Ama Beş Yüz Otuzuncu Gece Olunca
Ama Beş Yüz Otuzuncu Gece Olunca

Ama Beş Yüz Otuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki:

     “Ve işte sana söylenecek her şey bu kadardır, ey Şah Şehriman, vesselam!” demiş.
     Bu konuşmayı duyan şah, karısının iki gözü arasından öpmüş ve ona, “Ey büyüleyici Gülnar, ey deniz kızı, ey harika yaratık, ey gözümün nuru sultanım, bana ne harika şeylerden söz ettin, böyle! Kuşkusuz, eğer beni terk edip gitseydin, bu bir an sürse bile, o anda ölürdüm ben!” demiş. Sonra da, “Ama, ey Gülnar, bana, denizde doğduğunu, annen Çekirge’nin ve kardeşin Salih’in öteki yakınlarınla birlikte deniz içinde yaşadıklarını ve babanın yaşadığı sürece deniz ülkesinin sultanı olduğunu anlattın! Oysa, ben, denizsel varlıkların mevcut bulunduğu konusunu tam anlamıyla kavrayamadım ve bugüne kadar yaşlı kadınların bu konuda bana anlattıklarını akıl almaz saçmalıklar olarak kabul ettim. Ama seni dinleyince ve senin denizde yaşayanlardan biri olduğunu anlayınca bu gibi olayların gerçekliğinden artık kuşku duymaz oldum. Bundan dolayı senden, kendi ırkın ve yurdunda yaşayan bilinmeyen halkın hakkında beni daha iyi aydınlatmanı rica ediyorum. Özellikle bana suda, boğulup tıkanmadan nasıl yaşanılabilir, açıkla! Çünkü bu, benim tüm yaşamımda işittiğim en inanılmaz şeydir!” diye eklemiş.
     Bunun üzerine Gülnar, ona, “Kuşkusuz, bütün bunları sana tüm dost yüreğimle anlatacağım. Bil ki, ikisinin de dua ve barış üzerlerine olası Davut’un oğlu Süleyman’ın mührü üzerine kazılı isimlerin erdemi hürmetine, bizler denizin dibinde karada yaşar ve yürür gibi yaşıyor ve yürüyoruz; havada soluklanır gibi nefes alıyoruz ve boğulacak yerde giysilerimiz bile ıslanmadan yaşamımızı sürdürüyoruz; deniz, görmemizi engellemiyor ve hiçbir uygunsuz durum olmaksızın gözlerimizi açık tutuyoruz ve öylesine seçkin gözlerimiz var ki, suyun uzayıp giden yoğunluğu içinde denizin derinliklerini delebiliyor; bize kadar ulaşan güneşin ışınları ve üstümüzdeki ay ile yıldızların parıltısı kadar denizin içindeki her şeyi ayırt ediyoruz. Ülkemize gelince; yeryüzündeki tüm ülkelerden daha geniştir ve çok kalabalık büyük kentleri kapsayan eyaletlere bölünmüştür. Ve oradaki halk, tıpkı yeryüzünde olduğu gibi, yaşadıkları bölgelere göre, türlü türlü yaşam ve davranış anlayışlarına ve de çeşitli bedensel oluşumlara sahiptir; kimileri balıktır; kimileri de, bizim gibi, Tanrı’ya ve Peygamberlerine inanan insan yapısındadır ve Süleyman’ın mühründe kazılı olan dilin tıpkısını konuşur. Oturduğumuz yerlere gelince, yeryüzünde asla düşleyemeyeceğiniz bir mimarlık anlayışıyla gerçekleştirilmiş göz kamaştıran saraylardır! Bunlar, bizde ne denli büyük ve güzel olsalar da pek değer verilmeyen ve ancak fakirlerin ve yoksulların barınaklarını süsleyen inciler söz konusu olmaksızın, billur kayalardan, sedeften, mercandan, yakuttan, altından, gümüşten ve her türlü değerli maden ve taştan yapılmıştır. Dolaşım olanaklarımıza gelince, bedenlerimiz harika bir çeviklik ve kayganlıkla donanmış bulunduğundan, biz, sizler gibi, atlara ve arabalara ihtiyaç duymayız; buna karşılık şenlik günlerinde, toplu eğlentilerde ve uzak yolculuklarda hizmet görmeleri için ahırlarımızda at besler ve araba bulundururuz. Bu arabalar sedeften ve değerli madenlerden yapılmıştır; oturulacak yerleri ve tahtları da değerli taşlardan yontulmuştur. Ve deniz atlarımız, yeryüzünde hiçbir hükümdarın benzerlerine sahip olamayacağı kadar güzeldir! Ama, ey şah, artık sana uzun uzadıya deniz ülkesini anlatmak istemiyorum. Çünkü uzun olacağım umduğum yaşamımızda, Tanrı isterse, seni ilgilendiren konularda sonsuz ayrıntılarla bilgi sunmam için yeterli zamanın olacaktır. Şimdilik çok önemli ve de doğrudan doğruya seni ilgilendiren bir konuyu çabucak açıklamayı yeğ tutuyorum. Sana doğumdan söz etmek istiyorum. Bil ki, efendim, aslında, deniz kadınlarının doğum yapması, yeryüzündeki kadınların doğum yapmasından tüm olarak farklıdır! Benim doğum zamanım da çok yakın olduğundan, senin ülkenin ebe kadınlarının bana gereğince doğum yaptıramayacaklarından çok korkuyorum! Bundan dolayı senden Çekirge annemi Salih kardeşimi ve öteki yakınlarımı getirtmeme izin vermeni rica ediyorum; onlarla barışırım ve annemin de yardımıyla yeğenlerim güvenli bir doğum yapmamı sağlarlar ve tahtının mirasçısı olacak nevzata özen gösterirler…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir