgin ayağa kalkmış ve “Doğrusu, artık sorulacak soru ve ileri sürülecek kanıt bulamıyorum. Bu esirenin bilgiden ve bildiğini açıkça anlatmaktan yana şaşılası bir durumu var, ey Emir-ül-Müminin!” demiş. Ama Canayakın, hafifçe gülmüş ve onun sözünü keserek, “Ben de kendi adıma sana bir soru sormak isterdim. Ey bilgin hafız, bana İslam’ın temellerini söyler misin?” diye sormuş.
     Bilgin bir an düşünüp, “Bunlar sayıca beştir; sağlıklı bir zihinle aydınlanmış inanç; dürüstlük; görevlerin ve kesin haklarının bilincinde olmak; ketum olmak; verilen sözlerin yerine getirilmesi!” demiş.
     Kız yeniden söz alarak, “Sana bir soru daha sormama izin ver! Bunun cevabını veremezsen, Hafız-ı Kütûp olarak seni seçkinleştiren giysini sırtından alacağım!” demiş. O da, “Kabul ediyorum. Sor sorunu ey esire!” demiş. Kız;
     “İslam’ın dalları hangileridir?” diye sormuş.
     Bilgin, bir süre düşünmüş; sonra da ne yanıt vereceğini bilemediğinden susmuş. Bunun üzerine bizzat Halife söze girişmiş ve Canayakın’a, “Soruyu sen kendin cevapla, bu bilginin giysisi senin olsun!” demiş.
     Canayakın, saygıyla eğilerek, “İslam’ın dalları yirmi adettir: Kuran öğrenimini kesinlikle gözetmek; Peygamberimizin geleneklerine ve sözlü öğretilerine uymak; asla haksızlık yapmamak; izin verilen yiyecekleri yemek; yasak edilen yiyecekleri asla yememek; iyilerin hoşgörüleriyle kötülerin fenalıklarının artmaması için, kötülükleri mutlaka cezalandırmak; hatalarından pişmanlık getirmek; dinin incelenmesini derinleştirerek yerine getirmek; düşmanına iyi davranmak; yaşamında alçakgönüllü olmak; Allah’a hizmet edenlerin yardımına koşmak; tüm yeniliklerden ve değişmelerden kaçınmak; çarpışmalarda yiğitlik göstermek ve denenirken gücünü yitirmemek; güçlü ve kudretliyken bağışlamak; felaket halinde sabırlı olmak; Yüce Tanrı’yı tanımak; barış ve dua üzerine olası Peygamber’i tanımak; kötünün ayartılarına karşı durmak; ruhunun tutkularına ve kötü eğilimlere karşı durmak; tam bir güven ve tam bir sadakatle kendini Tanrı’nın hizmetine bağlamak!” diye yanıt vermiş
     Halife Harun Reşit bu yanıtı işitince, hadımağalarına hemen bilginin üzerindeki giysiyi çıkarmalarını ve onu Canayakın’a vermelerini emretmiş ve bu emir hemen yerine getirilmiş; buna şaşıp kalan bilgin, başı eğik salondan çıkmış.
     Bunun üzerine ilahiyat üzerindeki bilgisiyle seçkinleşmiş ikinci bir bilgin ayağa kalkmış ve bütün gözler onun genç kızı sorgulama görevini üstlenmesini saygıyla izlemiş. Bilgin, Canayakın’a dönmüş ve “Sana, ey esire, çok az ve çok kısa sorular soracağım. İlkin bana yemek sırasında gözetilecek ne gibi görevler vardır, onu söyle!” demiş.
     Kız da, “İlkin eller yıkanmalıdır, sonra Tanrı’nın adı anılmalı ve ona şükredilmelidir. Sonra sol kalça üzerine oturmalı; yemek için sadece baş parmak ile ondan sonra gelen iki parmak kullanılmalıdır; sadece küçük lokmalar alınmalıdır; alınan lokma iyice çiğnenmelidir ve yanındakine onu sıkma ya da iştahını kaçırma pahasına bakmamalıdır,” diye yanıt vermiş.
     Bilgin, “Şimdi, ey esire, bana, bir şeyin ne olduğunu, o şeyin yarısının ne olduğunu ve o şeyin eksiğinin ne olduğunu söyleyebilir misin?” diye sormuş. Kız da tereddüt etmeden, “İman ehli bir şeydir; riyakâr bir şeyin yarısıdır ve inançsız bir şeyin noksanıdır,” diye yanıtlamış.
     Bilgin yeniden söz alarak, “Söylediğin doğru! Söyle bana! İnanç nerede bulunur!” demiş. Kız;
     “İnanç, dört yerde bulunur: yürekte, kafada, dilde ve organlarda. Böylece, yüreğin kuvveti sevinçte, kafanın kuvveti gerçeği bilmede, dilin kuvveti içtenlikte ve öteki öğelerin kuvveti teslimiyettedir,” diye yanıt vermiş.
     Bilgin, “Kaç tür yürek vardır?” diye sormuş. Kız da, “Pek çok yürek vardır: temiz ve lekesiz olan inananın yüreği; ilkine tam karşıt olan kâfirin yüreği…”

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabah olduğunu görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz