Tarihin İlk’leri (122)
Tarihin İlk’leri (122)

Tarihin İlk’leri (122)

İLK STEROİD TEDAVİSİ
     Bedensel işlevlerimizi denetleyen ve değiştiren hormonların en önemlilerinden bir bölümü de steroid grubuna girenlerdir. Örneğin, kortizon, vücut sıvılarının ulaşım yollarından vücut dokularına olan yönelmelerini yönlendirir. Vücuttaki kortizon miktarı arttığında, ağrı ve şişkinliklerin yanı sıra iltihaplanmalar da ortaya çıkar. Sentetik kortizon içeren ilaçlarla yapılan tedavilerle, egzama, kolit ya da artrit gibi iltihaplı hastalıkların önüne geçilebilmektedir. Sentetik steroidlerin tıpta tedavi edici olarak ilk kullanımı, 1939 yılında ABD’nin Baltimore kentindeki John Hopkins Hastanesi’nde, Dr. George Thorn tarafından gerçekleştirildi. Bu tedavi yönteminin en önemli yan etkileri olarak kemik incelmesi, kan basıncının yükselmesi ve aşırı kilo alma sayılabilir. Ancak yine de her yıl milyonlarca insan kortizonlu ilaçların bilinçli kullanımından büyük yarar görmektedir.
İLK STETOSKOP
     Stetoskobun tıp dünyasına girmesi sayesinde, doktorlar ölümden ve cesedin parçalanmasından önce iç organlar hakkında fikir edinebilme olanağına kavuştular. 1815 yılında Fransız doktor Rene Laennec, ciğerlerden gelen sesleri doktorun kulağına ileten tahta bir boru yapmayı başardı. Bu dinleme aygıtı aracılığıyla, doktor, hastasının ciğerlerinin çalışabilirlik derecesi hakkında çok büyük önem taşıyan bilgiye sahip olabiliyordu. 19. yüzyılın sonlarına doğru, bugün bildiğimiz dinleme aletleri geliştirildi. Bunlar, göğüs üzerinde gezdirilebilen bir parçanın algıladığı sesleri doktorun kulağındaki kulaklığa ileten lastik boru sisteminden meydana geliyordu. Stetoskoplar, doktorların kalp ve akciğer muayenesinde yararlandıkları en basit aygıtlardır.
İLK SÜLFÜRİK ASİT
     Bütün asitler arasında en güçlülerinden biri olan sülfürik asit, ilk kez 16. yüzyılda Avrupalı kimyacılar tarafından bulundu. Ne var ki, geniş ölçekte üretime olanak veren ilk yöntem, ancak 1746’da, İngiliz bilgin John Roebuck tarafından geliştirildi. Kurşun oda yöntemi diye adlandırılan bu yöntemde, sülfürün tuzla yakılmasıyla elde edilen sülfür dioksit gazı, hava ile birlikte, kurşun bir odaya gönderilir. Bu odanın içine, bir yandan da su püskürtülür. Burada sülfür dioksit gazı sülfür triokside dönüşür ve suyla karışarak sülfürik asidi meydana getirir. 1831 yılında İngiliz şarap imalatçısı Peregrine Phillips, platin ya da vanadyumu katalizör olarak kullanarak sülfür dioksidi, sülfür triokside dönüştürmeyi ve böylece daha bol miktarda sülfürik asidi, daha kısa zamanda elde etmeyi başardı.
İLK GÜNEŞ SAATİ
     Güneş saatinin ilk modeli toprağa çakılan bir odun parçasından başka bir şey değildi. Günümüze kadar ulaşabilen en eski güneş saati ise, Mısırlılara ait olup, M.Ö. 800 yıllarından kalmadır. Bu uzun bir taş sütunun çevresindeki altı işaretten oluşuyor. Sabahleyin doğuya, akşam olunca da batıya çevrilen taşın işaretli ucunun düşürdüğü gölgelerin yardımıyla, zaman belirleniyor. Babilliler, Yunanlılar ve Araplar tarafından değişik biçimlerde yapılan güneş saatleri, 14. yüzyıldan itibaren Avrupa’da kiliselerin ve büyük binaların üzerlerinde de görülmeye başlandı. Hatta daha sonraları da “pek güvenilemeyen” saatlerin ayarlarının yapılabilmesi için kullanıldı.
İLK KILIÇ
     M.Ö. 3500 yıllarında Tunç Devri’nin başlamasıyla, insanlar erittikleri metallerden kılıç yapmaya başladılar. Asurlular ve Eski Yunanlılar tarafından dökülen tunç kılıçlar, önceleri küttü. Sonra bunların uçları ve yanları keskinleştirildi. M.Ö. 1100 yılında başlayan Demir Çağı’nda, insanlar kızgın demiri döverek daha keskin ve ince kılıçlar yapmayı başardılar. Eski Yunanlılar, kıvrık ve keskin kenarlı kılıçlar kullanıyorlardı. Romalılar ise “gladius” adım verdikleri yakın döğüş amaçlı kısa kılıçları tercih ettiler. M.S. 600 yılından itibaren, Avrupa’da, 120 santim uzunluğunda, her iki kenarı da keskin kılıçlar yaygınlaştı. Bunların kabzalarının uç kısmında, denge unsuru olarak bir topuz bulunuyordu. 17. ve 18. yüzyıllarda, Avrupalı soylular çok ince ve sivri uçlu kılıçlar kullandılar. Düello için en ideal silah olan bu kılıçlar, günümüzde de eskrim sporunda kullanılmaktadır. Araplar, İranlılar, Türkler, Hintliler ve Japonlar gibi Doğulu uluslar ise, daha derinden keseceğine inandıkları için kıvrık kılıçlara itibar ettiler. Sanayi devriminin başlamasından sonra dayanıklı çelikten çok zarif ve keskin kılıçlar üretildi. Özellikle İspanya’nın Toledo (Tuleytule) kenti ile Suriye’nin Şam kenti, ürettikleri kılıçlarla dünya çapında ün kazandılar. Kılıç, Ortaçağ’dan Birinci Dünya Savaşı’na kadar en önemli süvari silahı sayıldı ve 1914’ten sonra yerini ateşli silahlara bıraktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir