Aka Dört Yüz Otuzuncu Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     …Neredeyse sevinçten uçacak gibi olmuş. Hizmetçilere, kadın kölelere ve hadımağalarına onu hamama götürerek giysiler ve süslerle donatmalarını buyurmuş. Ve kadınlarla köleler içeri girip selamlar vermişler; o da kendilerine selamlarını en kibar bir şekilde ve sesinin en tatlı edasıyla iade etmiş. Bunun üzerine onu şahane giysilerle donatmışlar, boynuna değerli taşlardan bir gerdanlık takmış ve hamama götürüp orada yıkamışlar; sonra da on dördüne dönüşmüş bir halde dairesine götürmüşler. Hepsi bu kadar!
     Hükümdar da, yüreği iyice ferahlamış, genç şehzadeye, “Ey bilge, ey bilgin hekim, ey felsefeyle donanmış kişi, mutluluktan yana şimdi ne olmuşsa, senin değerin ve lütfun sayesinde olmuştur. Allah bizim üzerimizdeki iyileştirici soluğuna kuvvet versin!” demiş. O da, “Hükümdarım, tedaviyi tamamlamak için senin maiyetin, muhafızların ve birliklerinle, genç kızı da yanına alarak ve abanoz atı da oraya taşıtarak onları ilk kez bulduğun yere gitmen gerekli! Bil ki, onu tutkunluğa uğratmış olan şeytansı bir ecinniden başkası değildir. Ben orada gerekli şeytan çıkartma işlemlerini yapacağım; yoksa bu ecinni yeniden gelip her ay onu tutkunluğa uğratır ve yeniden başladığımız yere geliriz; oysa şimdi ben bir kez duruma egemen olursam, onu kıstırır ve öldürürüm!” diyerek yanıt vermiş.
     Rum ülkelerinin hükümdarı, “Tüm dost yüreğim ve gerekli saygıyla!” diyerek haykırmış. Ve hemen şehzade ve genç kıza eşlik ederek ve tüm birlikleri kendisini izlerken, söz konusu çayırın yolunu tutmuş. Hepsi birlikte buraya gelince, Kamer-ül-Akmar genç kızı abanoz atın üzerine bindirmeleri ve onların ikisini birden hükümdarın ve birliklerin açık seçik olarak göremeyeceği büyük bir uzaklığa taşımaları buyruğunu vermiş ve buyruğu o anda yerine getirilmiş. O zaman Rum ülkeleri hükümdarına, “Şimdi, senin iznin ve iradenle, tütsüleme ve büyü işlemlerine girişecek ve insan ırkının düşmanı olan bu ecinniyi bir daha zarar vermeyecek şekilde ele geçireceğim. Bundan sonra, abanoz gibi görünen bu ata binecek ve genç kızı da terkisine bindireceğim. O zaman atın sağa sola kıpırdanmaya başladığını ve birden harekete geçerek atılıp senin önünde saygıda bulunmak için durduğunu göreceksin! O zaman kendisinin bizim irademize tamamen boyun eğmiş olduğunu anlayacaksın. Bunu izleyerek, genç kıza istediğin gibi davranabilirsin!” demiş.
     Rum ülkelerinin hükümdarı bu sözleri işitince sevincin sınırlarına dayanırcasına sevinmiş; o sırada Kamer-ül-Akmar atın üzerine binmiş ve arkasına da genç kızı sağlam bir şekilde bağlamış. Ve bütün gözler kendine çevrilmiş bulunduğu ve ne yapacağını merakla beklediği bir sırada, yükselme düğmesini çevirmiş; at da, atılımını yaparak onlarla birlikte doğru bir çizgi halinde göğe doğru ağmış ve göğün yükseklerine çıkarak gözden kaybolmuş.
     Rum ülkelerinin hükümdarı, gerçeği bilmekten uzakta, birlikleriyle beraber çayırlıkta beklemeyi sürdürmüş ve yarım saatlik bir süreyle onların dönüşünü beklemiş; ama dönmediklerini görünce, gidip onları sarayda beklemeye karar vermiş. Bu da aynı şekilde boşuna bir bekleyiş olmuş. O zaman zindanda bulunan yaşlı çirkin adamı düşünmüş ve onu huzuruna getirtmiş; kendisine, “Ah, yaşlı hain! Ah, maymun kıçı! Sen nasıl olur da bu sihirli ve şeytansı ecinnilerin egemen olduğu atın gizlerini benden saklarsın! İşte şimdi at, genç kızı iyileştiren hekim ve genç kızla birlikte havalara uçtu. Ve kim bilir başlarına neler gelecek! Ayrıca, hamamdan çıkınca kızın donatılması için verdiğim hazine değerindeki şeylerin yitişinden de seni sorumlu tutuyorum! Şimdi başını gövdenden uçuracağım!” demiş ve hükümdarın bir işareti üzerine, cellat ilerleyip bir savuruşta İranlıyı ikiye ayırmış! Ve işte burada bunlar olmuş!
     Şehzade Kamer-ül-Akmar ve Sultan Şems-ün-Nehar’a gelince, gök yolculuğunu huzur içinde sürdürmüşler ve tam bir güven içinde, Şah Sabur’un hükümet merkezine ulaşmışlar. Bu kez artık bahçedeki köşke değil, sarayın taraçasına inmişler. Ve şehzade, sevgilisini güvenli bir yere bıraktıktan sonra ana ve babasına geldiklerini bildirmeye gitmiş. Ve onların gözyaşlarına ve umutsuzluğa gömüldükleri daireye girmiş; orada, şahı, sultan anasını ve kız kardeşleri olan üç sultanı bulmuş ve onları kucaklayarak selamlamış. Onu gören yakınlarının ruhu mutlulukla dolmuş ve yüreklerinden kederin, işkencelerin yükü kalkmış. O zaman, onlann dönüşünü ve Sana hükümdarının kızının gelişini kutlamak. üzere, Şah Sabur kentte oturanlar için büyük şenlikler ve tam bir ay süren eğlenceler düzenlenmiş. Kamer-ül-Akmar da gerdek odasına girerek genç kızla birlikte uzun mutlu geceler geçirmiş. Bunu izleyerek Şah Sabur, artık ruhu huzurlu, abanoz atı parçalatmış ve işleyiş düzenini imha etmiş.
     Kendi bakımından Kamer-ül-Akmar bir mektup yazarak…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiği.ni görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz