Ama Beş Yüz Otuz İkinci Gece Olunca
Ama Beş Yüz Otuz İkinci Gece Olunca

Ama Beş Yüz Otuz İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:

     “Ama, bize mutlu olduğunu bildirdiğine göre artık senin için ne diyebiliriz? Ve bahtı zorlayıp seni denizdeki şehzadelerden biriyle evlendirmeye niyetlendirseydik, kuşkusuz bahta karşı çıkmış olacaktık!” demiş. Gülnar da, “Evet vallahi! Burada huzurun, zevklerin, onurların, mutluluğun ve tüm arzuladıklarımın doruğundayım!” diye yanıt vermiş. Hepsi bu kadar!
     Şah da Gülnar’ın söylediklerini işitmiş ve yüreğinde memnunluk duymuş ve bu sözlerden ötürü ta içinden ona teşekkür etmiş ve onu öncekinden bin kez daha çok sevmiş ve ona karşı duyduğu aşk, yüreğinin çekirdeğinde pekişmiş ve kendi kendine ona bağlılığının ve tutkusunun mümkün olan her alanda yeni kanıtlarını sunmak için söz vermiş.
     Bunu izleyerek, Gülnar, kölelerini çağırmak için el çırpmış ve onlara sofra serip yemek getirmeleri için emir vermiş, sonra da bizzat mutfağa gidip pişirirlerken denetlemede bulunmuş. Köleler kızartılmış etler, börekler ve meyvelerle donanmış büyük tepsiler getirmişler; Gülnar da yakınlarını, kendisiyle birlikte çevresine oturup yemek yemeleri için sofraya çağırmış. Ama onlar, “Yok, vallahi! Gidip kocan olan şaha, bizim geldiğimizi bildirmenden önce hiçbir şey yiyemeyiz! Çünkü onun oturduğu yere izinsiz girdik ve henüz bizi tanımıyor!” diye yanıt vermişler. “Yoksa, sarayında yemek yemek, kendisi bilmeksizin konukseverliğinden yararlanmak büyük bir nezaketsizlik olur! İyisi mi sen git, ona haber ver ve onu görmekle ve böylece aramızda tuz ekmek hakkı doğmasına neden olmasıyla çok mutlu olacağımızı kendisine söyle!” diye eklemişler.
     Bunun üzerine Gülnar, yandaki odada saklanmış bulunan şahı bulmaya gitmiş ve ona “Efendim, hiç kuşkusuz yakınlarıma seni nasıl övdüğümü ve seninle mutlu olduğuma inanmalarını engelleyecek en küçük bir imada bulunsaydım, beni nasıl alıp götürmeye kararlı olduklarını işitmişsindir!” demiş. Şah da, “Duydum ve gördüm! Vallahi! Ve işte bu kutsanmış saatte bana olan bağlılığının kanıtını edindim ve artık senin sevginden kuşku duymaz oldum!” diye yanıt vermiş. Gülnar, “Ve de, senin için o denli övgüde bulunduktan sonra, sana şunu da söylemeliyim ki, artık annem, kardeşim ve yeğenlerim sana karşı hatırı sayılır bir sevecenlik duydular ve seni çok sevdiler diyebilirim! Bana da, seni tanımadan ve sana saygılarını ve iyi dileklerini sunmadan ve seninle dostça görüşmeden ülkelerine dönmek istemediklerini söylediler! Ben de senden, onların bu dileklerini yerine getirmeni rica ediyorum. Gelip onları görmeni, onların da seni görmelerini ve aranızda katıksız bir sevecenliğin ve dostluğun doğmasını istiyorum!” demiş. Şah da, “İşitmek, itaat etmektir! Zaten benim de arzum budur!” diye yanıt vermiş.
     Ve hemen ayağa kalkıp yakınlarının bulundukları salona dönerken Gülnar’a eşlik etmiş. Ve içeri girdiğinde onları en candan şekilde selamlamış; onlar da selamını yanıtlamışlar ve şah, yaşlı Çekirge Sultan’ın elini öpmüş ve Şehzade Salih’i kucaklamış ve de hepsini oturmaya davet etmiş. O zaman Şehzade Salih, ona iltifatta bulunmuş ve Gülnar’ın bir değerlik bilmezin eline düşüp ziyan edildikten sonra bir mabeyinci ya da bir aşçıyla everilecek yerde kendisi gibi büyük bir şahın eşi olduğunu görmekle kapıldıkları sevinci belirtmiş ve her birinin Gülnar’ı ne çok sevdiklerini ve daha önceleri, daha ergenlik yaşına ulaşmadan önce. onu denizdeki şehzadelerden biriyle evermeyi düşündüklerini, ama bahtının itişiyle, kendi keyfince evlenmek üzere denizaltı ülkesinden nasıl kaçtığını ona anlatmış! Şah da, “Evet! Allah onu bana nasip etmiş. Ve sana kayınvalidem Çekirge Sultan ve sana Şehzade Salih ve de kibar yeğenlerim, iyi dilekleriniz ve övgüleriniz ve evlenmeme bütün gönlünüzle rıza gösterdiğiniz için çok teşekkürler ederim!” diye yanıt vermiş.
     Sonra şah onları birlikte yemek yemek üzere sofra yöresine çağırmış ve onlarla uzun uzadıya tüm samimiyetiyle görüşmüş ve sonra her birine kendi dairelerine çekilirken eşlik etmiş. Gülnar’ın yakınları, kendi onurlarına düzenlenen şenlikler ve eğlentiler içinde çok gecikmeden gelen Sultan’ın doğum yaptığı güne kadar sarayda kalmışlar.
     Gerçekten, Gülnar, hamileliğinin süresi dolunca, Çekirge Sultan’ın ve yeğenlerinin elleri arasında dolunay halindeki ay kadar güzel, pembe ve tombul bir oğlan çocuğu doğurmuş; onu şahane kundaklara sararak babası Şah Şehriman’ın kucağına vermişler; o da bebeği, ne bir kalemin ne de bir dilin anlatabileceği denli büyük bir sevinçle alıp dolaştırmış ve lütuf olarak fakirlere, dullara ve yetimlere büyük sadakalar dağıtmış ve hapishanelerin kapılarını açtırıp mahkumları salıvermiş; kadın erkek tüm kölelere özgürlük vermek istemiş; fakat onlar emrinde bulunmakla mutlu oldukları böylesi bir efendinin hizmetinden ayrılmak istemediklerinden bu özgürlüğü kabul etmemişler. Tüm mutluluklar ortasında, sürekli eğlencelerle yedi gün geçtikten sonra Sultan Gülnar, kocasının, anasının, yeğenlerinin onayıyla oğluna Gülen Ay adını koymuş…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir