Ama İki Yüz Yetmiş Sekizinci Gece Olunca

A

     Demiş ki;

     “İlkine tam karşıt olan kâfirin yüreği; dünya mallarına bağlı yürek; ruhsal sevinçlere bağlı yürek; tutku ve kinin ya da cimriliğin egemen olduğu yürek; alçağın yüreği; aşkla tutuşan yürek; kibirle şişmiş yürek vardır ve sonra bizim aziz Peygamberimizin ashabının yürekleri gibi aydınlık yürekler vardır ve nihayet bizzat Peygamberimizin yüreği gibi seçkin bir yürek vardır!” diye yanıt vermiş.
     İlahiyat bilgini bu yanıtı işitince “Seni tüm yüreğimle tasdik ediyorum, ey esire!” diye haykırmış.
     Bunun üzerine Canayakın, Halife’ye bakmış ve ona, “Ey Emir-ül-Müminin, beni denetleyene, izin ver de bir tek soru sorayım! Ve cevap veremezse, üzerindeki harmaniyeyi alayım!” demiş. Kendisine izin verilince de, bilgine, “Bana söyleyebilir misin ey saygın şeyh, daha önemli gibi olmasa da, tüm görevlerden önce yerine getirilmesi gereken görev nedir?” diye sormuş.
     Bu soruya bilgin ne yanıt vereceğini bilememiş ve genç kız çabucak onun üzerindeki harmaniyeyi almış ve şu yanıtı vermiş: “Abdest alma görevidir; çünkü en küçük dini bir görevi yerine getirmeden ve Kitap’ın ve Sünnet’in öngördüğü her türlü eylemden önce temizlenmek gerektiği kesinlikle buyurulmuştur!”
     Bundan sonra Canayakın yöresindekilere doğru dönerek bakışlarıyla yeni bir bilgin arar gibi davranmış; bu bakışa Kuran bilgisinden yana o çağda eşi bulunmadığı söylenen bilginlerden biri karşılık vermiş; ayağa kalkıp Canayakın’a, “Ey ruhu yüce ve güzel kokular saçan genç kız, Tanrı’nın kitabını bildiğine göre, bilginin kesinliğinden bize bir nişane ver!” demiş.
     Kız, “Kuran yüz on dört sureden ya da fasıldan oluşmuştur; bunlardan yetmişi Mekke’de, kırk dördü de Medine’de inmiştir. Bunlar da ‘aşar‘ denilen altı yüz yirmi bir bölüme ayrılmıştır; bunların tümü altı bin iki yüz otuz altı ayet oluşturur: tümünde de, üç yüz yirmi üç bin harf vardır; bunların her birinin de özel bir erdemi vardır. Ayetlerde, dua ve barış tümünün üzerinde olası Adem, Nuh, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Yuşa, Yunus, Lut, Salih, Hut, Şuayp, Davut, Süleyman, Zül-Kifl, İdris, İlyas, Yahya, Zekeriya, Eyyüp, Musa, Harun, İsa ve Muhammet’ten oluşan yirmi beş Peygamber’in adı anılır. Sivrisinek, arı, sinek, çavuşkuşu, karga, çekirge, karınca, ebabil kuşu, aslında baykuştan başka bir şey olmayan dua ve barış üzerine olası İsa Kuşu’ndan oluşan dokuz kuş ve hayvanın da adı bulunur.”
     Şeyh, “Saptamalarındaki kesinlik hayranlık verici. Senden aziz Peygamberimizin kâfirleri yargıladığı ayetin hangisi olduğunu da öğrenmek isterdim!” demiş.
     Kız, “Bu, içinde, ‘Yahudiler, Hristiyanların hataya düştüklerini, Hristiyanlar da Yahudilerin gerçeği bilmezlikten geldiğini söylüyorlar. Oysa, bu konuyu açıklarken, iki tarafın da suçlamalarında haklı bulunduklarını bilin!‘ sözcükleri bulunan ayettir,” diye cevap vermiş.
     Şeyh bu sözleri işitince, fazlasıyla ikna olduğunu açıklamış; ama sorgulamayı daha da sürdürmek istediğini bildirmiş. Ve de “Kuran gökten yeryüzüne nasıl ulaştı? Gökyüzünde levh-i mahfuz’a geçirilerek tümüyle mi indi; yoksa parça parça ve ayrı ayrı zamanlarda mı indi?” diye sormuş.
     Kız, “Evrenin sahibinin emri üzerine Cebrail melek, Tanrı elçilerinin emiri olan Peygamberimiz Muhammet’e onu taşıdı ve yirmi yıllık bir sürede koşullara uygun olarak ayetler halinde indi,” diye yanıt vermiş.
     Bilgin, “Kuran’ın tüm dağınık ayetlerini toparlamak için Peygamber uğrunda gayret gösteren arkadaşları kimlerdir?” diye sormuş.
     Kız da, “Bunlar dört kişidir: Ebu bin Kâap, Zeyd bin Tabet, Ebu Ubeyde bin el Cerrah ve Osman bin Affen, Allah dördünden de razı olsun!” demiş.
     Bilgin, “Bize bunları aktaran ve Kuran’ın doğru olarak okunmasını sağlayanlar kimlerdir?” diye sormuş.
     Kız da, “Bunlar da dört kişidir. Abdullah bin Mesut, Ebu bin Kâap, Maaz ibni Cebbal ve Salim bin Abdullah,” diyerek yanıt vermiş.
     Bilgin, ” ‘Ey inananlar, yeryüzü nimetlerinden olanca genişliğiyle yararlanın!‘ sözcüklerinden oluşan ayet gökten ne gibi bir vesileyle inmiştir?” diye sormuş.
     Kız da, “Birkaç kişi, sofuluğa gerektiğinden fazla ağırlık vererek iğdiş olmaya ve kıldan giysilere bürünmeye karar verdiklerinde…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz