Ama Dört Yüz Otuz Altıncı Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     …ve büyük anahtarla çabucak cümle kapısını açmış
     İlkin kendisi içeri girmiş, sonra da tacire beklemesini söyleyerek genç kadını içeri sokmuş; yukarı kattaki odaya çıkarmış ve ona, “Kızım, aşağıda saygın şeyh Hamilelik Babası oturuyor! Sen beni burada bekle ve üzerindeki çarşafı çıkara dur! Seni gelip yeniden bulmada gecikmeyeceğim!” demiş. Sonra hemen aşağı inip genç tacire kapıyı açmış ve onu hole sokarak kendisine, “Burada otur ve seni kızımla yeniden gelip buluncaya kadar bekle ki, gözlerinle görüp güven duymak istediğin konuda doyum sağlayasın!” demiş.
     Sonra yukarıya güzel hatunun yanına çıkıp ona, “Şimdi gidip Hamilelik Babası’nı ziyaret edeceğiz!” demiş. Genç kadın da, “Ne büyük sevinç, anacığım!” diye haykırmış. Kadın, “Ama, kızım, senin için bir bakımdan korkuyorum!” diye yanıt vermiş. Genç kadın, “Nedir o, anacığım?” diye sorunca; “Aşağıda Hamilelik Babası şeyhin temsilcisi olan budala bir oğlum var. Sıcak zaman ile soğuk zamanı ayırmayı bilmez ve her zaman çıplak dolaşır! Ama senin gibi soylu bir ziyaretçi şeyhin yanına girdiğinde, onun takındığı mücevherleri ve giydiği ipeklileri görünce, öfkeye kapılır ve üzerine atılarak giysilerini parçalar, kulaklarını yırtarak küpelerini koparır ve tüm mücevherlerini soyar. Sen iyisi mi, işe, mücevherlerini burada bırakarak ve tüm giysi ve gömleklerinden soyunarak başla; ben, senin Hamilelik Babası’nı ziyaretinden dönünceye kadar onları burada özenle saklarım!” diye yanıt vermiş.
     Bunun üzerine genç kadın tüm mücevherlerini çıkarmış ve tüm giysilerinden soyunmuş, üzerinde sadece ipek bir gömlek kalmış ve hepsini Delile’ye emanet etmiş; o da, kendisine, “Bunları götürüp Hamilelik Babası’nın giysisinin altına koyacağım; bunlara dokunarak seni kutsasın!” diye söylemiş. Ve her şeyi toparlayıp aşağıya götürüp merdivenin altındaki dolaba koymuş; sonra genç tacirin yanına girmiş ve onu genç kadını bekler durumda bulmuş.
     Genç ona, “Hani, denetleyeceğim kızın nerede?” diye sormuş. Ama yaşlı kadın birdenbire sessizce yüzünü ve bağrını elleriyle dövmeye koyulmuş. Genç tacir de ona, “Neyin var senin?” diye sormuş. Kadın, “Ah! Allah bu kötü niyetli, kıskanç ve iftiracı komşuları kahretsin! Benim seninle birlikte içeri girdiğimi görmüşler, senin kim olduğunu soruyorlar; ben de onlara, senin, kızım için seçtiğim, ilerde damadım olacak kişi olduğunu söyledim. Ama, onlar herhalde benim senden dolayı talihli olmamı kıskanmış olacaklar ki, gidip kızımı bulmuşlar ve ona ‘Annen seni beslemekle o denli sıfırı tüketti ki, seni uyuza ve cüzama tutulmuş birisiyle evermek istiyor?’ demişler. Ben de bu durumda ona, tıpkı senin annene verdiğin güvence gibi, onun seni çırçıplak görüp emin olmadıkça birleşmenize razı olmayacağıma dair söz verdim!” diyerek yanıt vermiş.
     Bu sözleri duyan tacir, “Kıskançlara ve kötü niyetlilere karşı Allah’ a sığınırım!” diye haykırmış. Ve bunları söyleyerek tüm giysilerinden soyunmuş ve gövdesi çıplak ve dokunulmadık saf bir gümüş gibi ortaya çıkmış. Yaşlı kadın da ona, “Böylesine güzel ve pak olduğuna göre korkacak hiçbir şeyin yok!” demiş. O da, ” Gelsin, şimdi beni görsün!” diye haykırmış. Ve düzgün bir biçimde samur kürkünü, kemerini, altın ve gümüş kakmalı hançerini ve giysilerinin geri kalan bölümünü yanına koymuş, kıvrımları arasına da bin dinar içeren keseyi yerleştirmiş! Yaşlı kadın da ona, “Bütün bu ayartı sağlayan şeyleri holde bırakmak gerekmez. Onları güvenli bir yere bırakayım!” demiş. Ve bütün bu eşyayı, tıpkı genç kızın eşyası gibi derleyerek genç tacirin yanından ayrılmış, üzerinden kapıyı kilitleyerek gidip merdiven altındaki dolaptan genç kadının eşyalarını da almış ve bunları evden taşıyarak yavaşça çıkmış.
     Bir kez sokağa çıkınca, iki bohçayı güvenli bir yere bırakmak fikriyle işe başlamış ve bunları tanıdığı bir baharat tacirine emanet etmiş; sonra dönüp onu sabırsızlıkla bekleyen şehvetli kuru temizleyiciyi bulmuş; tacir, kadını görür görmez, “Pekala, hala! Umarım ki evim size uygun gelmiştir!” demiş. O da, “Senin evin kutsanmış bir ev! Beğeninin sınırında onu beğendim. Şimdi gidip bir hamal bularak oraya eşya ve mallarımızı taşıtacağım! Ama ben kendim pek çok uğraşıda bulunacağımdan ve çocuklarım bu sabahtan beri hiçbir şey yemediklerinden, işte sana bir dinar! Bunu lütfen kabul et ve onlara tiritlik ekmek ve kıyılmış et satın al ve git onlarla birlikte öğle yemeğini yiyerek yoldaşlık et!” diye yanıt vermiş.
     Kuru temizleyici “Peki ama bu arada dükkanıma ve müşterilerimin emanetlerine kim bakacak?” demiş. Kadın da, “Vallahi! Çırağın bakar herhalde!” diye yanıt vermiş. O da, “Peki, öyle olsun!” diyerek bir tepsi ve bir porselen kap almış ve oradan söz konusu tiritlik ekmeği ve kıymayı almak üzere ayrılmış. İşte kuru temizleyicinin durumu böyleymiş! Zaten biraz sonra ona yine döneceğiz!
     Fındıkçı Delile’ye gelince, gidip iki bohçayı da emanet bıraktığı baharatçıdan almış ve hemen kuru temizleyicinin dükkanına dönüp çırağa, “Efendin, beni, koşup kendisini fırıncıda bulmanı söylemek üzere sana gönderdi! Sen dönünceye kadar ben, dükkana bakarım. Haydi gecikme!” demiş. Çocuk, “İşittim ve itaat ettim!” diye yanıt vermiş. Ve dükkandan çıkıp gitmiş; o zaman yaşlı kadın, dükkandaki müşterilerin emanetlerine ve bulabildiği başka şeylere el koymakla işe başlamış.
     Onun böyle uğraş verdiği sırada, bir haftadır iş bulamayan ve de bir haşhaş yutucu olan bir eşekçi eşeğiyle birlikte dükkanın önünden geçiyormuş. Yaşlı orospu haykırarak onu çağırmış: “Hey eşekçi, buraya gel!” diyerek. Eşekçi de eşeğiyle birlikte dükkanın önünde durmuş; yaşlı kadın ona, “Sen, oğlum kuru temizleyiciyi tanıyor musun?” diye sormuş. O da “Ya Allah! Hanımım, kim onu benden iyi tanır ki?” diye yanıt vermiş. Kadın da, “Öyleyse, bil ki, ey dualarım üzerine olası eşekçi, zavallı çocuk…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz