Ama Dört Yüz Otuz Birinci Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     Kendi bakımından Kamer-ül-Akmar, Sana hükümdarına bir mektup yazarak tüm öyküyü kendisine açıklamış ve evliliklerini ve birlikte tam bir mutluluk içinde bulunduklarını bildirmiş. Ve bu mektubu, şahane armağanlar ve büyük değerdeki nadir eşyayla birlikte bir ulakla hükümdara ulaştırmış.
     Haberci, Yemen ülkesinde Sana’ya gelince, mektubu ve armağanları sultanın babasına vermiş; o da mektubu okuyunca sevincin sınırına ulaşmış ve armağanları kabul etmiş. Bunu izleyerek, o da kendi bakımından Şah Sabur’un oğlu olan damadı için çok değerli armağanlar hazırlamış ve bunları aynı ulakla kendisine göndermiş.
     Eşinin babasından gelen bu armağanları kabul eden yakışıklı Şehzade Kamer-ül-Akmar son kertede sevinmiş; çünkü yaşlı Sana hükümdarının, ikisi için de, davranışlarından dolayı gücengin olduğunu sanarak üzülüp duruyormuş. Bundan böyle her yıl yeni mektuplar ve yeni armağanlar göndermeyi de âdet edinmiş. Ve bu şekilde davranmayı Sana hükümdarının ölümüne kadar sürdürmüş.
     Sonra, kendi babası Şah Sabur, sırası gelip ölünce, ülkenin tahtına sahip olmuş ve yeni Yemen hükümdarı ile çok sevdiği en küçük kız kardeşini evlendirerek hükmetmeye başlamış. Bunu izleyerek ülkesini bilgelikle ve halkını insafla yönetmiş ve böylece tüm ülkeler katında bir üstünlük ve tüm yurttaşlarının yüreklerinin bağlılığını kazanmış. Ve kendisiyle eşi Şems-ün-Nehar, Zevklerin İmha Edicisi ve Dost Meclislerinin Dağıtıcısı, Saray ve Kulübelerin Yağmacısı ve Mezarların Mimarı ve Kabirlerin Azık Bağlayıcısı onları ziyaret edinceye kadar en hoş, en tatlı, en huzurlu ve en sakin yaşamı sürdürmüşler.
     Ve şimdi “Hiç ölmeyen Tek Yaşayan’a ve Ellerinde Görünen Görünmeyen Âlemlerin egemenliğini bulunduran Yüce Tanrı’ya şükürler olsun” diyorum!

     Ve vezirin kızı Şehrazat, böylece öyküyü bitirerek susmuş. Bunun üzerine Şah Şehriyar ona, “Bu öykü Şehrazat, harikaydı! Bu olağandışı abanoz atın işleyiş tarzını bilmek isterdim doğrusu!” demiş. Şehrazat, “Ne yazık ki, imha edilmiş!” demiş. Şehriyar da, “Vallahi! İçim bunu araştırmanın merakıyla dolu!” demiş. Şehrazat da, “Öyleyse, ey bahtı güzel şah, senin ruhunu dinlendirmek için, bana, bildiğim en ferahlatıcı öyküyü, FINDIKÇI DELİLE İLE KIZI FETTAN ZEYNEP’in öyküsünü anlatmama izin verirsen, emirlerini yerine getirmeye hazırım!” demiş. Şah Şehriyar da, ‘Vallahi! Konuşabilirsin! Çünkü bu öyküyü bilmiyorum ben! Bundan sonra başın hakkında karar veririm!” diye haykırmış. Bunun üzerine Şehrazat demiş ki:

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz