Fındıkçı Delile’nin Hilelerinin Öyküsü

F

     Anlatırlar ki ey bahtı güzel şah, Bağdat’ta Halife Harun Reşit döneminde, ikisi de hilebazlık ve hırsızlıkta nam salmış Güve Ahmet adında birisi ile Felaket Hasan adında bir diğer kişi yaşamaktaymış. Bu mesleklerdeki yaptıkları, tam anlamıyla akıl almaz şeylermiş; bundan dolayı, her çeşit marifetten yarar sağlamasını bilen Halife, onları nezdine çağırtmış ve kendilerini kolluk amiri yapmış. Bu maksatla her birini birer onur giysisi ile donatıp aylık biner altın dinar maaş bağlamış ve emirlerine kırkar kişilik atlı muhafız birliği vermiş. Böylece Güve Ahmet kentip kara bölgelerinin güvenliğini, Felaket Hasan da nehrin ve su kenarındaki bölgelerin güvenliğini sağlayacakmış. Ve ikisi birden, büyük şenliklerde, biri Halife’nin sağında, öteki solunda yer alacakmış.
     Onların bu görevlere atandıkları gün, Bağdat Valisi Emir Halit ile birlikte her birinin kırk yiğit atlısı yanlarında olduğu halde görüldükleri bir sırada, bir tellalın şöyle haykırdığı duyulmuş: “Ey sizler, Bağdat halkı, Halife’nin buyruğunu dinleyin! Bilin ki, Sağ Kol, namı diğer Güve Ahmet ve Sol Kol namı diğer Felaket Hasan, kolluk amirleri olarak atanmışlardır! Ve siz onlara her vesileyle saygı göstermeli ve itaat etmelisiniz!”
     Aynı zamanda Bağdat’ta adı Delile olan, ama daha çok Fındıkçı Delile namıyla tanınan ve iki kızı bulunan korkunç bir yaşlı kadın yaşıyormuş. Bu kızlardan biri evli ve adı Kavruk Mahmut olan bir haylazın anası imiş; öteki de henüz evlenmemiş olup Fettan Zeynep adıyla tanınırmış. Yaşlı Delile’nin kocası, önceleri, tüm ülkenin mektup ve haberlerini taşıyan güvercinlerin sorumlusu olarak önemli bir kişi imiş. Varlığı Halife için, yerine getirdiği görev dolayısıyla, diğer kent çocuklarının varlıklarından daha değerli ve daha yararlı imiş. Bundan dolayı Delile’nin kocası, onurlar ve ayrıcalıklarla donanmış bulunuyor ve her ay bin dinar maaş alıyormuş. Ama sonra ölüp unutulmuş ve ardında yaşlı bir kadınla iki kız çocuğu bırakmış!
     Ve gerçekte, bu Delile kurnaz ve hilebaz, düzenbaz, hırsız, sahteci ve hür türden kötü işe yatkın, iblise bile hile ve aldatıcılıkta ders verebilecek tıynette, yılanı bile deliğinden çıkarır bir büyücü imiş. Böylece, Güve Ahmet ile Felaket Hasan’ın kolluk amirleri olarak işe başladıkları gün, genç Zeynep, bu durumu halka bildiren ilanın okunuşunu işitmiş ve anasına “Baksana ana, şu Güve Ahmet denen kopuk, Mısır’ dan kovulup kaçarak Bağdat’a geldikten sonra gelişinden bu yana yapmadık kötü iş bırakmadığı halde öyle ün kazanmış ki, Halife onu Sağ Kol’un güvenlik amiri yapmış; meslektaşı Fe­laket Hasan denen şu bir balkabağı kadar uyuz, kel kafalıyı da Sol Kol’un güvenlik amirliği göreviyle donatmış! Ve bunların önüne her gün, gece gündüz, halifelik sarayında sofra açılacakmış! Ve biz, ne yazık ki, evimizde oturuyoruz; işsiz, unutulmuş ve herhangi bir onur ya da ayrıcalığımız olmaksızın ve de bizimle ilgilenecek hiç kimse bulunmaksızın yaşıyoruz!” demiş. Delile de başım sallamış ve “Evet, vallahi, kızım!” demiş.
     Bunun üzerine Zeynep ona “Öyleyse kalk bakalım anne, bir çare göster de, biz de yolumuzu bulalım ya da bir şeyler kıvır da Bağdat’ta ünlenelim ve anılan kişiler olalım! Böylece ünümüz Halife’nin kulağına erişsin ve babamın ayrıcalıkları ve maaşı bize iade edilsin!” demiş. Fettan Zeynep, bu sözleri anası Fındıkçı Delile’ye söyleyince, o da “Başım üzerine yemin ederim ki, kızım…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz