Ama Dört Yüz Otuz Beşinci Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     “Elbette! Sana benim adımı kim söyledi?” diye yanıt vermiş. O da, “Beni sana tanınmış kimseler gönderdi. Ben de sana, oğlum, şurada gördüğün genç hanımın kızım olduğunu ve büyük bir tacir olan babasının ona sayısız servet bırakarak öldüğünü bildirmek üzere geldim. Bugün ilk kez evden çıkıyor; çünkü ergenlik yaşına erişeli daha pek fazla bir zaman geçmedi ve belirli bazı işaretlerden anladığıma göre evlenecek çağa yeni ulaştı. Ben de onu dışarı çıkarmakta gecikmedim. Çünkü bilgeler, ‘Kızını evlenmeye hazır tut, ama oğlun için acele etme!’ derler. Bundan dolayı, ilahi bir esinle ve gizemli bir önseziyle uyanarak, onu seninle evermek fikrine kapıldım. Sen de, onun hakkında en küçük bir kuşkuya düşme; yoksulsan onun tüm parasını sana bağışlarım ve sana bir yerine iki dükkan açarım! Ve böylece, Tanrı tarafından sadece gönül çekici bir genç kızla değil, (c) harfiyle başlayan üç arzu edilir şeye: cevahir, can rahatlığı ve çiftleşmeye sahip olursun!” demiş.
     Bu sözleri duyunca genç tacir Seydi Muhsin, yaşlı kadına, “Anacığım, bütün bunlar harika ve benim isteyebileceğimden fazla şeyler! Sana da teşekkür ederim ve ilk (c) ile başlayan sözlerinden de hiç kuşku duymuyorum. Ama üçüncü (c)’ye gelince, bu konuda kendi gözlerimle görüp deneme yapmaksızın içim rahat etmez; çünkü anam ölmeden önce, bu konuda beni öğütledi ve ‘Senin evlenmeni isterim oğlum, ama gözlerimle görüp kız oğlan kız olduğunu anlamam koşuluyla!’ dedi. Ben de ona, onun adına, bunu yapacağıma dair söz verdim! O da gönül rahatlığıyla öldü!” diye yanıt vermiş.
     Bunun üzerine yaşlı kadın, “Öyleyse hemen beni izle! Onu çırılçıplak görmeni sağlayacağım. Ama onun epeyce ardından yürümeye dikkat göster! Ve de sakın kendini belli etme! Ben de yol göstermek üzere en önde yürüyeceğim!” diye yanıt vermiş.
     Bunun üzerine genç tacir ayağa kalkmış ve “Ne olacağı bilinmez, belki de evlilik sözleşmesi söz konusu olur, ben iyisi mi harcamaları karşılayacak parayı yanımda bulundurayım!” diyerek yanına bin dinar içeren bir kese almış ve o sırada kendi kendine, “Şimdi ne yapacaksın acaba, ey Fındıkçı Delile, bu genç buzağıyı soymak için?” diye soran yol gösterici yaşlı orospuyu uzaktan izlemiş.
     Kendisini genç kadın, onu da yakışıklı tacir izlediği halde böylece yol alırken, adı Hacı Muhammet olan bir kuru temizleyici boyacı dükkanının önünde durmuş; bu adam tüm çarşıda iki yanlı ilişkileriyle tanınmış biriymiş. Gerçekten yılanyastığı bitkisinin girintili çıkıntılı kökünü bıçağıyla kesen bir satıcıya benziyor; incirin yumuşaklığını sevdiği gibi, narin ekşiliğine de bayılıyormuş. Bu Hacı Muhammet halhalın şıngırtısını ve küçük altınların tıngırtısını duyarak başını kaldırmış ve yakışıklı genç ile güzel genç kadını görmüş ve içinde kıpırdayan şeyin kıpırdadığım duymuş!
     Ve tam o sırada Delile onun yanına yaklaşarak, selamlaşmadan sonra oturarak, “Sen kuru temizleyici Hacı Muhammet’sin değil mi?” diye sormuş. O da, “Evet! Ben Hacı Muhammet’im! Ne arzu edersin?” diye yanıt vermiş. Kadın “Bana güvenilir kişiler senden söz etti. Bak şu çok hoş olan genç kıza, benim kızımdır o; şu sakalsız genç de, benim oğlumdur! Onları birlikte büyüttüm, eğitilmeleri için de epeyce masraf ettim. Bilesin ki, şimdi oturduğumuz ev harap olmuş büyük ve eski bir binadır; son zamanlarda tahta kirişler ve iri payandalarla onartıp sağlamlaştırdım; mimarbaşı bana ‘Ama sen bu binadan başka bir binaya gidip otursan iyi olacak; çünkü bunun üzerine çökme ihtimali var! Onarım tamamlanınca, yeniden gelip oturabilirsin; ama daha önce değil! ‘ dedi. Ben de çıkıp geçici süreyle iki çocuğumla birlikte oturacak bir ev aramaya koyuldum ve hayır işlemeyi seven kişiler seni salık verdiler. Şu gördüğün iki çocukla gelip senin yanında kalmayı arzuluyorum! Benim cömertliğimden de kuşkun olmasın!” diye yanıt vermiş.
     Yaşlı kadının bu sözlerini işitince kuru temizleyici, yüreğinin içinde raks etmeye başladığım duyumsamış ve kendi kendine, “Ya Hacı Muhammet, işte ağzına üzeri kaymakla kaplı bir kadayıf sunuluyor!” demiş. Sonra Delile’ye, “Gerçekte, üst katında büyük bir odası bulunan bir evim olduğu doğrudur; ama kendim, oturduğum aşağı katta başka oda bulunmadığından, bu odayı sırf bana çivit getiren köylü çağrılılarıma ayırdım!” demiş. O da, “Oğlum, evimin onarımı bir ya da iki aydan fazla sürmez; biz de buralarda pek fazla kimse tanımıyoruz! Senden yukarıdaki odayı ikiye ayırmanı ve üçümüz için bir bölümünü vermeni rica ediyorum!” diye yanıt vermiş. “Ve Allah ömrünü arttırsın evladım, istersen çivit bitkisi getiren köylü çağrılıların da bizim konuğumuz olabilir! Başımız üzerinde yerleri var! Onlarla yiyip içip birlikte yatmaya hazırız!” diye eklemiş.
     Bunun üzerine kuru temizleyici, evinin anahtarlarını çabucak ona vermiş. Üç anahtar varmış: biri büyük, biri küçük, biri de eğri. Ve ona, “Büyük anahtar evin dış kapısınındır, küçüğü holün, eğri anahtar da yukarı kattaki odanın! İyi yürekli anacığım, hepsi sende kalabilir!” demiş. Bunun üzerine Delile, anahtarları alarak, ardında genç kadın, onun ardında da genç tacir olduğu halde uzaklaşarak, kuru temizleyicinin evinin bulunduğu sokağa yollanmış ve büyük anahtarla çabucak cümle kapısını açmış… 

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz