Yüzen Şehir-16 (Jules Verne)
Yüzen Şehir-16 (Jules Verne)

Yüzen Şehir-16 (Jules Verne)

ON ALTINCI BÖLÜM
       O gün, büyük salona girerken, kapıya asılmış bir gösteri programı gördüm. Bu tür gösteriler, normal hayatta pek ilgimi çekmese de, gemide yapılacak başka işin olmaması her türlü etkinliği cazip hale getiriyordu.
       Güverteye çıktım ve belki birlikte gideriz, diye Mac Elwin’i aramaya koyuldum. Onu bu kez ön güvertede, kendi âlemine dalmış, kalbine musallat olan bir çırpınmayı dindirmek istiyormuş gibi, elini göğsüne bastırarak, sessiz ve düşünceli bir halde denizi seyrederken buldum. Neyse ki, teklifimi geri çevirmedi.
       Dolaşmamız sırasında, Harry Drake’in birçok kez karşımıza çıktığını fark ettim. Bana, sanki bunu bilerek yapıyormuş gibi geldi. Fabian da bu hali fark etmiş olacak ki;
       “Kim bu adam?” diye sordu.
       “Bilmiyorum,” diye yanıt verdim.
       “Hoşuma gitmeyen bir tip,” dedi.
       İki gemiyi, rüzgârsız, akıntısız bir ortamda, bir denizin ortasına bırakınız, bu gemilerin birbirine yanaştığını görürsünüz. Uzayın boşluğuna iki hareketsiz cisim atınız, bu kürelerin bir süre sonra birbirine çarptıklarına şahit olursunuz. Aynı şekilde, bir topluluk içine iki hasım koyunuz, bu hasımların birbirini bulmasına, kavga etmelerine engel olamazsınız. İşte o an, bir felâket anıdır. Sadece ortada bir mesele vardır ki, o da zaman meselesidir.
       Gösteri, çeşitli grupların ve yetenekli kişilerin marifetlerini sergilemesiyle tamamlanmış ve itiraf etmek gerekirse hayli de başarılı olmuştu. Kamaralara dağılmadan önce tüm izleyiciler, “Tanrı Kraliçemizi Korusun” marşını ayakta dinlemişlerdi.
       “İyi geceler” temennisinden sonra ayrıldığımız Fabian, ne ertesi gün, ne de ondan sonraki gün ortalıkta görülmemişti.
(Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir