Ama Dört Yüz Otuz Dördüncü Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     Yaşlı kadın, genç hanımın yanına gelince, güzelliğinden şaşkınlığa uğramış; çünkü genç kadın, tılsımlı bir yüzüğün açıp ortaya çıkardığı bir hazine kadar ışık saçıyormuş. Kendi bakımından da genç hatun, yaşlı kadının çabucak ayaklarına kapanmış ve ellerini öpmüş; yaşlı kadın da ona, ” Kızım, ben buraya öğütlerime ihtiyacın olduğunu bildiğimden Tanrı’nın esiniyle geldim!” demiş, Hatun da, ermiş dilencilere karşı uygulana gelen bir âdete göre, ilkin ona yiyecek bir şeyler getirmekle işe başlamış; ama yaşlı kadın yemeklere el sürmek istememiş ve “Ben cennet taamından başka yemek yemem; bunun için yılda beş gün dışında her gün oruçluyum! Ama, çocuğum, seni üzgün görüyorum derdinin nedenini bana anlatmanı isterim!” demiş. O da, “Anacağım, gerdekte ilk girişimde bulunduğu gece, kocama, benim üzerime ikinci bir karı almayacağına dair yemin ettirmiştim; ama o, başkalarının oğul sahibi olduğunu görünce, kendi de oğlan çocuğu olsun diye hırsa kapıldı ve bana ‘Sen kısırsın!’ dedi; ben de ona, ‘Asıl sen, sen kısırsın!’ diye yanıt verdim. O zaman öfkeyle dışarı çıktı ve bana ‘Gezimden döndüğümde, senin üzerine evleneceğim! ‘ dedi. Oysa, anacağım, ben, tehdidini yerine getirmesinden ve ona çocuklar verebilecek ikinci bir kan almasından çok korkuyorum! O, topraktan, evlerden yana zengindir, dolgun maaşı vardır, başlı başına köylere sahiptir. Eğer ikinci karısından çocuk sahibi olursa, bütün bu mallardan yoksun kalacağım!” diye yanıt vermiş.
     Yaşlı kadın da, “Kızım, senin benim şeyhim kudretli Saldırılar Ustası, Hamilelik Babası’ndan hiç haberin olmadığını görüyorum! O zaman bu ermiş kişiye yapılacak tek bir ziyaretin fakir bir borçluyu zengin bir alacaklıya, kısır bir kadını döl ambarına çevirdiğini bilmiyorsun herhalde?” demiş. Güzel hatun da, “Anacığım, evlendiğim günden bu yana, evden bir kez bile dışarı çıkmadım; hatta tebrik ve baş sağlığı ziyaretlerinde bile bulunmadım!” diye yanıt vermiş.
     Yaşlı kadın, “Çocuğum, seni efendim Şeyh Saldırılar Ustası ve Hamilelik Babası’mn yanına götürmek isterim. Sakın sana uygulayacağı ağırlıktan korkma ve de ondan bir dilekte bulun! Kocan geziden döndükten sonra, seninle çiftleşmek üzere yatacak ve bundan bir erkek ya da kız çocuğuna sahip olacaksın! Ama çocuğun erkek de olsa, kız da olsa, onu efendim Hamilelik Babası’nın hizmetinde bir derviş yapacağına dair adakta bulunacaksın!” demiş.
     Bu sözleri duyan güzel hatun, umut ve zevkle heyecanlanmış, en güzel giysilerine bürünmüş, en güzel ziynetlerini takmış, sonra hizmetçisine, “Eve iyice göz kulak ol!” demiş. Hizmetçisi de, “İşittim ve itaat ettim, hanımım!” diyerek yanıt vermiş. O zaman hatun, De[1]lile ile birlikte evden çıkmış, kapıda yaşlı kapıcı Ebu Ali’yi görmüş; kapıcı kendisine “Nereye gidiyorsunuz, hanımım?” diye sorunca “Ben, Şeyh Hamilelik Babası’nın ziyaretine gidiyorum!” yanıtını vermiş. Kapıcı, ona, “Bu ermiş yaşlı kadın Allah’ın bir lütfudur hanımım! Tüm hazineler onun emrinde! Bana da üç kızıl altın dinar verdi! Ve hiçbir soru sormadan benim derdimi bildi ve ihtiyaç içinde kıvrandığımı anladı. Bütün bir yıl tuttuğu orucun hayrı başım üzerine olsun!” demiş.
     Bunu izleyerek, Delile ve genç hatun oradan uzaklaşmışlar ve yolda, yaşlı düzenbaz, Emir Sokak Döveci’nin karısına “İnşallah, hanımım, Şeyh Hamilelik Babası’na ziyarette bulunduğunda, sana, sadece ruh huzuru vermeyecek, arzunu da doyuracak ve kocana karşı sevgini de geri çevirecek ve gelecekte bu konuda aranızda hiçbir anlaşmazlık ya da can sıkıntısı olmayacak ve de ona hoş olmayan sözler sarf etmeyeceksin!” demiş. Hatun da, “Anacığım, bilsen bu şeyhin huzuruna çıkmayı ne çok istiyorum!” diye yanıt vermiş.
     Bu sırada, düzenbaz Delile, kendi kendine, “Nasıl yapar da, bunca gelip gidenlerin kalabalığı içinde, onun ziynetlerini çalar ve onu çırılçıplak bırakırım?” diyormuş. Sonra ansızın ona, “Kızım, beni gözden yitirmeden ardımdan biraz uzaktan gel; çünkü, ben üzerlerindeki ağırlıkları taşıyamayan başkalarının yüklerini de taşıyan yaşlı bir kadınım ve yolda giderken halk yaklaşıp bana sadaka verir ve benden bunları şeyhime götürmemi ister. Onun için şu sırada yalnız başıma yol almalıyım!” demiş. Genç kadın da yaşlı düzenbazın gerisinde, onu uzaktan izlemiş; böylece ikisi birden tacirlerin ana çarşısına gelmişler. Ve tonozlu çarşıda, uzaktan, genç kadın yürüdükçe, narin ayaklarındaki halhalların ve alnındaki küçük altınların tıpkı bir rübabınya da bir zilin tıngırtısına benzer uyumlu ve düzenli sesleri duyuluyormuş.
     Böylece çarşıda yürürlerken, yanaklarını henüz ayva tüyleri bürümüş yakışıklı genç bir tacir olan Seydi Muhsin adlı gencin dükkanının önünden geçiyorlarmış. Bu tacir, genç kadının güzelliğini fark edip onu kaçamak bakışlarla izlemeye koyulmuş; yaşlı kadın da bu ilgiyi anlamakta gecikmemiş. Ve de hemen genç kadının yanına yaklaşarak ona, “Gel de biraz şuracıkta otur kızım, ben bu genç tacirle bir iş görüşeyim!” demiş. Hatun da itaat edip onu daha iyi izleyebilecek olan yakışıklı tacirin dükkanına pek uzak olmayan bir yere oturmuş ve tacir ona bir bakış fırlatır fırlatmaz neredeyse deli olacakmış!
     Onun böyle yanıp yakıldığını anlayan yaşlı düzenbaz, gence yaklaşmış ve selam verip aldıktan sonra, ona, “Sen tacir Seydi Muhsin değil misin?” diye sormuş. O da, “Elbette! Sana benim adımı kim söyledi…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz