Ama Beş Yüz Yirmi Beşinci Gece Olunca
Ama Beş Yüz Yirmi Beşinci Gece Olunca

Ama Beş Yüz Yirmi Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki:

     Ama onu büyük bir aşkla seven genç hanımımız bu ayrılıştan o denli sarsıldı ki, onu neredeyse öldürecek olan ağır bir hastalığa yakalandı. O zaman efendimiz Tahir, kızının öldürücü bitkinliğini görünce, yaptığından pişman oldu; her yana ve her ülkeye haberciler yollayarak genç Ebül Hasan’ı arattı  ve onu bulana yüz bin dinar ödül vereceğini vadetti. Ama bugüne kadar tüm araştırmalar boşa çıktı; çünkü hiç kimse onun izini bulamadı ya da ondan haber getiremedi. Bu yüzden, şeyhin kızı şimdi son nefesini vermek üzere bulunuyor!” dedi.
     O zaman ben, içim dertten kanayarak çocuğa, “Ya Şeyh Tahir! O nasıl?” diye sordum. Bana, “Bütün bunlardan öylesine büyük bir üzüntüye kapıldı ve direnişi öyle bir kırıldı ki, tüm genç kızları ve delikanlıları sattı ve Yüceler Yücesi Tanrı önünde pişmanlık getirdi!” diye yanıt verdi.
     O zaman ben genç köleye, “İster misin sana, Ebül Hasan ül-Ummani’nin nerede bulunduğunu bildireyim! Ne dersin?” dedim. Bana, “Allah senden razı olsun, kardeşim, yap bunu! Bir sevgiliye hayat verecek, bir babaya bir evlat bağışlayacak, bir âşığı sevdiğine kavuşturacak; köleni ve kölenin ailesini fakirlikten kurtaracaksın!” diye yanıt verdi. O zaman ona, “Öyleyse git efendin Şeyh Tahir’i bul ve kendisine ‘İyi haber getirdiğim için bana vadettiğin ödülü vermek zorundasın! Çünkü evinin kapısında Ebül Hasan ül-Ummani’nin ta kendisi bulunmaktadır!’ de!” dedim.
     Bu sözleri işitince, genç köle değirmenden kaçan katırın hızıyla uçup gitti ve göz açıp kapayasıya kadar geçen bir sürede, sevgilimin babası Şeyh Tahir ile birlikte geri geldi. Yarabbi şeyh ne kadar değişmiş; evvelce yılların geçmesine karşın taze ve genç görünüşlü olan yüzü ne hale gelmişti? Sanki iki yılda yirmi yıl yaşlanmıştı. Öyleyken beni hemen hatırladı ve boynuma atılarak öpmeye başladı; bir yandan da, “Ah, efendim, bu kadar uzun zamandır nerelerdeydin? Kızım, senin yüzünden mezarın eşiğine geldi. Gel! Benimle birlikte evine gir!” dedi.
     Ve beni içeri sokarak dizüstü gelip birleşmemizi sağladığı için Tanrı’ya şükürler etti ve genç köleye vadettiği yüz bin dinarı vermeyi geciktirmedi; genç köle de benim için Tanrı’nın kutsamalarını dileyerek çekildi.
     Bunu izleyerek Şeyh Tahir, ilkin tek başına kızının yanına girerek ona, kendisini ürkütmeden, gelişimi bildirdi. Ve “Kızım sana iyi bir haber getirdim! Eğer bir lokma bir şey yemeyi kabul edersen ve de gidip hamamda yıkanırsan, sana hemen bugün Ebül Hasan’ı yeniden gösteririm!” demiş. Kız da, “Babacığım, söylediğin doğru mu?” diye haykırmış. O da, ”Yüceler Yücesi Tanrı üzerine yemin ederim ki, doğru söylüyorum!” diye yanıt vermiş. O zaman kız, “Vallahi! Eğer onun yüzünü görürsem, zaten yiyip içmeye ihtiyacım kalmaz!” diye haykırmış.
     Yaşlı adam da, ardında durmakta olduğum kapıya doğru yönelerek bana, “İçeri gir, ya Ebül Hasan!” diye haykırdı. Ben de içeri girdim. Konuklarım, kız beni görüp tanıyınca, kendinden geçip bayıldı ve yeniden kendine gelinceye kadar epeyce zaman geçti. Sonunda ayağa kalkabildi, sevinç gözyaşları ve gülüşler içinde birbirimizin kollarına atıldık ve uzun süre böylece heyecan ve mutluluğun doruğunda sarmaş dolaş kaldık. Ve yöremizde olup bitenin farkına varabildiğimizde, kabul salonunun ortasında şeyhin çabucak çağırtmış olduğu kadı ve şahitlerin bulunduğunu ve hemen orada evlilik sözleşmemizi düzenlediklerini gördük. Ve düğünümüz işitilmedik bir şaşaa içinde ve otuz gün otuz gece süren eğlencelerle kutlandı.
     O zamandan beri, konuklarım, Şeyh Tahir’in kızı benim sevgili eşimdir. Ve ona ayrılık zamanlarının acılı saatlerini hatırlatan ve bunları, kendisi kadar güzel bir oğlan çocuğu doğurmakla birlikteliğimizin kutsallığı içinde yaşadığımız şu günlerle karşılaştırınca, ona zevk veren işittiğiniz o kederli şarkıları da söyleyen kendisidir. Ve de ey konuklarım şimdi size o çocuğu tanıtacağım…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görmüş ve yavaşça susmuş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir