Ama Beş Yüz Otuz Birinci Gece Olunca
Ama Beş Yüz Otuz Birinci Gece Olunca

Ama Beş Yüz Otuz Birinci Gece Olunca

     Demiş ki:

     Ve annemin de yardımıyla yeğenlerim güvenli bir doğum yapmamı sağlarlar ve tahtının mirasçısı olacak nevzata özen gösterirler!” diyerek yanıt vermiş. Bu sözleri işitince, şah, “Ey Gülnar, senin arzuların benim davranış kurallarımdır ve ben hanımının buyruklarına boyun eğen köleyim! Ama, söyle bana ey harika yaratık! Bu kadar az bir zamanda annene, kardeşine ve yeğenlerine nasıl haber ulaştırabilecek, bunca yakın olan doğumunda onların hazır bulunmalarına sağlayacaksın? Her durumda, bu arzunu daha önce bilmek; böylece gerekli hazırlıkları yaptırarak onları layık oldukları onurların tümüyle karşılamak isterdim!” diyerek onu yanıtlamış. Genç sultan da, “Efendim, aramızda merasime gerek yok” diye cevap vermiş. “Ve zaten yakınlarım her an buraya gelebilir! Nasıl buraya ulaşacaklarını bilmek istersen, bu odanın yanındaki odaya girmen ve bir bana, bir de o odadaki pencerelerden denize bakman yeterli olacaktır!” diye sözünü sürdürmüş.
     Ve hemen Şah Şehriman yandaki odaya girmiş ve elinden geldiğince dikkatle Gülnar’a ve bunu izleyerek yüzeyinde ne olacağım merak ettiği denize bakmış. Gülnar da koynundan iki parça Komor Takımadaları’nda biten sarısabır çıkarmış; bunları bir buhurdanlığa koymuş ve tutuşturmuş. Buhurdanlıktan duman tüter tütmez uzun ve keskin bir ıslık çalmış ve buhurdanlık üzerine anlaşılmaz sözcükler ve sihirli deyimler fısıldamış. Ve o anda, deniz köpürmüş ve kımıldanmaya başlamış; sonra yarılarak içinden ilkin ay kadar güzel ve usul boylu, yüzü ve inceliğiyle Gülnar’a benzer bir delikanlı çıkmış; yanakları pembe beyaz, saçları ve bıyıkları doğuştan deniz yeşili imiş ve şairin dediği gibi, aydan da göz kamaştırıcı imiş; çünkü ay, göğün sadece bir burcunda yer alırken, bu delikanlı, bütün gönüllerde yer alıyormuş! Onu izleyerek denizden çok yaşlı, saçları bembeyaz bir kadın çıkmış; bu, delikanlının ve Gülnar’ın annesi Çekirge imiş. Onu da, hemen ardından, belli bir ölçüde Gülnar’a benzeyen ve onun yeğenleri olan aylar kadar güzel beş genç kız izlemiş.
     Delikanlı ile beş genç kız, deniz üzerinde yürüyerek kuru ayaklarla köşkün pencerelerinin altına kadar ilerlemişler ve oradan gerilerek birbiri ardından, bir an için kendilerine göründükten sonra onların girmelerine yol açmak için zamanında çekilen Gülnar’ın bakındığı pencereye yeğnilikle sıçramışlar. O zaman Şehzade Salih, annesi ve yeğenleri Gülnar’ın boynuna atılmışlar ve onu yeniden bulmanın coşkusuyla, sevinçten gözyaşları dökerek kucaklamışlar ve ona, “Ey Gülnar bizi terk etmeye ve dört yıldır kendinden yana habersiz bırakmaya, hatta bulunduğun yeri bile bildirmemeye gönlün nasıl razı oldu? Vallahi! Ayrılığının acısıyla içimiz burkuldukça dünya gözümüze dar geldi! Artık yemeden içmeden zevk almamaya başladık; çünkü yediklerimiz ağzımıza tat vermez olmuştu! Ve artık ayrılığının acısıyla baştan aşağı yanarak gece gündüz ağlayıp inlemekten başka bir şey yapamaz olduk! Ey Gülnar! Bak, yüzümüz ıstıraptan nasıl inceldi ve sarardı!” demişler.
     Gülnar da bu sözleri duyunca, annesinin ve kardeşi Şehzade Salih’in ellerini öpmüş ve yeniden sevgili yeğenlerini kucaklamış ve hepsine birden, ” Kuşkusuz! Size önceden haber vermeden ayrılmakla sizin sevecenliğinize karşı büyük bir kusur işledim. Ama bahta karşı durulur mu? Şimdi artık birbirimizi bulmuş olmakla mesut olalım ve Tanrı’nın hayırseverliğine şükredelim!” demiş. Sonra hepsini yöresine oturtmuş ve tüm öyküsünü başından sonuna kadar onlara anlatmış. Ama onu burada tekrarlamak yararsız!
     Sonra da “Ve şimdi ben, bu üstün nitelikli ve mükemmelliğin sınırında mükemmel olan ve beni sevip hamile bırakan şahla evli bulunduğum için, buraya aramızı düzeltmek ve çocuk doğurduğum sırada yardımınızı rica etmek için sizi buraya getirdim. Çünkü denizin kızlarını nasıl doğurtacaklarını bilmeyen yeryüzü ebe kadınlarına güvenim yok!” diye eklemiş.
     O zaman anası Çekirge Sultan, ona, ” Kızım, seni burada bir yeryüzü hükümdarının sarayında görerek bahtsızlığa düşmüş olmandan çok korkmuştuk! Ve yurdumuza dönmen için seni sıkıştırmaya hazır bulunuyorduk; çünkü seni ne denli sevdiğimizi, sana duyduğumuz sevecenliğe ne çok değer verdiğimizi ve seni mutlu, huzurlu ve kaygısız görmeyi ne kadar arzu ettiğimizi bilirsin! Ama bize mutlu olduğunu bildirdiğine göre artık senin için ne diyebiliriz?

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir